Çevirmen: Ashily
***32. Kısım***
Ashley “Tamam. O halde şimdi gelebilirsin.” dedi.
Nedense sesi her zamankinden daha tedirgin geliyordu. Koi kalbinin bir derinliklerinde yeşeren korkuyu hissederek dikkatle adım attı. Kuru tükürüğünü yuttu ve sonunda duvarın etrafından dönüp Ashley’le yüz yüze geldi.
‘…Ha.’
Gözlerini kocaman açtı ve olduğu yerde durdu. Birkaç adım ötesinde duran Ashley normal zamanki halinden pek farklı görünmüyordu. Üzerine her zamanki gibi salaş bir tişört ve kot pantolon giymişti. Ayaklarında sandalet vardı ve saçları da her zamanki gibi dağınıktı. Buraya kadar her şey beklediği gibiydi. Hayal ettiğinden tamamen farklı olan şey yüzüydü.
Ashley’nin yüzü şişmişti. Ancak ağlamaktan değildi. Bir yanağı özellikle kızarmıştı ve üzerindeki el izi açıkça görülebiliyordu. Boynunda da çizikler vardı.
‘…Kedi mi?’
Koi başta böyle düşündü. Hiç kedisi olmamıştı ama sokak kedilerini beslemişti. Kedilerin alışması biraz zaman alıyordu. Doğal olarak alışana kadar elinin arkasını sık sık çiziyorlardı. Bir süre sonra pençelerini gizleyip ayaklarıyla vurmaya başlıyorlardı ve bu da oldukça can yakıyordu.
Ashley’nin yüzü şu anda aynen böyle görünüyordu. Kötü bir durumda olan başıboş bir kedi yabancı birine karşı temkinli davranıp pençelerini çıkarıp saldırmış gibiydi.
‘Eğer o el izleri olmasaydı tam olarak böyle düşünürdüm.’
Açıkça görülebilen parmak izleri bir insan tarafından bırakılmıştı. Tek kelime etmeden Ashley’nin yüzüne bakan Koi, dikkatle ağzını açtı. “Umm, Ash.”
Ashley yanıtladı. “Evet.”
Dudakları da biraz yaralanmış gibiydi. Koi duraksayarak sordu.
“Bir ihtimal…”
Bir sonraki şeyi söylemeye cesaret edemedi ama Ashley cevap verdi. “Evet, Al bana vurdu.”
“Aman Tanrım.” Koi istemsizce derin bir nefes aldı. Onun ağzını kapattığını ve gözlerini kocaman açtığını gören Ashley başını kaşıdı.
“Gördün mü? Endişelenmeni gerektirecek bir şey yok.”
“G-Gördüm.”
Koi kekeledi. Bir şeyler söylemesi gerekiyordu ama aklına hiçbir şey gelmiyordu. Etrafına bakındı ve ağzını açtı.
“Ah, hey, sanırım çok kızgındı.”
“Sanırım öyle.”
Ashley sanki önemsiz bir şeymiş gibi konuştu. Kızgın ya da depresif hissediyor gibi değildi. Koi duraksadıktan sonra sordu. “Peki sen iyi misin?”
“Ne konuda?”
Koi dürüstçe cevap vermeden önce bir anlığına tereddüt etti.
“Al seni terk ettiği için.”
“Ne?” Ashley telefonda konuşurken verdiği tepkinin aynısını verdi. Bu sefer özellikle şaşırmış görünüyordu. Kaşlarını çatan ve yüzünü buruşturan Ashley tekrar sordu.
“Ariel beni terk mi etti?”
Gerçekten şaşırmış gibi görünen tepkisi karşısında Koi’nin gözleri de sonuna kadar açıldı.
“Yanlış mı anladım?”
‘Bu ayrılmadıkları anlamına mı geliyor?’ Koi bunu düşünürken Ashley birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ama sonunda yüzünü ekşitti ve başını kaşıdı.
“Hayır, bu doğru.”
Kesin ve net bir tepkiydi. Koi ‘Büyük bir şok yaşamış olmalı.’ diye düşündü.
“Fazla hayal kırıklığına uğrama, Ash.” Koi onu tüm kalbiyle teselli etti. “Neler olduğunu bilmiyorum ama unut gitsin, Al bir hata yaptı.”
Gelmeden önce internette bulduğu şeyleri ona söylediğinde, Ashley’nin yüz ifadesi ciddileşmişti.
“Al iyi biri. Yanlış yapan benim.”
“Ne?”
‘Makalede bu yoktu.’ Koi ona panik içinde baktığında Ashley sanki ifadesi komikmiş gibi gülümsedi. Bir anda çevredeki hava yumuşadı ve Koi’nin omuzları gevşedi. Ashley arkasını döndü ve konuştu.
“İçeri gel, akşam yemeği yiyeceksin, değil mi?”
“Ha? Evet.” Koi aceleyle onu takip etti. Önden yürüyen Ashley kapıyı açtı ve kenara çekildi.
“Hoş geldin.”
Koi onun gülümsediğini, bir kolunu uzatıp sırtını büktüğünü görünce istemsizce güldü.
“Davet ettiğin için teşekkürler.”
Koi nezaketle cevap verip içeri adım attığında Ashley kapıyı arkadan kapattı. Kapının kapanma sesi içeride yankılandı.
‘Ha?’ Kendini tuhaf hisseden Koi arkasını döndü. Ashley sırtı kapıya dayalı şekilde orada duruyordu.
Alışılmadık derecede alçak bir sesle konuştu. “Artık gidemezsin Koi.”
Ashley’nin ciddi yüzü Koi’nin yuvarlak gözlerine yansıdı.
“Çünkü sen benimsin.”
‘Ne?’ Beklenmedik durum karşısında kafası karışmıştı. ‘Burada neler oluyor? Ashley beni kilitledi mi? Neden? Niçin?’
Koi panik içinde olduğu yerde durmaya devam etti ama Ashley kapıdan uzaklaştı. Adım adım ona doğru yürüyordu.
Yürüdü, yürüdü. Yavaş yavaş yaklaştı. Gözleri Koi’nin gözlerine sabitlenmişti. Koi de gözlerini ondan alamıyordu.
Etrafı bilinmeyen bir gerilim sarmıştı. Koi’nin tepki vermesi gerekiyordu ama hareket edemiyordu. Donakalıp ona yaklaşan Ashley’e baktı. Ashley’i ilk defa böyle görüyordu. Koi gerginlik ve korkuyla omuzlarını silkti.
Küt-küt…
Ashley yavaşça durdu. Aralarında sadece bir adım kalmıştı.
Ashley alçak sesle adını söyledi. “Koi.”
Koi sanki büyülenmiş gibi başını eğişini izledi. Ashley’nin yüzü ona doğru yavaş yavaş yaklaştı. Tam onun yakışıklı yüzünün camdan yapılmış taş bir heykel kadar soğuk göründüğünü düşündüğü sırada sıcak nefesi kulağına değdi. Bunun ardından Koi refleks olarak gözlerini kapattı.
Aniden Ashley haykırdı. “Böh!”
“Ahhh!” Koi şok içinde çığlık atınca Ashley kahkahalara boğuldu. Ashley’nin kendisine şaka yaptığını geçte olsa fark eden Koi rahat bir nefes aldı.
“Neden yaptın bunu, beni korkuttun.”
Ashley, kendisini azarlayan Koi’ye gülümseyerek yürüdü. “Yemeği nerede yiyelim? Geçen seferki gibi bahçede mi?”
“Ah, um. Bana her yer uyar.”
Koi aceleyle peşinden yürürken, Ashley yavaşça mırıldanarak uzaklaştı. Her ne kadar az önce olanlardan dolayı kalbi hala küt küt atıyor olsa da, Ashley’nin çok depresif görünmemesine sevinmişti.
‘Ama neden biraz hayal kırıklığına uğradım?’
***
Geçen seferki gibi kameriyede yemeye karar verdiler. Koi içeceklerden sorumluydu ve malzemeleri hazırlayıp dışarı taşıdı. Ashley bu sefer iki çeşit salata, bir hamburger ve bir sandviç getirdi.
“Lezzetli görünüyor.” Koi, üzerinde birkaç ince çubuk bulunan hamburgere hayranlıkla bakarken Ashley de karşısına oturdu ve içeceğini aldı.
“Başka Mangolu Kola var mı?”
Koi, Ashley’nin sorusunu yanıtladı.
“Bu sonuncusu. Bir tane daha getirsem mi emin olamadım.”
Ashley buzu çıkardı sessizce içeceği üzerine döktü. İkili fazla konuşmadan yemeklerini bitirdiler.
Akşam yemeğinden sonra Ashley, Koi’ye beklenmedik bir teklifte bulundu.
“Bu gece burada kalmaya ne dersin?”
“Ne?” Koi şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Aklında iki düşünce aynı anda belirdi. ‘Kalmalı mıyım, kalmamalı mıyım? Babam geceyi dışarıda geçirmeme izin vermiyor. Tabii ki kızacak. Şanslıysam iyi olduğunda –yani sarhoş olmadığında– daha iyi bir tepki verir ama hepsi bu kadar. Yine de risk almaktansa sakince eve dönmek daha iyidir.’ Elbette ikincisi akıllıca bir seçimdi ve bunu kendisi de biliyordu.
Ama Koi’nin kalbi aklıyla aynı fikirde değildi. “…Olur.” Başını salladı. “Kalacağım.”
***
[Ödevimi yapmak için arkadaşımın evinde kalacağım. Endişelenme, yarın kesinlikle eve geleceğim. Koi.]
“……kalacağım. Endişelenme, yarın…”
Koi yüksek sesle yazdığı mesajı okuduktan sonra başını salladı ve gönder tuşuna bastı. Ardından hızla telefonunu kapattı. Bunun nedeni babasıyla sarhoşken telefon görüşmesi yapmasının zor olmasıydı.
Haaa.
Titrek bir nefes verdi ve rahatlamaya çalıştı yine de sakinleşemedi. ‘Bunun için yarın endişelenirim.’ Aynı şeyi birkaç kez tekrarladı ama sakinleşmesi kolay olmadı.
‘Sakin ol, ona zaten mesaj attın. Artık pişman olmak için çok geç.’
“Haaa.” Bu kez derin bir nefes alıp dışarı çıktı.
Yemeğini bitirdikten sonra Koi, Ashley ile birlikte içeri girdi. Ashley bulaşıkları bulaşık makinesine dizerken Koi boş bir odaya giderek babasına mesaj gönderdi. Aslında başta aramak istedi ama sesi titriyordu ve konuşamayacağını hissetti.
‘Bu kadar korkuyorsan, evine gidebilirsin.’ Kendini azarladı ama içindeki istek düşündüğünden çok daha güçlüydü.
‘Ashley uzun zaman sonra ilk kez kalmamı söyledi ona hayır diyemem.’ Koi kararını verdi ama sonunda babasını arayamadı. Bunun yerine ona mesaj atarak bu duruma son verdikten sonra tekrar koridora çıktı.
************************************************************************************************
Koi’nin neden hayal kırıklığına uğradığını sorduğu yerde şunu düşündüm. Ashley tarafından öpülmek istemiş olabilir mi? -Ashily
Yorum