Koyu Switch Mode

Whispers Of A Heart [Novel] 5. Bölüm

A+ A-

Çevirmen: FBI open the door!


Ayrılmadan hemen önce Yumi-chan uyandı, böylece ona kendimi düzgün bir şekilde tanıtabildim. Önümüzdeki birkaç gün onu okuldan alacak kişi ben olacağım için, aramızdaki ilişkinin garipleşmesini gerçekten istemiyordum. Bu nedenle, resmi bir tanışma ve kısa bir sohbet, oluşabilecek olası gerginlikleri hafifletmek için yeterliydi.

Evime dönerken arabayı Kurosawa-san kullanıyordu. Oldukça sakin görünmesine ve direksiyona odaklanmış olmasına rağmen, zaman zaman sessizce bana bakmaya devam etti. Sonunda, birkaç dakika sonra daha fazla dayanamadım ve ona bakarak  neler olduğunu sordum.

“Kurosawa-san, bir sorun mu var? Söyleyeceğin bir şey varsa, sapık gibi davranmak yerine lütfen söyle.”

“Hiçbir sorun yok. Ve bir sapık gibi davranmıyorum.”

“O zaman neden bana bir şey söylemek istiyormuş gibi bakıyorsun ama her seferinde vazgeçiyorsun?”

“O kadar mı belli ettim?” diye sordu sonunda, bana yan yan bakıp mahcup bir gülümsemeyle.

“Evet, oldukça hem de.” Açıkça söyledim. “Şimdi bana aklında ne olduğunu söyle.”

Vay canına, birine bu sözleri söylemek zorunda kalmak bana gerçekten garip bir hissettirdi. Etrafımdaki birinden fikrini söylemesini istemeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki, bunun nasıl bir his olduğunu neredeyse unutmuştum. Başkalarının düşüncelerini tahmin etmek zorunda kalmanın yarattığı hayal kırıklığı, uzun yıllardır deneyimlemediğim bir şeydi. İçimi acı tatlı bir duygu kapladı ve bu his hüzünle gülümsememe neden oldu.

“Kendini çok fazla zorluyor olabileceğini düşündüm.” Kurosawa-san’ın sözleriyle sohbete geri döndüm.

“Ne? Kendimi nasıl zorluyorum?” diye şaşkınlıkla sordum.

“Önce beni hastaneye götürmeyi teklif ettin, şimdi de yeğenimi okuldan alıp sende kalmasına izin vermeye bile razı oldun. İyi olacak mısın, Masato-sensei?”

Ah, sonunda anlamıştım. Kurosawa-san benim durumum için endişeleniyordu.

“Benim için bu kadar endişelenmene gerek yok. Biraz stresli olacağı doğru ama bu acil bir durum, değil mi? Ayrıca Yumi-chan çok küçük, yani ne kadar inatçı ve olumsuz düşünceye sahip olabilir ki? Ona temas etmemeye dikkat ettiğim sürece hiçbir sıkıntı olmayacaktır.”

Bu sözlerle Kurosawa-san’ın kafası biraz olsun rahatlamış görünüyordu. Sadece başını salladı ve bu konuda ısrar etmedi, işten çıkar çıkmaz gelip Yumi-chan’ı alacağına söz verdi.

Benim de özellikle ilk gün için biraz endişelendiğim doğruydu. Ancak her şey tahmin ettiğimden daha sorunsuz geçti.

Yumi-chan iyi bir çocuktu. Sessiz ve itaatkârdı ve tıpkı annesinin söylediği gibi yemek seçmiyordu. Birlikte geçirdiğimiz ilk öğleden sonra, onu akşam yemeğini biraz erken yemesi için küçük bir restorana götürdüm. Bir çocuğa, özellikle de Yumi-chan’a hazır ramen yediremeyeceğimi düşündüm, yoksa Kurosawa-san muhtemelen canlı canlı derimi yüzerdi.

Yemeğimizi yerken ikimiz de çoğunlukla sessizdik, arada sırada birkaç cümle kurduk. Ancak, bu çocuğun etrafında olmanın rahatsız edici olmaması beni şaşırttı. Beni çok fazla rahatsız etmemek için her zaman çok dikkatliydi ve ona yardım etmek istediğimde bir şeyleri kendisi yapmaktan veya teşekkür etmekten asla kaçınmadı. Kendimi umutlu hissetmeye başlamıştım.

O sırada Yumi-chan’ın kasesine yemek koymasına yardım ederken yanlışlıkla eline dokundum. Kafamın içinde çocuksu, yankılanan bir ses duydum. Neyse ki bu ses annesinin abartılı konuşmasından çok farklıydı.

Vay canına, annem haklıymış. Bu kişi gerçekten çok güzel. Yazar olduğunu söylediğini biliyorum ama eminim isterse bir idol ya da en azından bir aktör olabilir.

Gerçekten mi? Bir idol mü? Nasıl oldu da şimdi bir idole benzetildim?! Dürüst olmak gerekirse, bu insanların nesi var? Bir kez olsun normal bir şey söyleyemezler mi? Gerçekten o kadar güzel miyim?

Ama ben en çok babamı seviyorum. Babam ondan daha yakışıklı. Babam erkeksi görünüyor, özellikle de anneme sarılıp öperken.

Peki, sonunda normal biri. En azından babasıyla kıyaslanamayacağımı düşünüyor, tam da olması gerektiği gibi.

Ama sanırım Rin dayı için çalışıyor.

Sözümü geri alıyorum. Bu nasıl normal olabilir?! Rin amcan için tam olarak nasıl ‘çalışıyorum’ çocuğum? Son zamanlarda benim bilmediğim bir trend mi var?

Ama Rin dayı erkeksi olan olabilir. Tıpkı babam gibi sarılıp öpebilir.

Bu çok kötü. Bu gerçekten kötü. Teklifi yaptığımdan beri ilk kez önümüzdeki birkaç gün için gerçekten endişelenmeye başladım. Etrafımda bir komplo varmış gibi hissediyordum, sanki önce gevşekçe üzerime atılan, ancak sonrasında beni daha sıkı yakalayacak olan bir ağ gibi.

Restorandan çıktıktan sonra evime doğru yola koyulduk. Neyse ki uzak değildi de yürüyerek gidebildik. Çok fazla konuşmadık ve hem kendi iyiliğim hem de onun iyiliği için ona çok yaklaşmaktan kaçındım. Tuhaf, sapık bir amca gibi görünmek istemiyordum.

Evime varmaya beş dakika kala onunla sohbet etmeye karar verdim. Ne de olsa, Yumi-chan’ın okuldan döndükten sonra evde her zaman ne yaptığını bilmiyordum.

“Yumi-chan, evdeyken bu saatlerde yapmaktan hoşlandığın bir şey var mı? Televizyon izlemek ya da kitap okumak gibi?”

“Genelde ödevlerimi yapardım ama sakatlandığım için öğretmen bir süre yapmamam gerektiğini söyledi.”

“Ah, evet. Annen bileğin iyileşene kadar okuldan izin verdiklerini söyledi. Okula gitmek yerine evde kalmak istemez misin?” Gülümseyerek sordum, okulu asıp aylaklık etmekten başka bir şeyden hoşlanmayan tüm o çocukları düşünerek.

Ama Yumi-chan beni şaşırtarak başını ciddiyetle salladı. Verdiği cevap beni biraz şaşırttı.

“Hayır, yazamasam bile okula gitmeyi tercih ediyorum. Dersleri yine de takip edebiliyorum. Birkaç gün atlarsam, yetişmem zor olur.”

Ne kadar ciddi bir çocuk, diye düşündüm. Onun yaşındaki diğer çocuklardan tamamen farklı. Bu hali öğretmen olan büyükanne ve büyükbabasından aldığı miras olabilir mi? Ya da belki de Amami-chan gerçekten öyle görünmese de oldukça katı bir annedir?

Bir süre düşündüm, sonra birini hatırladım. Bir kız olarak Yumi-chan’ın da aynı eğilimlere sahip olması gerekirdi, değil mi? En azından denemeye değerdi. Bu nedenle, derin bir nefes aldım ve tekrar konuştum.

“Yumi-chan, acaba resim yapmayı seviyor musun? Bunun için sadece sol elin kullanıyor olman sorun yaratmaz, değil mi?”

Yumi-chan yavaşladı ve bana bakmak için yavaçşa kafasını çevirdi. Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı, kafası iyice karışmış görünüyordu. Ben de onun hızına uymak için yavaşladım ve bir süre ona baktım.

Birkaç saniye süren bu sessiz iletişimin ardından başını yavaşça salladığını gördüm.

“Evet, sanırım bunu yapabilirim. Ama Masato-san, benimle uğraşmak zorunda değilsin. Rin dayı beni almaya gelene kadar sessizce oturabilirim.”

“Sorun değil. Hem bir şeylerle meşgul olman zamanın daha hızlı geçmesini sağlayacaktır, sence de öyle değil mi?”

“Sanırım.”

Gerçekten, ne kadar ciddi bir çocuk, diye düşünmeden edemedim. Biraz daha hevesli olabilirdi.

“O zaman eve çıkmadan önce bir dükkâna uğrayalım.” Her türlü şeyin satıldığı mahalle bakkalına doğru sola dönerek söyledim. Orada Yumi-chan için bir şeyler olmalı.

Öğleden sonra sakin bir şekilde geçti. Yumi-chan onun için aldığım boyama kitapları ve boya kalemlerinden oldukça memnundu. Ama onlardan daha çok sevdiği şey Fukuharu’ydu. Eve girip kediyi gördüğü anda gözleri elmas gibi parlamaya başladı. Düşüncelerini saklıyordu ama yüzündeki mutluluğu görebiliyordum. Çiçek açan gülümsemesini ve gerçek duygularını gizlemeye çalışırkenki çocuksu mahcubiyetini görünce kendi kendime gülümsedim. İlk defa gerçekten kafasından  neler geçtiğini merak ettim.

Bu nedenle, aniden ona hafifçe çarpmayı düşündüm. Sonrasında pişman olup olmadığımdan emin değilim ama gürültüden beynimin uyuştuğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Birkaç ‘kyaaaa’ ve ‘vaaaaay’ duyduktan sonra kendimi korumaya karar verdim ve mesafemi korudum.

Yumi-chan Fukuharu’yu gerçekten çok sevdi. Boyama yapmaktan çok kediyle oynadı. Belki de kedimin doğal cazibesine güvenip ona hiç kitap almamalıydım. Ama artık pişman olmak için çok geçti. Ayrıca, burada benimle birkaç gün daha geçirmesi gerekecekti ve kediye olan bu hevesi bir süre sonra azalabilirdi.

Bu şekilde birkaç saat geçti ve Kurosawa-san’ın gelme vaktiydi. Ben zamanımı bilgisayar başında geçirirken, Yumi-chan Fukuharu’yu evin içinde kovalamak ve resim yapmak arasında kendini tüketmişti. Sonuç, ellerinde hâlâ boya kalemleri varken halının üzerinde uyuyakaldı. Boyadığı renkli kâğıtlar etrafına yayılmıştı ve Fukuharu da onların üzerine kıvrılmıştı.

İtiraf etmeliyim ki, görüntü oldukça güzeldi. İçimde sıcak ve yumuşacık bir his uyandırdı. Uzun yıllardır Kurosawa-san dışında başka biriyle bu kadar çok zaman geçirmemiştim ve bunun ne kadar güzel olabileceğini unutmuştum. Özellikle de o kişi Yumi-chan gibi sessiz ve sevimli bir çocuksa.

Yerde uyursa üşütebileceğinden korkarak eğildim ve onu kucağıma aldım. Derin bir uykudaydı ve yüzündeki gülümsemeye bakılırsa muhtemelen güzel bir şeyler hayal ediyordu. Çocuklar gerçekten basit olabiliyor. Yemek yerler, oynarlar, sonra uykuya dalarlar ve güvenli bir şekilde oynamaya devam edebilecekleri ve mutlu olabilecekleri kendi hayal dünyalarına dalarlar. Bazı yetişkinler de onlar gibi olsaydı, belki onlara daha çok güvenebilirdim.

Yumi-chan’ı yatak odasına götürdüm ve yatağa yatırdım, ardından sıcak bir battaniyeyle üzerini örttüm. Ayrılmak için tereddüt ettim ve birkaç saniye daha onun uykusunu izledim. Nefes alışverişleri düzenliydi ve göğsü düzenli olarak inip kalkıyordu. Durduğum yerden küçük bir oyuncak bebek gibi görünüyordu. Farkına varmadan dudaklarım sıcak bir gülümsemeyle yukarı doğru kıvrıldı.

Kapının çalınma sesi beni düşüncelerimden uzaklaştırdı. Kurosawa-san buradaydı.

Kapıyı açtığım anda içeri süzüldü ve beni dikkatle inceledi.

“Masato-sensei, iyi misin?”

“Elbette. Neden olmayayım ki?” Şaşkınlıkla ona göz kırptım. Acaba ne düşünüyordu?

“Yumi-chan iyi miydi? Seni üzecek bir şey yapmadı değil mi? Yoksa saçmalıkları ve düşünceleriyle seni yordu mu?”

Ah, demek endişelendiği şey buydu. Gülmemi durduramadım ve dudaklarımın arasından bir kıkırdama sesi yükseldi. Bu kişi gerçekten tuhaftı. Yabancı bir adamın yeğenine bir şey yapmasından endişelenmek yerine, aslında yeğeninin o adama bir şey yapmasından endişeleniyordu.

“Yumi-chan çok iyi bir çocuk. Sevimli ve itaatkârdı. Benden ziyade onun için endişelenmen gerekmez mi?”

“Masato-sensei, sen bilmiyorsun ama Yumi-chan… o… yani ele avuca sığmaz biri.”

“Ele avuca sığmaz biri mi?” Şaşkınlıkla sordum. Bana hiç de öyle görünmemişti. Ne de olsa her zaman çok sessiz ve çekingendi. O anda, başlangıçta benim bir idol gibi güzel olduğumu nasıl düşündüğünü ya da beni rastgele dayısıyla eşleştirmeye nasıl karar verdiğini tamamen aklımdan çıkarmıştım.

“Evet, aynen öyle.” Kurosawa-san kararlılıkla tekrarladı. “Tam bir geveze ve özellikle de hoşuna giden bir şey gördüğünde annesinin aşırı ciyaklamalarını ve çığlıklarını miras almış. Ah!” Kurosawa-san aniden bağırdı, neredeyse beni zıplatacaktı. “Fukuharu’yu gördüğünde nasıl tepki verdi?”

“Şey, kediyle oynarken mutlu görünüyordu ama bunun dışında hiçbir şey söylemedi.” dedim dalgınca. Gerçekten de o mutluluk çığlıklarını ancak koluna dokunduktan sonra duyabildim. Her şeyi kendine saklıyordu.

“Ha?! Gerçekten öyle mi?” Kurosawa-san şaşkınlık içinde gözlerini kırpıştırarak sordu.

“Evet. Onunla çok oynadı. Ayrıca ona birkaç boyama kitabı ve boya kalemi aldım, böylece televizyon izlemek ya da kitap okumak istemediğinde çok sıkılmayacak.”

Kurosawa-san bir an sessiz kaldı. Yüzünde aşırı bir güvensizlik ifadesi vardı. Ayrıca gözlerinde tuhaf bir parıltı seziyordum, sanki hoş bir şaşkınlık içindeydi ama aynı zamanda başka bir şey, tam olarak açıklayamadığım tuhaf bir şey vardı. Bu beni şaşırttı ve bakışları tüylerimi diken diken etti. Bana böyle bakmasının sebebi ne olabilirdi ki?

Ben daha fazla düşünemeden Kurosawa-san kahkahayı bastı ve kafasını salladı.

“Bu kadar iyi davrandığını bilmek içimi rahatlattı. Muhtemelen Amami-chan onu uyardı ya da belki de ikiniz henüz iyi tanışmadığınız için böyle davrandı. Her iki durumda da memnunum.” Durdu ve etrafına bakındı. “Nerede o? Artık gitmeliyiz. Evim buradan oldukça uzakta ve sonrasında da duş alıp yatması gerekiyor.”

“Oyun oynarken uyuyakaldı ve ben de onu yatak odasına götürdüm. Uyuyalı uzun zaman olmadı.” Yatak odasının kapısını işaret ederek söyledim.

“Teşekkür ederim, Masato-sensei.” Kurosawa-san başını eğdi, dudaklarında hala bir gülümseme vardı.

“Buna gerek yok.” Gözlerimi ondan kaçırarak cevap verdim.

O anda garip bir yumuşaklık hissi kalbimi tırmaladı. Gerçekten de bu dayı-yeğen ikilisinin üzerimde aynı etkiyi yarattığı anlaşılıyordu. Bana bu sıcak ve yumuşacık dokunuşları yapmak… Hiç adil değil.

Kurosawa-san’ı yatak odasına kadar takip ettim ve Yumi-chan’ı nasıl uyandırmaya çalıştığını izledim. Uykusunda inlemeye ve kaşlarını çatmaya devam ediyor, onun ellerinden kaçıyordu. Rüya aleminden bu kadar çabuk çekip çıkarılması kalbimi hafif bir üzüntüyle burktu. Sonra aklıma bir fikir geldi.

“Kurosawa-san, bu gece burada uyumasına izin versen nasıl olur?”

İtiraf etmeliyim ki, bunu ağzımdan kaçırmadan önce çok fazla düşünmedim, geceyi burada geçirmesinin nelere yol açabileceğini fark etmemiştim. Sadece Yumi-chan’ın bir süre daha rahatça uyumasına izin vermek istedim.

Sözlerim üzerine Kurosawa-san battaniyeyi çekerken duraksadı. Başını yavaşça çevirdi ve bana şaşkın bir bakış attı.

“Masato-san, emin misin? Yani ben öylece…”

“Elbette, sen de kalabilirsin.” Yeğeninin geceyi benim evimde tek başına geçirmesine izin vermeyeceğini düşünerek hızlıca söyledim.

“Emin misin, Masato-sensei?” diye sordu. Sesi biraz boğuk çıkmıştı ama bunun nedeni sadece şaşırmış olması olabilirdi.

“Evet. Ev üçümüz için yeterince büyük. Ayrıca, Yumi-chan’ın okulu benim evime daha yakın, böylece senin evinde kalmasına kıyasla daha geç uyanabilir. Ayrıca onu bırakıp işe gitmek için yolunu değiştirmen gerekiyor, bu senin için de daha rahat olacaktır. Onu öğleden sonra almak ve her gün bir saatten fazla araba kullanmak çok yorucu olacaktır. Bu yüzden düşündüm de…” Bir an tereddüt ettim ama sonunda istediğim şeyi söylemeyi başardım. “Babası iş gezisinden dönene kadar siz ikiniz burada kalabilirsiniz.”

Tüm konuşmam boyunca Kurosawa-san sessiz kalmıştı ama ateşli bakışları yüzüme yapışmıştı. Oturma odasından gelen sığ ışıkta gözlerinde tuhaf bir parıltı sezebiliyordum ama buna pek bir anlam veremiyordum. Kurosawa-san’ın neden bana tuhaf tuhaf baktığını merak edip duruyordum. Aklından neler geçiyordu? Söylediğim şeyler onu ikna etmeye yetmemiş miydi? Ama düşündüm ve hepsi oldukça mantıklı geldi. Gerekçelerimde yanlış bir şey yoktu. O zaman neden böyle sessiz kaldı?

“Masato-sensei.”

Kurosawa-san’ın alçak sesi beni sessiz tahminlerimden uyandırdı.

“Evet?” Ona göz kırparak ve son kararı bekleyerek sordum.

“Masato-sensei, çok naziksin. Çok teşekkür ederim.” Yüzünü bana döndü ve doksan derecelik bir açıyla eğildi. “O halde teklifini kabul ediyorum ve önümüzdeki birkaç gün Yumi-chan ile burada kalacağım.”

Ha?! Öylece mi? O zaman yarım asırdır gözlerini kırpmadan bana bakmasının sebebi neydi? Sinirlerimi ve düşüncelerimi bu aptal insan için harcadığım için gerçekten şikayet etmek istedim.

“Güzel. O zaman önce gidip duş alabilirsin. Biz zaten yemek yedik, karnın açsa bir şeyler sipariş edebilirsin.”

Ve arkamı dönüp yatak odasından çıktım. Ama birkaç saniye sonra geri döndüm ve üzerimi değiştirmek için kıyafetlerimi karıştırdım. Sonunda bir çift pantolon ve basit bir siyah tişört buldum.

“Sen benden biraz daha uzunsun, bu yüzden sana tam olur mu bilmiyorum ama önce bir dene.”

Aslında, benden sadece ‘biraz’ uzun olduğunu söylerken abartmıştım. Gerçekte, Kurosawa-san benden neredeyse yarım baş daha uzun. Ayrıca, vücudu benimkinden daha orantılı görünüyor. Sanırım bir yaş büyük olmak bana pek avantaj sağlamıyor.

Bir eliyle kıyafetleri aldı ve diğer elini başımın üstüne koyarak şakacı bir şekilde saçlarımı karıştırdı.

“Teşekkür ederim, Masato-sensei.” Beni itip banyoya girmeden önce söylediğini duydum.

Olduğum yerde donup kaldım ve kendime gelmem tam bir dakika sürdü. Şaşkınlık içinde elimi kaldırdım ve saçlarıma dokundum. Saç telleri dağılmıştı ama dokunduğu yer sıcaktı.

Duştan sonra Kurosawa-san dışarı çıktı ve bana bir şok daha yaşattı. Normalde bana biraz bol olan kıyafetlerim onun vücuduna sıkıca yapışmıştı. Göğüs ve karın kasları kumaşın arasından dışarı çıkıyordu ve dar pantolon nedeniyle bacakları bile daha güçlü görünüyordu.

“Kıyafetlerim sana pek uymamış gibi, üzgünüm.” Birdenbire kendi bedenimden utandığımı hissederek hayıflandım.

“Sorun değil. Yarın gidip evimden birkaç parça kıyafet alırım.” Kurosawa-san doğal bir tonda cevap verdi. Kendini çok rahatsız hissediyor gibi görünmüyordu. Aksine, özellikle memnun görünüyordu.

Duştan sonra ben bilgisayarımın başına geçip yazmaya devam ederken Kurosawa-san elinde bir kitapla kanepeye uzandı. Yanında getirmiş olmalıydı çünkü kapağı tanıdık gelmiyordu.

Bir saat sonra Yumi-chan uyandı ve Kurosawa-san yıkanmasına ve üstünü değiştirmesine yardım etti. Amami-chan, Kurosawa-san’ın hiçbir şey için endişelenmesine gerek kalmaması için önceden büyük bir giysi çantası hazırlamıştı.

Uyku vakti geldiğinde, onun Yumi-chan ile yatabilmesi için yatak odasını ayarladım.

Ama ona bunu söylediğimde “Hayır.” diyerek kesin bir dille reddetti.

“Kurosawa-san, siz gidip uyuyun. Gece onu uyandırmaktan korkuyorsan, sana bir şilte getirip yatağın yanına yerleştirebilirim. Her iki durumda da yatak odasında kalman senin için en iyisi.” Israr ettim.

“Masato-san, yatağını almam mümkün değil. Burada kalmamıza izin vermen yeterli.” Tartışmaya devam etti.

“Ben oturma odasında bir şiltede uyuyacağım ve Yumi-chan da kanepede yatacak.”

“Kanepede uyumasına izin veremezsin. Orada uyumak bir çocuk için rahat değil.”

“Ama…”

“Ama diye bir şey yok. Mantıksız davranma.” Kendim için bile alışılmadık bir inatçılık göstererek kararlı bir şekilde söyledim. “Sen ve Yumi-chan yatak odasını alın, ben de kanepede uyuyacağım. Ayrıca, bütün geceyi yazarak geçirebilirim ve bilgisayar oturma odasında olduğu için, sen işe gidene kadar burada uyumak benim için daha kolay olacak.”

Ve işler bu şekilde çözüldü. Sözlü alışverişimiz sırasında Yumi-chan sessizce bize baktı. Şimdi düşününce, kafasının içinden neler geçirdiğini merak ediyorum. Ama o günkü tuhaf düşüncelerimi hatırlayarak, filizlenmekte olan merakımı görmezden gelmeye karar verdim.

Etiketler: novel oku Whispers Of A Heart [Novel] 5. Bölüm, novel Whispers Of A Heart [Novel] 5. Bölüm, online Whispers Of A Heart [Novel] 5. Bölüm oku, Whispers Of A Heart [Novel] 5. Bölüm bölüm, Whispers Of A Heart [Novel] 5. Bölüm yüksek kalite, Whispers Of A Heart [Novel] 5. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X