Koyu Switch Mode

Whispers Of A Heart [Novel] 3. Bölüm

A+ A-

Çevirmen: FBI Open the door!


Bir önceki gece 2’ye kadar uyumamıştım, bu yüzden ertesi gün yine öğlene doğru uyandım. Gözlerimi açtığım anda bir şeyin eksik olduğunu fark ederek şaşırdım.

Ah, evet doğru. Kurosawa-san dün gece aradı ve öğle yemeğine gelemeyeceğini söyledi. Görünüşe göre şikette bir toplantı olacaktı ve öğleden sonraya kadar sürecekti. Telefon konuşmamız çok kısa sürdü.

“Beni arayıp bunu söylemek zorunda değilsin.” Ona umursamaz bir tavırla böyle söyledim.

“Oh, ama sana söylemezsem beni özleyebileceğini ve belki de seni terk ettiğimi sanacağını düşündüm.”

“Saçma sapan konuşma! Kapatıyorum!”

Kurosawa-san son zamanlarda evime o kadar sık geliyordu ki, bir şekilde onun varlığına alışmıştım. Öğleden sonra kendimi biraz yalnız hissetmedim desem yalan söylemiş olurdum. Ama sanırım yapacak bir şey yoktu. İkimizin de işi vardı ve sadece benimle öğle yemeği yemek için bu kadar sık gelmesi onun için de kolay olmamalıydı.

Tek yapabildiğim iç geçirmek ve hazır eriştelerimi hazırlamaktı. Yemek boyunca Fukuharu’nun bana erişte yememi onaylamayan bakışlar attığını gördüm.

“Bana öyle bakmayı kes! Bu konuda yapabileceim hiçbir şey yok. Doğru düzgün bir yemek yapacak malzemem yok ve dışarı çıkmak istemiyorum.”

Dürüst olmak gerekirse, kedim son zamanlarda gittikçe Kurosawa-san’a daha fazla benzemeye başladı gibi hissediyorum. Acaba onun hayvanlarla konuşmak gibi özel bir yeteneği mi var ve Fukuharu’dan bana göz kulak olmasını mı istedi?

Hayır şu an aptalca davranıyorum. Hayal gücüm yine çıldırdı. Hayvanlarla konuşmak gibi bir şey nasıl mümkün olabilir ki?! Ama sonra tekrar şu aklıma geldi, benim düşünceleri duyma yeteneğim de aynı derecede imkansız değil mi?

O gün yazmaya ara verip balkonda bir fincan yeşil çayın tadını çıkarmaya karar verdim. Bugünlerde havanın daha sıcak olması açık havada dinlenmek için mükemmel bir fırsattı. Dışarı çıkmayı sevmediğimden, oldukça geniş olan balkonumu dinlenmek için mükemmel bir yere dönüştürmeye karar verdim. Dışarıda ağaçların çiçekleri çoktan açmıştı ve kiraz çiçekleri havada uçuşarak zihni ve ruhu rahatlatan güzel bir tablo oluşturuyordu.

Cam kapıyı kaydırarak açtığım anda dairenin içine hoş kokulu bir esinti yayıldı. Birkaç derin nefes aldım, kokulu havanın ciğerlerime dolduğunu ve ruhumu sakinleştirdiğini hissettim. Son zamanlarda daha fazla yazabiliyorum. Ne zaman bir olay örgüsü düşünsem zihnim harekete geçiyor ve her şey doğal bir şekilde kendiliğinden kağıt üzerinde canlanıyordu. Yaptığım işten oldukça memnundum ve işler böyle gitmeye devam ederse kitabın ikinci yarısını bir aydan kısa bir sürede bitirebileceğime inanıyordum.

Tam sakin sakin çayımı yudumlayıp bu düşüncelerin tadını çıkarırken kapı çaldı. O anda aklıma kimin geldiğini söylememe gerek yok tabii ki. Kurosawa-san toplantı sebebiyle bugün gelemeyeceğini söylememiş miydi? Neden şimdi burada? Onun sözde profesyonelliğini merak edip sorgularken, kalktım ve kapıyı açtım. Karşımdaki kişinin daha kim olduğuna bakmadan azarlamaya başladım.

“Bir toplantı var dememiş miydin? Nasıl olur da…” Aniden durdum ve gelen kişiye sanki gökten inen bir uzaylıymış gibi bakakaldım. “Kota-san! S-Sen… N-neden buradasın?” Kota-san bu durumdan keyif alıyor gibiydi fakat ona rağmen kekeledim.

Kıkırdadı ve bir poşet tutan elini kaldırarak havada sallandırdı.

“Sana biraz kurabiye getirdim. Beni içeri almayacak mısın?”

Tek kelime etmeden kenara çekildim ve içeri girmesi için yolu açtım.

“Belki de başka birini bekliyordun?” Kota-san, çerçevesiz gözlüklerinin arkasında beliren muzip bir bakışla sordu.

“Hayır. Bunu da nereden çıkardın?” İmalı bakışlarını görmemek için gözlerimi kaçırdım.

“Ha, öyle mi? O zaman kapıyı açtığında kimi böyle korkunç bir şekilde azarlamayı düşünüyordun? Bir ihtimal…” O an yüzünde sinsi bir sırıtma belirdi. “Bir ihtimal Kurosawa-kun’u bekliyor olabilir misin?”

Şaşırdığımı hissettim ve bir an nefessiz kaldım. Bir şekilde anlamıştı. Eğer Kota-san, Kurosawa-san’ın bu kadar sık geldiğini ya da son birkaç hafta içinde daha da yakınlaştığımızı bilseydi, ne yapardı bilmiyorum. Bu yüzden o an yeni bir meslek denemek zorunda kaldım: oyunculuk.

“Saçma sapan konuşma. Neden onu bekleyeyim ki? Bugün editörümle buluşma günüm değil.” Sesimi sabit ve yüz ifademi sakin tutmaya çalıştım. Evet, gerçektende çok doğaldım.

“Hmm, tamam. Madem öyle diyorsun.” Kota-san sonunda merhametli olmaya ve beni bağışlamaya karar verdi. Poşeti açtı ve içinden bir kutu kurabiye çıkardı. “Bunları buraya gelirken bir müşterimden aldım. Hadi yiyelim!” dedi heyecanla.

“Tatlı sevmediğimi biliyorsun.” Heyecanını söndürmeye karar verdim. Kurabiyeler lezzetli görünse de tatlıya hiç düşkün değildim.

“Ama ben seviyorum.” Beni görmezden geldi ve bütün bir kurabiyeyi ağzına attı. Sonunda yuttuktan sonra Kota-san etrafına baktı ve dikkatle sordu: “Fukuharu nerede? Onu etrafta göremiyorum.”

“Senin geleceğini biliyordu, o yüzden saklandı.” Gözümü bile kırpmadan yalan söyledim.

“Ne kadar da soğuk bir hayvan! Hem kedi hem de sahibi bana çok kötü davranıyor. Neden böyle?”

“Çünkü senden hiç hoşlanmıyorz.” Başından aşağı soğuk su dökmeye devam etmeye karar verdim.

“Hıh, ben de burada sana arkadaş diyorum.”

“Kimse senden böyle bir şey istemedi.”

Şakalaşmamız sırasında Kota-san oturma odasına doğru ilerledi. Masaya oturdu ve kurabiyelerini yemeye devam etti.

“Yanında çay ister misin?” Mutfağa doğru ilerleyerek sordum.

“Ooo, önce mabedine girmeme izin verdin, şimdi de bana çay ikram ediyorsun. Bugün senin tarafından şımartıldığımı hissediyorum. Teşekkürler Keita-chan!”

“Sana şu ürkütücü ses tonunu bırakmanı söylemedim mi?” diye homurdandım.

İkimiz de birer fincan çay alıp kanepeye yerleştik.

“Peki, ziyaretinin amacı nedir? Bugün şirkette bir toplantı yok muydu?” Çayımdan ufak bir yudum alarak sordum.

“Oh, bunu nereden biliyorsun?” Kota-san bu kez ciddi bir şekilde sordu.

“Kurosawa-san dün gece beni aradı ve bundan bahsetti.” Sakince cevap verdim.

“Tam da düşündüğüm gibi. İkiniz oldukça yakınlaşmışsınız.” Kota-san gülümsedi, gözlerinde ufak bir eğlence kıvılcımı parladı. Gözlükleri bile parlıyordu. “Bunu bildiğime sevindim. O iyi bir bir çocuk.”

“Yaşlı bir adammışsın gibi konuşmayı kes.” Duraksadım, sonra fincanın üstünden ona baktım. “Neden bu kadar erken ayrıldın? Toplantının akşama kadar devam etmesi gerekmiyor muydu?”

“Sıvıştım.” Kota-san sırıttı. “Asistanıma gidip not almasını söyledim. Eğer bir şey olursa beni arayacaklar.”

“Başkanın ikinci oğlu olmak kesinlikle güzel bir şey.” Yüzümü kırıştırarak karşılık verdim.

Ah evet. Koltuğumda oturmuş, anaokulu çocukları gibi kurabiye yiyen bu adamın Suzumori Yayıncılık başkanının ikinci oğlu olduğunu söylemeyi unuttum. Bu işe diğerlerinden daha kolay sahip olmuş olabilir ama bu işte çok iyi olduğu inkar edilemezdi. Zeki, yakışıklı ve karizmatik olması şirkette sorunsuz bir şekilde yükselmesini sağladı. Babası şirket içindeki ilerlemesinden memnundu ve eski yöneticiler bile onun sonuçlarını onaylıyordu. Bu nedenle, tüm yazı işleri departmanının katıldığı bir toplantıya katılmaması sürpriz olarak karşılanmıştır diye düşündüm.

“Bana o yüce bakışlarınla bakıyorsun. Eminim bu kadar önemli bir toplantıya katılmayarak ne kadar sorumsuzca davrandığımı düşünüyorsundur değil mi?” Kota-san mırıldandı.

“Aynen öyle! Sakın bana senin de insanların düşüncelerini duymaya başladığını söyleme.” Alaycı eder gibi nefesimi tuttum ve şok olmuş gibi yaptım.

“Hayır sanırım bu zahmetli yeteneği sana bırakacağım. Eski kız arkadaşlarımın benim hakkımda ne düşündüğünü duymak… İşte bu çok korkunç olurdu.” Kota-san bir kurabiyeyi daha midesine indirirken böyle söyledi.

Başımı sallayarak gülmeme engel olamadım. Bu gerçekten de benim tanığım Kota-san’dı. Ona bu yeteneğimden bahsetmeye karar verdiğim ilk andan itibaren, bu konuda benimle alay etmekten hiç vazgeçmemişti. Ama bunu yapma şekli her zaman kendimi daha rahat hissetmemi sağladı, sanki gerçekten önemli değilmiş gibi. Ne kadar garip güçlerim olursa olsun, kendimi böyle kabul etmem konusunda bana yardımcı oldu ve kendime güvenmemi sağladı. Bunu benim için başka hiç kimse yapmamıştı. En azından yakın zamana kadar. Şimdi bu karanlık sırrı itiraf ettiğim bir kişi daha vardı ve o da bunu kabul etti. Kurosawa-san, yavaş yavaş Fukuharu ve Kota-san’dan sonra hayatımdaki bir diğer özel varlık olmaya başlamıştı. Ve evet, kedim hep önce gelir.

“Kota-san, demek işi bırakıp vakit öldürmek için buraya geldin?” Birkaç dakika sonra sordum.

“Sadece toplantıya katılmadığımı söyledim, işe gitmediğimi değil.” Kota-san elindeki fincanı masaya bırakarak karşılık verdi. “Geçen gün sana bahsettiğim filmi finanse edecek olan şirketin temsilcisiyle bir toplantı yapmaya gittim.”

Bir an için afalladım. Kitaplarımdan birinin bir filme uyarlanacağını neredeyse unutmuştum.

“Öyle mi? Ee, nasıl geçti?”

“Oldukça iyi geçti. Telif haklarıyla ilgili ayrıntıları tartışmaya oldukça açıklardı ve neredeyse her konuda anlaştık. Son taleplerinden biri kabul edilirse, sözleşmeyi imzalamak için önümüzdeki hafta bir tarih belirleyebiliriz.”

Başımı sallayarak onayladım. Eğer işler bu kadar hızlı ilerliyorsa, sanırım bu her iki tarafın da şartlar ve koşullar üzerinde anlaştığı anlamına geliyordu. Kota-san’a güvendiğim için ona daha fazla soru sormak istemedim.

“Bu çok iyi. Ciddi bir şirket gibi görünüyorlar.” Sadece bunu söyleyebildim.

“Evet, öyle. Ama sana söylemem gereken bir şey daha var.” Kota-san yüzünde ciddi bir ifadeyle öne eğilerek konuştu.

“Ha, ne oldu?” diye sordum şaşkınlıkla.

“Planlamanın ilk aşamasında yer almanı istiyorlar.” Kota-san lafı dolandırmadan direkt cevap verdi.

“Neee? Bu da ne demek oluyor?” Kafam daha da karışmış bir halde şaşkınlıkla sordum. Ne ilk aşaması? Filmi finanse eden şirketin kararlarıyla benim ne alakam var?

“Toplantıda finansör şirketin yanı sıra filmin yapımcısı ve yönetmeni de vardı. Parayı teklif eden kodaman, oyuncu seçimi yapılırken, mekan ve karakterlerin görünüşüne karar verilirke senin de orada olmanı istiyor.”

“Ney ney?! Sen ciddi misin?” diye kaba bir cevap verdim. Bu gerçekten de bir kabus olmalıydı.

“Çok ciddiyim.” Kota-san başını salladı, ciddi jesti ve yüz ifadesi ölüm ferman gibiydi.

“Ama neden ben? Ben sadece bir yazarım. Peki yapım şirketi bu saçmalığı gerçekten kabul etti mi?” Umudumun son damlasına tutunarak sordum. Elbette yapımcı ve yönetmen benim gibi basit bir romancının söz sahibi olmasına müsaade etmezdi.

“Belki şaşıracaksın ama, sadece kabul etmekle kalmadılar hatta bu konuda ısrar ettiler. Filmi finanse eden şirket ile yapım şirketi arasındaki ilişkiyi tam olarak bilmiyorum ama sanırım bize gelmeden önce kendi aralarında bir görüşme yapmışlar. Planlamanın ilk aşamasının bir parçası olmanı istiyorlar ve bu, sözleşmenin imzalanması için en önemli koşullardan biri. Bu şu anlama geliyor…” Kota-san duraksadı ve bir süre sessizce bana baktı.

“Yani reddedersem hakları satın almayacaklar ve filmi çekmeyecekler, öyle mi?” diye sordum umutsuzca.

“Aynen öyle.”

Kota-san’ın son kararını duyduktan sonra kanepeye yığıldım. Düşüncelerim karmakarışık, duygularım tam bir karmaşa içindeydi. Keder, üzüntü ve hayal kırıklığı göğsümün içinde dönüp duruyor ve nefes almamı zorlaştırıyordu.

Bu planlamada yer almamı istiyorlarsa, bu dışarı çıkmam ve birçok insanla tanışmam gerektiği anlamına geliyordu. Etrafım, neredeyse her adımda düşüncelerini duyma tehlikesiyle karşı karşıya olduğum yabancılarla çevrili olacaktı. Bir an için midemin bulandığını hissettim.

Beni bu halde gören Kota-san yanıma yanaştı ve elini omzuma koydu. “Sorun yok. Bize düşünmemizi ve birkaç gün içinde cevap vermemizi söylediler.” Yumuşak bir sesle söyledi.

Elinin dokunuşu nazikti ve sıcak hissettiriyordu ama düşüncelerini okuduğum an bedenim ürperdi.

Keita, seni daha fazla koruyamadığım için üzgünüm.

“Hayır, sorun yok.” Nefes nefese kaldım, duygu patlamasının önüne zorla geçebildim. “Kota-san benim için çok şey yaptın zaten. Teşekkür ederim.”

“Böyle acı dolu bir ifadeyle teşekkür etmeyi bırak. Sonuçta biz arkadaşız.” diye cevap verdi. Yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirmişti.

Kısa bir süre sonra Kota-san başka bir müşterisiyle görüşeceğini söyleyerek ayrıldı. Ayrılmadan hemen önce, bir cevap vermem için beni zorlamadı. Bunun yerine sadece acele etmememi, düşünmemi ve karar verdiğimde onu aramamı söyledi.

Günün geri kalanı bulanık bir şekilde sona erdi. Yazmamın bir yolu yoktu ve okumaya da odaklanamıyordum. Bu nedenle, Fukuharu’yu kollarıma alıp yatağıma kıvrıldım ve uykuya daldım.

Ertesi gün Kurosawa-san ziyaretime geldi. Onun heyecanlı kişiliği benim kasvetli görüntümle bir tezatlık oluşturuyordu. Önceki gece çok erken yatmama rağmen iyi uyuyamadım. Fukuharu bile beni ümitsiz vaka olarak görüp kanepeye gitti, ben de o gidene kadar dönüp durdum. En azından kanepede kimse benim birkaç huzursuz uykumdaki gibi onu ezemezdi. Sonuç olarak, gözlerimin altında koyu renkli torbalar ve üzerimde kötü bir ruh hali vardı.

Kurosawa-san, öğle yemeği sırasında tıpkı mayına basmaktan korkan birisi gibi sessizdi ve bu sessizliğin sebebi dışarı atılacağı korkusuydu. Onun bu anormal davranışı fark edince kendimi biraz suçlu hissettim. Onun gibi konuşkan bir adamın sessiz sedasız oturması elbette kolay değildi. Bu nedenle ona Kota-san’ın film yapımıyla ilgili haberlerini anlatmaya karar verdim. Elbette editörüm olarak film için görüşmelerin sürdüğünü zaten biliyordu ancak planlamanın ilk aşamasına dahil olmam gerektiği kısmı büyük bir sürprizdi.

“Vay canına! Masato-sensei, bu gerçekten harika!” Heyecanla haykırdı.

“Senin gibi bir insana bile tahammül edemezken bir sürü yabancıyla tanışmak zorunda kalmamın nesi harika?!” Ona son derece soğuk bir ses tonuyla çıkıştım.

“Doğru, bu kadar çok insanla etkileşime girmek zorunda kalmak özellikle de senin için rahatsızlık verici olabilir.” Kurosawa-san biraz sönük bir ifadeyle konuştu. Ancak sonraki cümlesinde daha da büyük bir heyecanla devam etti. “Ama Masato-sensei, bir de şu açıdan düşün. İlk planlamada yer alırsan, hikayenin tam olarak istediğin şekilde hayata geçirileceğinden emin olabilirsin. Bu harika değil mi?”

Bu konuda haklıydı. Kişisel sorunlarımı bir kenara bırakırsak; karakter tasarımı, oyuncu seçimi, çekimler için en iyi mekanların seçimi diğer tüm küçük ayrıntılarda yer alabilmek gerçekten heyecan verici bir şeydi. Ayrıca, büyük bir şirketin ve yapım şirketinin, film yapımcılığından zerre kadar anlamayan bir yazara planlama çalışmalarında yer vermesi her gün rastlanan bir durum değildi.

“En azından ikimiz için de heyecanlanıyorsun.” Derin bir iç çektim.

“O zaman ne yapacaksın, Masato-sensei?” Kurosawa-san bunu sorarken gözleri coşkuyla parlıyordu.

“Başka ne yapabilirim ki? Şartlarını kabul edeceğim ve ilk planlama aşamasında yer alacağım. Sonuçta, hikayemin hayata geçirildiğini görmeyi gerçekten istiyorum.”

“Ah! Masato-sensei, tüm hikayelerin beyaz perdeye aktarılmayı hak ediyor.” Kurosawa-san aniden oturduğu yerden fırladı ve iki elimi birden tuttu.

“Şimdi, o-orada dur bakalım. He-her kitabım için böyle bir şey yapabileceğimi sanmıyorum.” Ellerimi onu elinden çekmeye çalışırken biraz kekeledim. Ama o inatla ellerimi sıkıca tutmaya devam etti ve ne olursa olsun bırakmak istemedi. Sonra beni kendine doğru çekti ve neredeyse burunlarımız birbirine değecekti.

“Masato-sensei, dokunduğun kişilerin düşüncelerini duyabildiğine göre, kitaplarının harika olduğunu söylerken çok dürüst olduğumu biliyorsundur. Daha fazla insanın onları okuması için hayata geçirilmeyi hak ediyorlar. Bu yüzden, harika bir iş çıkaracaksın ve film büyük bir başarı elde edecek.”

Bu coşkulu açıklamayı duyduğumda ona sadece şaşkınlıkla bakakaldım. Gerçekten de türünün tek örneğiydi; söylediği ve yaptığı her şeyde dürüst, açık sözlü ve tutkuluydu. Ve her zaman olduğu gibi, zihnimin içinde bir sessizlik vardı. Parmakları ellerimi ısıtıyordu ama düşünceleri sessiz kalıyordu. Bu, söylediklerinde gerçekten ciddi olduğu anlamına mı geliyordu yoksa onu duyamamamın gerçekten başka bir nedeni mi vardı? İlk defa kendimi onun iç düşüncelerinden bir şeyler duymak isterken buldum; iyi ya da kötü herhangi bir şey olabilirdi. Garip bir şekilde, duyamadığım tek kişinin o olması kafamı karıştırdı ve beni üzdü.

Düşüncelerim bu yönde ilerlerken, azarlamalarımı yuttum ve bunun yerine utanarak uzaklara baktım.

“Şey, aslında… Ben seni gerçekten… duyamıyorum…” diye mırıldandım.

Sesim o kadar alçak ve yumuşaktı ki ben bile net olarak duyamadım. Sanki onun bu gerçeği bilmesini gerçekten isteyip istemediğimden emin değildim.

“Ha? Neyi duyamıyorsun?” Kurosawa-san şaşkınlıkla sordu. Mırıldandığımı duyduğu açıktı ama neden bahsettiğimi anlamamıştı.

“Düşüncelerin… Ben… Kurosawa-san’ın düşüncelerini duyamıyorum. En başından beri… Duyamadım.”

Yüzümün kızardığını hissediyordum ve bunun neden olduğunu anlayamıyordum. Bir insanın düşüncelerini duyamamanın nesi bu kadar utanç vericiydi ki? Bu dünyada her şey normal değil miydi?!

“Gerçekten mi? Gerçekten öyle mi, Masato-sensei?” Kurosawa-san oldukça aceleci bir şekilde sordu.

Cesaretimi topladım ve ona bakmaya karar verdim. Ama yüzündeki ifadeyi görünce hemen pişman oldum. Ağzı kulaklarına vararak sırıtması ve gözlerinin içinin parlaması beni ürkütmüştü. Konuşmaya devam ettiğinde bile sesi hafifçe titriyordu.

“Bunun… Ne anlama geldiğini biliyorsun değil mi, Masato-sensei? Bu… Bu sana karşı dürüst olduğum anlamına geliyor. Artık söylediğim her kelimenin doğru olduğunu biliyorsun. Bu seni iyi hissettirmiyor mu?”

Dürüst olmak gerekirse, söyledikleri doğruydu. Onun gibi biriyle tanışırsam nasıl hissedeceğimi hep çok merak etmiştim ve şimdi tanıştığıma göre dürüstçe söyleyebilirim ki kendimi mutlu hissediyorum. Birinin mutluluk imajı çizerken kafasının içinde karanlık düşünceler saklamadığını bilmek gerçekten çok güzel; sizi sadece görünüşünüz için kabul etmediğini, sizin için gerçekten böyle hissettiğini bilmek…

“Şey, iyi hissettiriyor, gerçekten iyi hissettiriyor.” Dudaklarımın bir gülümsemeyle yukarı doğru kıvrıldığını hissederek ona cevap verdim.

En son ne zaman birinin önünde bu kadar açık bir şekilde gülümsediğimi hatırlayamıyordum. Bu duygu gerçekten… ferahlatıcıydı. Bana öyle geliyordu ki Kurosawa-san kalbimin etrafına ördüğüm buzdan duvarı yavaş ama emin adımlarla kırıyordu. Tekrar denemeye ve onun dürüstlüğüne güvenmeye karar verdim: tıpkı gençken, kalbim soğuyup yorulmadan önce yaptığım gibi.

Etiketler: novel oku Whispers Of A Heart [Novel] 3. Bölüm, novel Whispers Of A Heart [Novel] 3. Bölüm, online Whispers Of A Heart [Novel] 3. Bölüm oku, Whispers Of A Heart [Novel] 3. Bölüm bölüm, Whispers Of A Heart [Novel] 3. Bölüm yüksek kalite, Whispers Of A Heart [Novel] 3. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X