Çevirmen: Ari
Bölüm 43: Parçalanmış Hafıza
Zhao Wentu’nun ilk sınavı için günlüğünün ilk sayfaları daha çok “Qin Ağabeyin Günlüğü” gibiydi. Qin Jiu, giriş kısımlarda kendisinden daha fazla yer kaplıyordu.
Belki de o zamanki tehlikeli ortam ve Qin Jiu’nun takımda çok seçkin olması nedeniyle, günlükteki en unutulmaz kişi oydu.
Ancak, bu sadece üstün körüydü.
Zhao Wentu’nun günlüğü çok ayrıntılı değildi. En azından başkalarının olayları hayal etmesi için yeterli değildi.
Yine de Qin Jiu birkaç kez hafif bir aşinalık hissetmişti.
Sanki bu unutulmuş anılar, daha fazla yazı okursa hatırlanabilecekmiş gibiydi.
Qin Jiu okumaya devam etti.
Fakat sonraki birkaç gün içinde Zhao Wentu ondan sadece birkaç kez bahsetmişti.
Çünkü diğerleri sınavı tamamladıktan sonra dinlenme tesisine giderken, Qin Jiu gitmemişti ve gözetmenlerin yerinde cezalandırılıyordu…
Birkaç sayfa sonra adı yeniden ortaya çıktı.
Sınav molası 5. gün
Güneşli.
Aynı şey bu sabah yine başıma geldi.
Perdeleri açıp dışarıdaki yüksek binaları gördüğüm anda, kendimi hep evde kısa bir şekerlemeden yeni uyanmış gibi hissediyorum.
Bu dinlenme yeri çok aldatıcı. Bizi vahşi doğaya atsalardı daha iyi olurdu. En azından bu şekilde kafam karışmazdı ve bütün sabah moralimi bozmazdım.
Birden fazla dinlenme yeri olduğu söyleniyor. Şanslıydık ve biraz hareketli bir şehire benzeyenlerden birinde kalıyoruz. Daha bu sabah Lao Li bir satranç ve kart odası bile buldu. Gerçekten bir satranç ve kart odasıydı. Mahjong ve poker bile vardı. (Bunu yazarken bile oldukça saçma buluyorum)
Sınavları tamamlarken bizi öldürmeye çalışan bir dünyada, aslında satranç ve kart odası gibi ayakları yere basan bir şey var…
Lao Li ve diğerleri bir mahjong masası hazırladılar. (Oldukça harikalar. Karşımızda bir internet kafe var bu yüzden biraz sakinleştim) Nasıl oynanacağını bilmiyordum ve ilgilenmiyordum da, bu nedenle sıvıştım.
Öğleden sonra dört ya da beşte akşam yemeği için aşağı indiğimde hâlâ oynuyorlardı. Öğle yemeği bile yemediler. Bir bakıma, biraz fazla büyülenmişlerdi. Bunun düşüncesi bile korkutucuydu ama aynı zamanda anlaşılır bir şeydi…
Daha sonra kendimi biraz rahatsız hissettim, bu yüzden düşüncelerimi toplamak için etrafta dolaştım. Telefonumu kullanarak çevreyi filme aldım. (Telefonumu dinlenme yerinde kullanabilmek benim için belki de tek rahatlık kaynağıydı. Ama lanet olsun ki normal dünyanın internetine bağlanamıyor.) Sınavı bitirdiğimde ve normal dünyaya döndüğümde bu videolar piksellerle dolacak mı merak ediyorum. Ne de olsa bir gözetmeni bile kayıt aldım.
Alışveriş merkezinin yanındaki sokakta, Qin Ge, gözetmen A ile birlikteydi. Bir anda kameramın kadrajına girdiklerinde şaşırdım.
Ne yapmalıyım? Zaten ikisini ne zaman görsem birdenbire bıçaklar savrulacakmış gibi hissediyorum. (Çincem çok kötü. Sonunda bu konuyu alırsam ne yapacağım?) Qin Ge gülümsüyor olsa da… Nedense, ikisi birbirine tamamen düşmanmış gibi görünüyordu.
Gözetmen A uzun süre kalmadı ve birkaç saniye içinde ayrıldı. Neyse ki video kaydettiğimi görmedi. Öyle olsaydı, muhtemelen bana bir kural ihlali suçu atardı.
Qin Ge, cezasının bittiğini, gözetmen A’nın sadece kurallara uyduğunu ve onu dinlenme yerine arabayla geri getirdiğini söyledi. Ayrıca bunu çok isteksizce yaptığını ve az kalsın kasıtlı olarak vahşi doğaya sapacağını da söyledi. (Bu lanet olası yerde buna benzer pek çok yer olmasına rağmen, yine de gözetmenin onu öldürmek istediği için yaptığını düşünüyorum)
Gece, Qin Ge ile birlikte alışveriş merkezine gittik. O küçük bir valizi doldururken ben sadece küçük bir meyve bıçağı aldım.
Aynı dünyada olmadığımızdan şüpheleniyorum. O burada tatildeyken ben buraya sınava girmek için geldim.
İnsanlar arasında neden bu kadar büyük bir fark var?
Düşüncelerim biraz dağıldıktan sonra, ruh halim artık eskisi kadar kötü değil.
Bir sonraki sınavda Qin Ge ile aynı sınava girebilir miyim bilmiyorum ama ne olursa olsun, biraz daha güçlü olmayı umuyorum. Ne de olsa bunu daha önce yapmış biriyim.
Not: Günlük kayıtlarım son zamanlarda uzadıkça uzuyor. Son birkaç gündür boşta olduğum için olabilir, bu yüzden daha çok düşünüyorum. Ayrıca uzun süre tartıştık ama sonunda bu sistemi yapmaktan kimin sorumlu olabileceğini, niyetlerinin ne olduğunu ve neden içeri sürüklendiğimizi çözemedik. Lao Li, bunu düşünmenin anlamsız olduğunu, şimdilik hayatta kalmaya odaklanmamız gerektiğini söyledi.
…Ama yine de çözmek istiyorum. Yaptığın şeyin sebebini bile bilmeden yaşamak nasıl kabul edilebilir?
Çoktan gece yarısı oldu. Bir sonraki sınava bir gün daha yaklaştık. Hepimize iyi şanslar. Hayatta kalabilmemiz ve neler olup bittiğini anlayabilmemiz dileğiyle. İyi geceler.
***
Zhao Wentu’nun bu yazısı birkaç sayfayı kapsıyordu. Qin Jiu parmağını sayfalardan birine bastırdı.
Gözleri belli bir satırda uzun süre oyalandı. Sonra zihninden aniden bulanık bir sahne geçti…
Geceydi. Önünde siyah bir araba vardı. Sokak lambasından gelen ışık cama yansıyordu ve içerideki kişinin silueti belli belirsiz görülebiliyordu.
Çok garipti. Zaman, yer ve ayrıca araba belirsiz ve pusluydu, ancak cam son derece netti.
Bir eliyle arabanın tavanına yaslandı ve camı tıklattı.
O sırada nasıl bir ruh hali içinde olduğunu hatırlamıyordu. Eğleniyor muydu? Kavga mı etmek istiyordu? Sinirli miydi?
Biraz bekledi ama cam inmedi. Bunun yerine korna çaldı.
Kornanın arkasındaki anlamı da hatırlamıyordu.
Belki de içindeki kişi onu geri kışkırtıyordu. Kenara çekilip kaybolmasını mı istiyordu? Yoksa başka bir anlama mı geliyordu?
Doğruldu ve araba arkasına bakmadan sürdü.
O sahne, tıpkı bir kuşun uçup gitmesi gibiydi. Hatırlamaya çalıştığında, yalnızca kısacık bir gölgeyi yakalayabildi–
Arabanın uzakta gözden kaybolmasını izlerken kollarını kavuşturdu ve sokak lambasına yaslandı.
***
Yan taraftaki 1 numaralı hücrede.
You Huo’nun ensesindeki parmak aniden seğirdi.
İrkilerek uyandı ama uyandığı an rüyasında ne gördüğünü unutmuştu. Boynunu büktü ve başını kaldırdı. Yarı açık gözleriyle çevresine baktı.
Zifiri karanlıktı.
Işıkları kapattığınızda olan türden bir karanlık değildi. Bunun yerine, sanki körmüş gibi tam ve mutlak bir karanlıktı.
You Huo’nun gözleri geçmişte yaralanmıştı, bu yüzden ikisi arasındaki farka karşı çok hassastı.
Hastanede iyileşirken, neredeyse bir yıl boyunca bu karanlıkta yaşamıştı.
Bir yıl. Hem kör, hem de hafızasını kaybetmiş biri için çok uzun bir zaman.
Uzun bir süre, saçma sapan soruları dinlememek için sessizliğe gömülmüştü. Ayrıca zamanının çoğunu uyuyarak geçirdiği için tembel ve uykulu bir hâle gelmişti. Ne pahasına olursa olsun, kendini kör gibi hissetmekten kaçınmak istiyordu…
Bu onu çok zayıf gösteriyordu ve zayıf görünmekten hoşlanmıyordu.
Zamanla bu bir alışkanlık hâline geldi.
Doktorlar duygusal olarak biraz eksik olduğunu söylediler. Duygularını pek ifade edemiyordu, merakı ve şüphesi de çok azdı.
Onları ciddiye almadı.
Sadece doğru insanlarla tanışmamıştı. Sekizden fazla gözetmen getirirseniz kesinlikle duyguları eksik olmazdı. 001 gibi gözetmenlere gelince, sadece bir tane bile yeterliydi.
Ve şu an, biraz şüpheye düştüğünü bile hissediyordu.
Son hapsedildiğinde oda aynı kalmıştı ve hiçbir şey değişmemişti.
Peki şimdi uykusundan uyanır uyanmaz neden bir anda kör oldu?
Hayatında en çok korktuğu şey…
Bu hücre, kör olmaktan korktuğunu düşünmesi için hangi aptal algoritmayı kullandı? Madem bundan gerçekten korkuyordu, neden geçen seferki hücre herhangi bir değişikliğe uğramamıştı?
You Huo, ifadesiz bir şekilde masaya geri dönmeden önce bir süre karanlıkta oturdu.
Hücre tamamen sessizdi. Onun dışında etrafta kimse yoktu.
Açık kahverengi gözlerini karanlıkta birkaç kez sessizce kırpıştırdı. Sonra gözlerini dirseğiyle kapattı ve kısa süre sonra tekrar uykuya daldı.
***
Kabindeki saatin yelkovanı bir çentik hareket etti.
Gözetmenler için, üç saatlik hücre süresi göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti.
Zil çalar çalmaz, 078 irkilerek koltuktan fırladı: “Hadi gidelim. Onları çıkarmalı- 021?”
Konuşmasını bitiremeden, 021’in ikinci katta olmadığını fark etti.
078 şaşkınlıkla, “Bu garip. Az önce halının üzerinde oturmuş telefonuyla oynuyordu.” diye mırıldandı.
Bayan Kararlı’nın tuvalete gitmiş olabileceğini tahmin etti. Böyle bir kişiliğe sahipken, geç kalma ihtimalinin düşük olduğunu biliyordu, bu yüzden fazla düşünmedi ve aşağı indi.
Ancak en alt kata vardığında, 021’in 1. hücrenin kapısının önünde durduğunu gördü. Kapıda küçük bir aralık açmıştı.
“Demek buradasın!” dedi 078, “Nereye gittin merak ettim. Zili beklememiz gerektiğini söylememiş miydin?”
021 ona baktı ve şöyle dedi: “Sadece biraz su almak istedim ve neredeyse zamanın geldiğini gördüm. Oturup sonra tekrar ayağa kalkmak istemedim.”
078 onun sözlerinden şüphe duymadı. Başını salladı ve “Öyle mi? Tamam o zaman. Onu çıkarabilirsin, ben de 001’i çıkaracağım. Seni sonra bulurum.”
021 başını salladı. Daha sonra kapıyı iterek açtı ve You Huo’nun hücresine girdi.
078 onun kapıyı arkasından kapattığını gördü ve içinden şöyle düşündü: Sadece onu çıkaracaksın, o hâlde neden kapıyı kapatıp açmaya bu kadar çaba harcıyorsun?
Ama sadece düşündü. Doğal olarak bunu 021’e söylemeye cesaret edemezdi.
O genç bayan iyi görünse de çok huysuzdu.
078, ikinci hücrenin kapısını iterek açtı. Harabe alanının görüntüsü yavaş yavaş soluyordu. Kargaşa olmadığı için oda temizdi, kan ve et yoktu.
Gözaltına alınan Bay 001’e gelince, artık kitap okumuyordu. Bunun yerine siyah bir telefon tutuyor ve onunla oynuyordu.
“Sen… ne yapıyorsun?” 078 kaşlarını çatarak yaklaştı.
Qin Jiu onu, “Tam zamanında geldin. Sormak istediğim bir şey var.” diyerek karşıladı.
078: “Ne?”
Qin Jiu telefonu salladı, “Birkaç yıl öncesine ait eski bir cihaz. Açılmıyor. Nasıl tamir edeceğini biliyor musun?”
078: “……”
Telefonu tamir etmesi için kime soruyorsun? Tekrar söylemek ister misin?
Qin Jiu, “Biliyor musun?” diye tekrarladı.
078 neredeyse bozularak, “Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Neden aniden hücrede bir telefon çıkardın?”
Qin Jiu, “Arkadaşımın bana bıraktığı bir miras. İçinde ne olduğunu görmek istedim.”
078: “……”
Buna cevaben hiçbir şey söylemedi. Kapıyı işaret etti: “Lütfen.”
Muhtemelen “Dışarı çık” ile aynı anlama geliyordu.
***
Yan kapıda.
021, hücredeki masanın önünde duruyordu. Koyu kırmızı ojeli parmakları You Huo’nun omzunu dürttü.
Etraflarındaki karanlık yavaş yavaş soldu ve odanın içindeki ışıklar aşağı doğru aydınlandı.
021 ışığın altında durdu ve fısıldadı: “Kendiniz söylediniz. Dışarı atılırsanız ve sistem hâlâ varsa, sizi geri getirmeli ve uyandırmalıyım…”
“Artık. Uyanmalısın. Büyük. Gözetmen.” Her kelimeyi vurgularken onu dürttü. İfadesi her zamankinden farklı olmasa da sesi çok daha canlıydı.
Uzun bir süre dürttükten sonra biraz bekledi. Uyanması neredeyse imkansız olan You Huo, saçlarını karıştırdı ve doğruldu.
Gözlerini kısarak yukarı baktı. Soğuk ve güzel yüzü ışık altında daha da göz kamaştırıyordu.
021 bir şey söylemek üzereyken, arkalarındaki kapıdan birkaç vuruş geldi.
“Bitti mi? Hadi gidelim.” 078 kafasını içeri uzattı.
“……”
021’in dudağının kenarı kıvrıldı. Büyük güneş gözlüklerini çıkardı ve taktı. Kafasını çevirme dürtüsüne direnerek sakince çenesini kaldırdı ve “Şimdi geliyoruz” dedi.
Yorum