Lick Me Up If You Can [Novel] 27. Bölüm

Çevirmen: Ashily
***27. Kısım***
“Ne? Yeterli kredim yok mu?”
Bu ani haber karşısında Koi’nin sesi doğal olarak yükseldi. Sorumlu öğretmen bembeyaz olmuş yüzüne bakarak ciddi bir ifadeyle konuştu.
“Evet, özel aktiviteler ve gönüllü çalışmalarda yeterli puanı alamamışsın. Üniversiteye giriş sınavında da beklediğim kadar iyi notlar alamadın… Aslında Koi, tam puan alsan bile en iyi devlet üniversitelerinden birine girmene engel oluşturacak bir durumla karşı karşıyasın.”
“Özel aktivitelerde yeterli puanım olmadığı için mi?”
Öğretmen Koi’nin endişeli sorusuna başını salladı. “O ve gönüllü çalışma.”
“Ah….” Koi istemsizce inledi. Part time işi ve ödevlerleriyle o kadar meşguldü ki gönüllülük faaliyetleri için puan toplayacak enerjisi yoktu ayrıca içe dönük kişiliği ve insanlarla olan ilişkilerinde zorlanması nedeniyle gönüllü çalışmalara aktif olarak katılım sağlamak onun için zordu. Yine de vazgeçemezdi.
‘Üniversiteye giriş sınavına bir kez daha girsem bile, gönüllülük çalışmaları ve özel aktivite puanlarımı tamamlayamazsam, ileride büyük sıkıntı yaşarım.’
‘Ne yapmalıyım?’ Oldukça endişeli olan Koi sordu. “Peki öğretmenim. Bana önerebileceğiniz bir şey var mı?”
Hastaneye ya da kiliseye gidip sormak gibi bir seçeneği de vardı ama Koi’nin bu çevrelerde tanıdığı kimse yoktu. Yüzünde üzgün bir ifadeyle iç geçiren Koi’nin öğretmenine tutunmaktan başka şansı yoktu.
“Koi, bu senin kendini tanıdığın ‘aktivitelerden’ biri.”
Koi umutsuzluk içinde “Biliyorum.” dedi.
‘Ancak biliyor olmak hiçbir şeyi değiştirmiyor.’
Koi’nin acı içinde başını kucakladığını gören öğretmeni ağzını açtı. “Okulun spor etkinliklerine aktif katılım puanına da yansır ama atletizm takımına katılmak için çok geç kaldın…”
Üstelik atletik anlamda hiçbir yeteneği yoktu. Müfredatta yer aldığı için maraton dersini almak zorunda kalmıştı ama sanki zar zor yapmış gibiydi. Takımı mahvedeceği kesin olan fiziği göz önüne alındığında, bu kadar profesyonel bir takıma katılırsa puanının eksi olacağı kesindi.
“O zaman koro ya da…” Öğretmeni ders dışı etkinlikler önerdi ama aralarında Koi’nin yapabileceği hiçbir şey yoktu. Yapma ihtimali olan tek faaliyetin yeri çoktan dolmuştu. Diğerleri de Koi’nin yer alması imkansız faaliyetlerdi.
“Haah…” Uzun bir iç çeken öğretmeni sonunda son seçeneği önerdi. “Bunu gerçekten önermek istemezdim Koi ama aklıma bundan başka bir şey gelmiyor.”
“Evet öğretmenim.” Koi büyük bir gerginlikle kulaklarını dikti. Eğer bir şans bulursa her şeyi yapmaya hazırdı. Öğretmeninin dudakları yavaşça aralandı. Koi gözünü bile kırpmadan ağzına bakıyordu.
“…Şöyle ki…” Konuşması sona erdiğinde Koi yanlış duyduğunu düşündü.
Yüzünde tuhaf bir gülümsemeyle “Ne?” dediğinde öğretmen ciddi bir şekilde konuştu. “Amigo kız takımı Koi.”
Öğretmeni, gülümseyen yüzü donmuş Koi’ye bakarak ekledi. “Ayrıca etek giymen gerekiyor.”
Artık Koi’nin sadece yüzü değil, vücuda da sertleşti. Ancak birkaç saniye geçtikten sonra kendine geldi ve aklına gelen ilk soruyu sordu. “Bir dakika, etek mi? Neden?”
Öğretmeni ciddi bir yüz ifadesiyle cevap verdi. “Okulumuzun amigo takımı geleneksel olarak sadece kız öğrencileri kabul ediyor. Aslında başvursan bile kabul edileceğinden emin değilim. Bir sınava girmen gerekecek…”
Öğretmeni iç çekerek konuşmaya devam etti.
“Doğrusu amigo takımı çok popülerdi, bu yüzden bu kadar telaşla yeni ekip üyesi aramaları çok rastlanan bir durum değil. Ancak bu yıl boş kontenjanlar arttıkça yayılan kötü söylentilerden dolayı herkes takıma katılmaktan çekiniyor.”
“Kötü söylentiler derken neyi kastediyorsunuz?
“Hımm, bir nevi batıl inanç gibi bir şey.” Öğretmeni lafı geveleyerek konuşmasını sonlandırdı ama Koi kastettiği şeyin ne olduğunu anlamıştı. Böyle zamanlarda, birilerinin hayalet tarafından ele geçirildiğine ya da lanetlendiğine dair söylentiler mutlaka dolaşırdı. Bu söylenti bir lise öğrencisi için çocukça bir fikirdi ama yine de başvuran olmadığı için Koi açısından büyük bir şanstı.
‘Peki ya etek?’ Hemen cevap veremeyen Koi tereddüt içinde sordu. “Ama etek giysem bile erkek olarak amigo takımına girebilir miyim ki?”
“Eh, öyle görünüyor.” Öğretmeni sanki kendisi de inanamıyormuş gibi mahcup bir kahkaha attı. “Bir erkeğin kız gibi giyinip bir sezon boyunca takımda yer almasının kötü de olsa reklam olacağını söylüyorlar. Bu yüzden şimdi takıma bir erkek dahil etmek istiyorlar.”
Konuşmayı bitirdikten sonra omuz silkti ve güldü. Öğretmeni bunu şaka yapıyor gibi söylüyordu ama amigo kız takımı üyeleri son derece ciddiydi. Ve bunun Koi için altın bir fırsat olduğuna hiç şüphe yoktu.
Yeter ki kız gibi giyinip tüm okulun önünde şaka konusu olmaya hazır olsun.
Tabii bu zaten hiçbir yeteneği olmayan Koi için işkence gibiydi. Hemen reddedip gidebilmek için her şeyini verirdi ama bunu yapması imkansızdı. Özel aktivite puanlarının olmayışı onu ayaklarından bağlıyor ve gitmesine izin vermiyordu.
Sonunda Koi’nin zayıf bir sesle “Bir süreliğine bunu düşünebilir miyim?” demekten başka seçeneği kalmamıştı.
“Moralini bozma Koi.” Öğretmeni gözle görülür şekildeki çökmüş omuzlarına bakıp onu teselli etmek istermiş gibi konuştu. “Sana kolay not alacağın başka aktiviteler bulmaya çalışacağım. Tamam mı?”
Koi’nin aile durumunun çoktandır farkındaydı. Koi hiç kimseye babasının onu dövdüğünü söylememişti ancak öğretmeni bunu erkenden fark etmişti hatta ima bile etmişti. Elbette Koi yalanlamıştı. Yine de o günden sonra öğretmeni ona elinden geldiğince yardımcı olmuştu.
“Hala şu markette part time çalışıyor musun?”
Koi, ara sıra bir şeyler almaya gelen öğretmeninin sorusuna “Evet” diye cevap verdi.
“Sen iyi bir çocuksun.” Öğretmeni ona gülümseyerek baktı. Sıcak bakışları karşısında Koi biraz olsun rahatladı. Öğretmeni cesaretlendirirmiş gibi hafifçe Koi’nin kolunu okşadıktan sonra sanki bir şey hatırlamış gibi gözlerini kırpıştırarak “Ah!” dedi.
“Doğru. Bunun için sana çok puan veremem ama okul kafeteryasında part time çalışmaya ne dersin?”
“Ne?” Koi bu beklenmedik söz karşısında şaşırmıştı.
Öğretmeni o sormadan önce tekrar konuştu. “Elbette ücret yok.”
“Ah, hayır. Bunu biliyorum…” Koi şaşkınlıkla sordu. “Ama bu sayılır mi?”
“Tabii ki bu da bir gönüllü bir iş.” Gülümseyerek sözlerini devam ettirdi. “Sırtı kötü durumda olan öğretmenin adına kafeteryaya bakarsan, ufakta olsa bonus puan alabilirsin.”
Ardından göz kırptı. Kırışık yüzü muzip bir ifadeyle aydınlandı. Koi ancak o zaman gülümseyebildi. “Ah, teşekkür ederim.”
“Pekala Koi.” Öğretmeni gülümseyerek konuştu. “İşte çalışma saatlerim… Diğer öğretmenlerine de söyleyeceğim.” Tarih ve saatin yazdığı not kağıdını uzattı.
“Normal zamanda nasıl bilmiyorum ama bildiğin şu an gibi dönem başındayız, dolayısıyla bilet almak isteyen bir sürü çocuk var.”
“Hoş geldin partisi biletleri mi?”
“Evet.”
Başını sallayan öğretmeni aklına bir şey gelmiş gibi çekmeceyi açtı.
“Eğer istersen kız arkadaşınla gidebilirsin.”
“Ne? Hayır.” Koi hızla başını salladı ve öğretmenin uzattığı iki bileti reddetti. Daha sonra öğretmeni sanki önemli değilmiş gibi defalarca elindeki biletleri uzattı.
“Bu sene sırtım ağrıdığı için gidemiyorum. Onları çöpe atmak sence israf olmaz mı?”
“Ah, evet. Doğru.” Koi dalgın bir şekilde başını salladı ve öğretmenin elindeki bilete baktı. ‘Hiç hoş geldin partisine gitmedim. Bundan sonra da gidemeyeceğim.’
‘Belki bu benim için bir fırsattır.’
Tereddüt eden Koi yavaşça elini uzattı. Öğretmeni sessizce bekledi. Parmakları biletin ucuna dokunduğunda öğretmeni tutmayı bıraktı. “Artık senin.”
Koi şaşkın bir bakışla cevap verdi. “T-teşekkür ederim.”
İlk defa bir hoş geldin partisine bilet almıştı. Bilet, üzerinde çocukça bir ifade bulunan ucuz bir kağıt parçasıydı ama Koi’ye göre üst düzey bir pop yıldızının konser biletinden daha pahalı görünüyordu. Öğretmeni ona mutlulukla baktıktan sonra her zamanki ses tonuyla ekledi.
“Amigo kız takımında da elinden gelenin en iyisini yap.”
“Ah….” Öğretmeni istemsizce iç çeken Koi’ye neşeyle güldü.
Yorum