Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 1. Kitap Bölüm 20: Aşırı Derecede Tatlı

Çevirmen: Ashily
YAN HİKAYE BÖLÜM 20: AŞIRI DERECEDE TATLI
“Tehlikeli olduğunu bile bile oraya nasıl girebildiğini gerçekten anlamıyorum.”
Steward değişmeyen gülümsemesiyle sordu. “Bay Bailey geri döneceğini söyleseydi ne yapardın?”
Grayson ona doğru döndü ve cevap verdi. “Chase cesetlerden hoşlanmaz.”
***13. Kısım***
Josh kapıyı arkasından kapatırken odaya yayılmış feromonlar hızla etrafını sardı.
Nefesi kesildi ve öksürdü. “…Öhö.”
Birkaç kez daha öksürdükten sonra zorlukla nefes alabildi. İçeri girer girmez soluduğu feromonlar aklını tamamen karıştırmaya yetmişti. Konağa girdiği andan beri onu rahatsız eden feromonlara karşı koymanın artık sınırına ulaşmış gibi hissediyordu. Josh, derin bir nefes alma ya da nefesini tutma seçenekleri arasında gözlerini kapattı.
‘İlacımı içtim mi?’
Konağa girer girmez ilaç içtiğini hatırladı. Ancak rut’a giren Baskın Alfa’nın feromonları beklediğinden daha güçlüydü. Ayrıca kulağındaki işaret Josh’u daha da zayıflatıyordu. Şişedeki ilaçların tamamını içmiş olsa bile dayanabileceği sürenin bir sınırı vardı. Josh köşeye sıkıştığını hissetti.
Kaybetmek üzere olduğu bilincini geri kazanmaya çalışarak yavaşça odada göz gezdirdi. Tıpkı Chase’in malikanesi gibi burası da inanılmaz derecede sade bir odaydı. Bir sehpa ve yataktan oluşan odayı inceleyen Josh, bu sadeliğin sebebinin, buranın geçici bir ev olmasından kaynaklanmadığını düşündü. Bunun her ne kadar tercih meselesi olduğunu düşünse de iç tasarım şu anda kimsenin umrunda değildi.
“Öhö, öhö.” Dizlerinin bağının çözülme hissine karşı koyarak yürümeye devam etti. Üzerinde ince bir örtünün olduğu yatak boştu.
‘Burada olduğuna eminim.’
Ağzını ve burnunu koluyla kapatan Josh, olabildiğince nefes almamaya çalışarak odaya bakındı. Oda feromon kokusuyla doluydu, bu yüzden Chase’in içeride olmaması mantıklı değildi.
‘Neredesin? Nerede?’
Hareketlerini mümkün olduğunca az nefes alacak şekilde kısıtladığından odaya bakınırken hatırı sayılır bir süre harcadı. Duyularını bastırıp hızla gözlerini hareket ettirdi. Yatağın etrafında dolaşıp her yeri kontrol etti ama oda boştu. Etrafa ne kadar bakarsa baksın, içeride birinin olduğuna dair herhangi bir iz yoktu.
‘Olamaz.’ Josh, aklına gelen kötü düşüncelere dayanamayarak bağırdı. “Chase!”
Josh’un sesi boş odada belli belirsiz yankılandı. Tarif edilemez sessizlik karşısında kafa karışıklığıyla gözlerini kırpıştırdı. Gerginliği iki katına çıkmıştı. En sonunda burnunu ve ağzını kapattığı ellerini çekip bağırdı.
“Chase, neredesin? Cevap ver!”
Tam o anda arkadan ufak bir ses geldi. Josh refleks olarak gözlerini banyoya doğru çevirdi ve hiç tereddüt etmeden oraya doğru yürüdü.
“Haa, haa. Haa, haa.” Aniden nefes alışverişi zorlaştı ve gözlerinin önü bulanıklaştı. Onu banyoda da bulamazsa daha fazla dayanamayabilirdi. Josh kendini bu durumda ne yapacağını düşünmeye zorladı. ‘Eğer burada da değilse.’
Tıkırt.
Joh banyonun kapısını açıp içeri girdiğinde sırtından aşağı soğuk terler akmaya başladı. Bir an için gözleri açıkken bilincini kaybettiğini fark etti.
‘Feromonları, ağır, kasvetli, acı verici, kokuyor.’
Her kelimeyi ayrı ayrı düşünecek kadar bilincinin sınırına ulaşmıştı. Yatak odası kadar büyük olan banyo feromonlarla doluydu. Öncekine göre birkaç kat daha yoğun olan feromon kokusu hızla etrafını sardı.
Bir anlık boş bakışın ardından onu gördü. Josh sanki şikayet ediyormuş gibi yumuşak bir şekilde mırıldandı.”…Chase.”
Attığı her adımda ayaklarının üzerine büyük bir yük biniyormuş gibi bacakları ağırlaşıyordu. Bir robot gibi yürüyordu. Oturup arka tarafını ovuşturma arzusuyla Chase’i görme özlemi arasında sıkışıp kalmıştı.
Chase banyo zeminine yığılmıştı. Josh, yıkanmaya çalışırken mi bilincini kaybettiğini yoksa başka bir şey mi yapmaya çalıştığını anlayamadı. Bildiği tek şey çıplak vücudunun eskisinden çok daha ince olduğu, çekimler bittikten sonra muhtemelen boyası akmış olan ve gelişigüzel uzayan sarı saçlarının ince yüzünü kapattığıydı. Onu soğuk zeminde yatarken gören Josh, üşümüş olabileceğini düşündü. Güçlükle yanına ilerledi ve elini omzuna koydu. “Chase.”
Avucunun altındaki çıkıntılı kemiği net bir şekilde hissedebiliyordu. Feromonlar yüzünden hissettiği sersemliğin bir kısmı geçmişti. Josh tutuşunu sıkılaştırdı ve omzunu sertçe salladı.
“Chase, uyan, Chase!”
<Rut’u geldi.>
Josh, Grayson’ın sözlerini hatırlarken Chase yavaşça göz kapaklarını kaldırdı. Sarı saçlarının altında ortaya çıkan gözler altın rengindeydi, Josh elbette bu göz kamaştırıcı gözleri daha önce görmüştü. Kısa bir sürenin Chase ağzını açtı.
“Josh.”
Boğuk sesi neredeyse duyulmuyordu. Kuru dudaklarını ıslatan Chase önünde diz çöken Josh’a baktı ve alçak sesle tekrar etti. “Josh.”
Yavaşça bir parmağını kaldırıp Josh’un yanağına koydu. Sıcak tenini hissettiği anda titreyen eli durdu ve Chase’in yüzünde bir gülümseme belirdi. “Sonunda,” diye fısıldadı. “Beni öldürmeye geldin.”
Josh, Chase’in gülümseyen yüzü karşısında şaşkınlıkla gözlerini açtı. Chase, Josh’a şimdiye kadar gördüğü en mutlu yüzle sarıldı.
<Lütfen beni öldür.> (ÇN: 56. Bölüm’e bakabilirsiniz.)
Chase, dileğini tekrarlayarak yüzünü Josh’un omzuna gömdü. “Hah,” rahatça bir nefes aldı. “Artık gerçekten bitti,” diye fısıldadı.
‘O ciddi mi? Yoksa feromonlardan dolayı saçmalıyor mu?’
Josh onun kolunu tuttu, kendine getirmeye çalıştı.
“Chase.”
Chase’i hemen yere yatırıp üstüne çıkma arzusunu bastırmak büyük bir çaba gerektirdi. Josh bu şekilde devam ederse bunu gerçekten yapabileceğini düşündü.
“Chase, uyan.” Dişlerini sıktı ve bağırdı. “Hadi buradan çıkalım. İçeride konuşalım.”
Chase’i ayağa kaldırmaya çalıştı ama gücü yetmedi. Çoktan sınırındaydı. Aklı başında olsaydı bile ondan daha yapılı ve uzun olan Chase’i kaldırıp yürümesi imkansızdı. Onu kolundan çekip ayağa kaldırmaya çalıştı ama başarısız oldu. Sonunda onu banyoda yere bıraktı.
“Lanet olsun!” Josh, küfretme isteğini zar zor bastırdı. Chase’in vücuduna baktı ve birden durdu. Vücudunun her yeri, yeni yaralar ve morluklarla doluydu. ‘Tedavi görmüyor muydu? Bu da ne böyle?’
“Chase.” Ona tekrar seslenip ne olduğunu sormak üzereydi ki Chase gözlerini kırpıştırdı. O ana kadar boş boş bakan gözleri önce mora ve sonra tekrar altın rengine döndü, yine de Josh bilincinin biraz yerine geldiğini görebiliyordu. Hızla önünde diz çöktü ve hafifçe yanağını okşadı.
“Chase, uyanık mısın? Chase.”
Chase gözlerini kırpıştırıp ona seslendi. “…Joshua?”
Bu seferki boş bakışlarının nedeni farklıydı. Tekrar ağzını açtı ama ses çıkarması birkaç saniye daha sürdü.
“Joshua, gerçekten sen misin?”
“Evet, benim.”
Josh duygularını bastırdı ve zorla gülümsedi. “Bu da ne, senin güzel yüzüne aşık olduğumu bilmiyor musun?”
Tabii ki bu bir şakaydı. Dağınık saçlarına ve ince yanaklarına rağmen Chase, görünüşüyle Josh’un dikkatini dağıtma konusunda fazlasıyla yetenekliydi. Belki de boş bakan gözleri, titreyen uzun kirpikleri ve kuru dudakları onu daha perişan hissettirdiği içindi. Boş bir oditoryumda yağmurda şarkı söyleyen bir opera sanatçısına benziyordu. Josh üzüntüyle dudaklarını ısırdığında Chase öncekinden çok daha titrek bir şekilde yeniden konuştu.
“Peki şimdi beni terk mi edeceksin?”
“Aptal, tabii ki de şaka yapıyorum.” Josh bilerek ona vurduktan sonra omuzlarına sarıldı. Kollarının arasındaki zayıf bedeni hissedince duraksadı. ‘Bunca zamandır neler oldu tanrı aşkına?’
Josh elinden geldiğince sakin bir şekilde sordu. “Bu nasıl oldu? Chase, bunu kim yaptı?”
Chase’i bu hale getiren suçluyu bulduğunda onu bırakmayacaktı. Chase, Josh’un çok nazik bir ifadeye bürünen yüzüne boş boş baktıktan sonra ağzını açtı. “Ben.”
“Ne?”
“Ben yaptım.”
Josh bir an için şok oldu ve dili tutuldu. İçinde yükselen öldürme isteği hızla yok oldu. “N-Neden?”
“…”
Ona baskı yapmamaya dikkat etse de sormadan edemedi. “Bunu neden yaptın? Chase.”
‘Neden kendine zarar verdin?’ Josh bunun sebebini gerçekten bilmek istiyordu.
“Çünkü…” Chase şikayet eder gibi mırıldandı. “İlaç içemiyorum ve sen de burada değildin.”
“…”
“Aklımı kaybedip delirebilirdim… Artık ilaç içemediğim için birisine tecavüz edebilirdim.”
“Yani…” Josh derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti. “Yani bunu kendine sen mi yaptın?”
“…”
“Aklını kaybetmemek için?” Chase başını salladı. Josh söyleyecek söz bulamıyordu. ‘Kendi başına buna katlandı, dayandı ve sonunda bu hale geldi. Ben buraya gelmeseydim ne olacaktı?’
Aklında, halüsinasyon görürken elini uzatan Chase’in yüzü canlandı.
<Beni öldürmeye geldin.>
‘En son ne zaman bu kadar mutluydu?’
Sonrasında Chase’e evlenme teklif ettiği anı hatırladı. Josh derin derin nefesler alarak güçlükle konuştu. “Chase, ne dediğimi hatırlıyor musun?”
Josh ona sarılmaya devam etti. “Seni koruduğum sürece ölmeyeceğini söylememiş miydim?”
“…”
“Seni öldürmeye gelmem imkansız, Chase. Öyle değil mi?”
Chase hala sessizdi. Feromonlarının ve sessizliğinin baskısına maruz kalan Josh, ölümüne baskı hissetti. Josh’a yaslanırken sessiz kalan Chase sonunda ağzını açtı.
“Delirmek istemiyorum.” Hıçkırıklarla yalvardı. “Ah lütfen… Joshua, delirmek istemiyorum.”
‘Chase Baskın Alfa olduğunu öğrendiğinden beri bu korkuyu yaşıyor olmalı.’ Josh bunu görebiliyordu. Chase’in korkusu, öfkesi, kendinden nefret etmesi ve diğer tüm duyguları tatlı feromonlara dönüşüp ağır bir şekilde etrafa yayılmıştı.
‘Aşırı derecede tatlı.’ Josh bu tatlılığa dayanamadı ve sertçe konuştu. “…Lanet olsun, neden beni daha önce aramadın?”
‘Arasaydın.’ Josh kendi kendine düşündü. Onun için yapabileceği bir şey yoktu. Ama Chase’i korumayı başarabilirdi. Onu neşelendirip, cesaretlendirir ve öperdi. ‘Keşke bunu yapabilseydim.’
************************************************************************************************
Ya ben gerçekten bu ikisini yerim ♥ Chase’in kendi doğasına karşı gelip karakterli duruşu insanı gerçekten şok ediyor. Üstelik aşırı duygusal. Tüm kalbimde hissettim birbirlerine olan sevgilerini. Bayılıyorum bu sahneleri okumaya -Ashily
Yorum