Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 19. Bölüm

Çevirmen: Ashley
***19.Kısım***
“…Öhö, öhö.”
Ashley tüm vücudunu sarsan güçlü bir öksürükle uyandı. Vücudundaki ağrıyı her yerinde hissediyordu ve acı vericiydi ama kabus görmeye devam etmekten daha iyiydi.
“Haa, haa.”
Bir süre derin bir nefes alıp yavaşça gözlerini açtı. Uyumadan önce hava aydınlıktı. Şu anda ise güneş çoktan batmıştı. Ama yüksek ateşi hâlâ aynıydı. Yanakları yanıyordu ve tüm kasları ağrıyordu. Gözlerini tekrar kapattığı anda tuhaf bir şey hissetti.
‘:..Bu da ne?’
Ashley gözleri kapalı dinledi. İlk başta bunun ateş yüzünden mi yoksa duyularının körelmesinden mi kaynaklandığından emin olamadı. Ama yanılmıyordu. Tam bilincini kaybetmek üzereyken net bir ses duydu. Koridorda yürüyen birinin ayak sesleriydi.
Bir an için ayak seslerinin sahibinin çalışanlardan birine ait olup olmadığını düşündü ama bu fikri çabucak yoksaydı. Bir günden fazladır bilincini kaybetmiş olsa bile batan güneş böyle bir şeyin olamayacağını kanıtlıyordu. Çalışanlar sabah erkenden geliyordu, gündüz işlerini bitiriyor ve geri dönüyorlardı. Eğer vakit güneşin doğuşuysa şu an çok erkendi, batışıysa çok geç. Üstelik çalışanlar tatildeydiler. Sonuç olarak, içeride izinsiz bir ziyaretçi olduğu kesindi.
‘Hırsız mı?’
Ashley yatmaya devam ederken düşündü. ‘Normal zamanda olsa bir buz hokeyi sopası bulup sallardım ama şu anda her şey çok yorucu. İstediğini alıp, uyumama izin vermesini istiyorum.’ Bütün malikaneyi götürseler bile babasının umrunda olmazdı. Ancak Ashley ortadan kaybolursa biraz endişelenebilirdi.
Ne de olsa Ashley onun oğluydu, hatta neredeyse malı gibiydi.
Tıpkı Ashley’i doğuran kişi gibi.
Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. Normalde hırsızın her yeri arayıp kurcalaması gerekirdi ama sesin sahibinde bunların hiçbiri yoktu.
Yavaş yavaş yaklaşan ayak sesleri, varış yerinin Ashley’nin odası olduğunu gösteriyor gibiydi.
‘…Olamaz, o adam değildir, değil mi?’
İğrenç mor gözler aklında canlandığında kapı hızla açıldı.
Ashley derin bir nefes aldı. Eğer içeri giren o adamsa, mide bulandırıcı kokusu ciğerlerine kadar ulaşırdı.
Bununla birlikte, rahatsız edici duyguya hazırlıklı olarak havayı içine çekti, ancak hiçbir koku yoktu. Ashley, kokusunu aldığı tek şeyin örttüğü battaniyeden gelen hafif kumaş kokusu olduğunu fark ederek bir önceki tahminine geri döndü.
‘O bir hırsız.’
Ashley, hırsızın kendisini silahla tehdit etmeyeceğini ve değerli eşyalarını teslim etmesini istemeyeceğini umarak yatağına daha da gömüldü.
‘Hepsini al. Bana dokunma.’
Ashley’nin tek istediği buydu ama ihtimaller eşitti. En kötü senaryoda ne yapacağını düşünmesi gerekiyordu.
Gözleri kapalı bekliyordum ama beklenmedik bir şekilde hırsız odaya girmiyordu. Belki de kapıda bir şey arıyordu.
Ancak kısa süre sonraki yüksek bir sesle beraber Ashley bunun sebebinin ne olduğunu anladı. Aptal hırsız mümkün olduğu kadar az ses çıkarmak için kapı kolunu tutarak bekliyordu. Yüksek ses duyulur duyulmaz, kapıdaki hırsızın korkuyla aldığı nefesin sesinin duyulması bunun kanıtıydı.
‘O sadece küçük bir hırsız mı?’
Ashley hâlâ gözleri kapalı ve yarı uykulu bir halde düşünüyordu. ‘Böyle zavallı birinin eşyaları alması sorun olmaz.‘ Bu şekilde gideceğini düşündü ve uyumaya karar verdi. Kendinden geçmek üzereydi. Neredeyse uykuya dalmayı başarıyordu ki.
Gıcırt.
Keskin bir ses onu uykusundan uyandırdı. Acıyla çattığı kaşlarının arasında derin kırışıklıklar belirdi. Hırsız yine hareket etmeyi bıraktı.
Ashley bunu görmezden gelip kendini uyumaya zorladı. Ancak bu sefer de başarısız oldu ve kapı kolu tekrar yüksek sesle çevirildiğinde Ashley neredeyse kapıyı açıp içeri girmesi için bağıracaktı. Tüm vücudunu yakan yüksek ateş olmasaydı bunu yapardı. Ama gerçekte yaptığı tek şey gözlerini yumup yüzünü buruşturarak hafifçe inlemekti.
Neyse ki artık kapının sesi duyulmuyordu. Onun yerine başka bir sinir bozucu ses duyuldu. Gıcırt, gıcırt, gıcırt. Eskisi kadar gürültülü değildi ama yine de rahatsız ediciydi.
‘Ne çalmaya çalışıyorsun?’ Ashley dişlerini sıktığında ses kesildi.
Bir süre sonra nefesini tutan birinin varlığını hissetti. Parmaklarının ucunda yürüme sesini duydu. Sesin sahibi odada dikkatlice ilerleyip Ashley’nin yatağına yaklaştı.
Ashley o ana kadar hareketsiz kaldı. Görünüşe göre hırsız yatakta yatan kişiyi kontrol etmeye çalışıyordu. Ancak Ashley daha fazla dayanamadı. Hırsız başının üzerindeki çarşafı nazikçe kaldırdığı anda, Ashley aniden elini uzattı ve kolunu tuttu.
Şaşıran hırsız aniden yatağa düştü ve Ashley boğuk bir sesle bağırdı. “Seni serseri, dur artık…!”
Hırsız beklenenden daha küçüktü. Ashley istese kolaylıkla bir veya iki kemiğini kırabilirdi.
Onu şaşırtan asıl şey ise hırsızın kimliğiydi. Ash gözlerini kocaman açtı ve ona bakan tanıdık yüze inanamayarak baktı.
Kısık bir sesle güçlükle konuştu. “…Koi?”
Şok içinde gözlerini kırpıştıran Koi başını salladı. “Evet, benim… Nasılsın?”
Koi, açıkça ‘iyi’ durumda olmayan Ashley’i gördüğünde o ana kadar onun hakkında düşündüğü her şey aklından silinip gitti. Boş gözlerle Koi’ye bakan Ashley öksürdü.
Koi endişeyle bağırdı, “Ash!”
Sonrasında aceleyle ayağa kalktı. Ashley belki hırsızın kimliğini öğrendiği için belki de rahatladığı için yatağa yığıldı.
“Ash, iyi misin? Ah hayır, sanırım çok acı çekiyorsun!”
‘Endişelenme.’ Ashley konuşmak istedi ama öksürdüğü için ses çıkaramadı. Acıyla öksürmeye devam ederken ona endişeyle bakan Koi, hızla yataktan kalktı.
“Ash, sana ilaç getirdim. Önce biraz çorba iç.”
Öksüren ve titreyen Ash, zar zor gözlerini açtığında gıcırdayan sesin neye ait olduğunu anladı. Koi’nin çektiği arabanın sesiydi.
Ashley’nin sormasına fırsat kalmadan önce Koi konuştu, “Mutfak çok büyüktü.”
Ardından çorbayı tencereden kaseye doldurdu.
“Sebze çorbası.”
Ashley anında cevap verdi “Kaldır şunu.” Duraksayan Koi hızla döndü, çorbayı tekrar tencereye döktü, diğer tencereyi açtı ve aynı hareketi tekrarladı.
“Kremalı çorba.”
“…”
Ateşler içindeki ve sersemlemiş haldeki Ashley, Koi’ye şaşkınlıkla baktı. Derin bir nefes alıp arkasına baktığında arabanın üzerine yerleştirilmiş dört adet tencereyi gördü.
Koi kızararak “Ne yiyeceğini bilmediğim için her çeşitten aldım.” dedi.
Kendi kendine ‘Sebze yemediğini hatırlayacağım,’ diye düşündü. Ashley doğrulup gözlerini kırpıştırdı. Artık bırakın konuşmayı, düşünecek hali bile kalmamıştı. Ashley için üzülen Koi çorbayı karıştırıp kaşığı onu uzattı.
“Hadi Ash. Biraz ye.”
Ona doğru dönen Ashley kaşığa baktıktan sonra tekrar Koi’ye baktı. Koi üzüntüsünü gizlemeden konuştu.
“İyileşmek için biraz yemen lazım. Yemek ye ve ilacını iç, tamam mı? Böylece çabucak iyileşirsin.”
Ona kaşığı tekrar uzatan Koi’nin kulağı hiç hareket etmiyordu. Ashley onun kendisi için gerçekten endişelendiğini düşündüğünde kendini tuhaf hissetti.
“Şimdi aç ağzını.”
Tereddüt eden Ashley ağzını açtığında Koi dikkatle kaşığı ağzına götürüp tekrar çıkardı. Koi’nin diğer kaşığı ağzına götürmek için beklediğini gören Ashley, çorbayı güçlükle yutmayı başardı.
Ashley’nin kaşlarını çattığını gören Koi çabucak tepki verdi. “Acıyor mu?”
Boğaz ağrısı o kadar şiddetliydi ki daha fazlasını içemezdi. Kaşığı tekrar uzatan Koi’ye başını salladığında acı çekiyor gibi görünüyordu. Koi hızla kaşığı bırakıp ona bir bardak su ve ilaç uzattı.
“İlaç iç ve uyu!”
Güçlükle doğrulan Ashley uzanırken gözlerini kırpıştırdı. Şu anda en çok ihtiyacı olan şey tam olarak buydu.
“Bu ateş düşürücü, bu balgam ilacı, bu da boğaz ağrısı için.”
Tek tek açıklayan Koi, hap ve kapsülleri Ashley’nin avucuna koydu. Ilık suyu da unutmadı. Suyu içerken doğal olarak kaşlarını çatmasına engel olamayan Ashley, sonunda bardağın tamamını zar zor içtikten sonra derin bir nefes aldı. Boğazı fena halde ağrıyordu ama en azından susuzluğu dinmişti.
Ashley tekrar yatağa uzanmaya çalıştığında Koi hızla yanına gelip ona destek oldu. Ashley pek bir faydası olmayacağını düşünse de başını sessizce sıska omzuna yasladı. Serin tişörtü alnına değdiğinde kendini daha iyi hissetti.
“Uyu hadi Ash. Uyandıktan sonra kendini çok daha iyi hissedeceksin.”
Yorum