Koyu Switch Mode

Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 28: Büyük Usta Çıldırdı

A+ A-

Çevirmen: Ari


Bölüm 28: Büyük Usta Çıldırdı

“Doğru! Mike geçen sefer kaydı dinledikten sonra mezar kelimesini duymamış mıydı? Biliyor olmalı!”

Bu kritik anda, Yu Wen’in kafasında aniden bir ampul parladı.

Sonra onu bulmak için ayağa fırladı, “Mike nerede?! Nereye gitti?”

“Hastalandığı için kanepede uyuyor.” Lao Yu hızla odaya uçtu.

Mike’ın ormandaki kokuya tepkisi özellikle güçlüydü. Döndükten sonra iki kez kusmuş ve kanepeye yığılmıştı, hâlâ da uyanmamıştı.

Herkes kendinden çok emindi, bu yüzden onu uyandırmaya gerek duymadılar.

Hiç kimse bu kadar kritik bir anda böyle bir şeyin olmasını beklemiyordu.

“Özür dilerim, özür dilerim…”

Lao Yu yukarı çıktı ve Mike’ı uyandırmadan önce ona birkaç kez tokat attı.

Mike’ın kokudan hâlâ başı dönüyordu ve gözlerini açar açmaz birkaç kez öğürdü.

“Kalk! Kalk! Kalk!”

Lao Yu bildiği tek İngilizce kelimeyi kullanarak Mike’ı dışarı sürükledi.

Kara Dul’un kapısının önünde, You Huo kemik kalemi tutuyordu.

Çok hızlı bir şekilde, iki dakika içinde mezar taşlarındaki her şeyi kopyalamayı başarmıştı. Zaman kazanmak için Kara Dul’un adını bile yazmıştı.

Mike gelir gelmez son harfi yazdı ve kalemi karşı tarafa uzattı, “Yaz.”

Karganın son iki çağrısından önce Mike “Mezar” kelimesini ekledi.

Huh-

Zamanında başarmışlardı.

Herkes rahatlayarak uzun birer nefes verdi.

“Neredeyse ölümün eşiğindeydik…” Yu Wen göğsünü tuttu. Yerinden çıkacakmış gibi olan kalbi tekrar sakinleşerek, “Umarım mezar taşlarında ‘burada xxx yatıyor’ yerine gömülü oldukları yer de yazıyordur.”

Ama önemli değildi. Yazılı olmasa bile Mike’ın yazdığı sözler vardı.

Çifte sigorta sunan cevaplarla, kesinlikle puan alacaklardı.

Herkesin düşündüğü buydu.

Bir süre bekledikten sonra cevap duvarı nihayet değişti.

Sistemin sonuçları belli oldu…

Duvarda parlak, kırmızı bir çarpı belirdi. Solunda mezar taşından kopyalanan yazı ve sağında Mike tarafından yazılan mezar kelimesi vardı.

Anlamı açıktı: İkisi de doğru değildi.

You Huo dahil herkes şaşkına döndü. Bu hiç beklemedikleri bir sonuçtu.

“Yanlış mı? Nasıl olabilir?”

“Sistem arızalanmış ve yanlış karar vermiş olabilir mi?”

Kimse cevabın neden yanlış olduğunu anlayamadı.

You Huo derince çatılmış kaşlarla cevap duvarına bakıyordu.

Mezar taşlarında yazanlar ve mezar kelimesi doğru değildi. Sistemin yargılamasıyla ilgili herhangi bir sorun yoksa, o zaman bunun tek bir anlamı vardı- Bunlar Kara Dul’un ailesinin mezarlarıydı ama oraya gömülmemişlerdi.

Gözleri yukarı kaydı ve üçüncü soruya takıldı.

Soru 3: Kara Dul’un odasında kaç kişi var?

You Huo: “…”

Soru: Hurafelere çok düşkün bir kişinin, ölmüş aile fertlerini evinde tutuyor olması mümkün müydü?

Cevap: O yaşlı cadı ne yapmazdı ki?!

Daha kimse şoku atlatamadan cevap duvarı yenilendi ve yeni içerik ortaya çıktı.

Talihsiz bir bildirim: Bu cevap turunda, sistem herhangi bir doğru tespit edemedi.

Ceza sonucu: Rastgele seçilen bir aday tabuta girmek zorunda.

Bu sözler göründüğünde, You Huo, Qin Jiu’nun omzunu dürttü.

Qin Jiu başını çevirdi ve gözleri omuzundaki parmaktan You Huo’nun yüzüne doğru hareket etti, “Dur tahmin edeyim, Bay Hıh’ımız sonunda yardım isteyecek?”

You Huo: “…”

Senin neyin dedin?

Başka seçeneği olmadığı sürece, o yardım kartını gerçekten kullanmak istemiyordu.

Ancak şu anki durum gerçekten de başının ağrımasına neden olmuştu.

Sistemin kimi rastgele seçeceğini bilmiyordu ve bir boşluk bulup bulamayacağından da emin değildi.

Gerçekten sıkıntıya düşerse…

Kendi kendine düşünürken duvarda başka bir satır daha belirdi.

Not: Chasu Köyü geleneksel olarak cenazeleri gece geç saatlerde düzenler. Geleneklerine uyacağız ve ceza bu gece infaz edilecek.

Bu gece mi?

Ceza bir önceki sınavdan farklıydı ve hemen uygulanmamıştı.

You Huo, elini Qin Jiu’nun omzundan hemen geri çekti.

Qin Jiu: “?”

“Hâlâ çok erken.”

Qin Jiu: “…”

Bir süre You Huo’ya baktı ve sonra, “Sanırım sana küçük bir hatırlatma yapmalıyım. Cezayı uyguladıkları zaman sistem size herhangi bir uyarı vermez ve kimin seçildiğini size söylemez. Muhtemelen bir an yüz yüze sohbet ettiğin kişi, sonraki an birden gitmiş olabilir.” dedi.

Qin Jiu: “O sırada kaybolan sen olursan, nasıl yardım isteyeceksin?”

You Huo, “922 numaralı gözetmen, bir şeye ihtiyacım olursa 001 yazabileceğimi söyledi.” diye cevap verdi.

Qin Jiu: “…”

“Hazır bu konuya değinmişken şunu sormak istiyorum,” You Huo alaycı bir şekilde, “Bunun cevap kağıdına yazılması gerektiğini duydum? Bu ne tür aptalca bir kural?” diye sordu.

Avcı kulübesindeyken sorun yoktu çünkü alan küçüktü ve cevap duvarından sadece birkaç adım uzaktaydılar.

Ancak Chasu Köyü’nde veya çok daha büyük bir sınav merkezinde bu gerçekten çok mantıksızdı.

Qin Jiu, “922 böyle mi söyledi? Bunu not almam gerekecek. Ama bu sadece normal gözetmenleri çağırmanın bir yolu.”

You Huo: “…O zaman senin gibi kendini baş gözetmen ilan eden birini bulmanın yolu nedir? “

“Ah, birçok yol var.” Qin Jiu gülümsedi: “Sınav merkezinde herhangi bir yere yazmayı deneyebilir ve gelip gelmediğimi görebilirsin.”

You Huo: “…Sence ben deli miyim?”

***

Cezanın geç verileceği açıklanınca herkes şükretti. En azından hazırlanmaları için daha yarım günleri vardı.

Ancak öğleden sonra, önceden haber edilen cezalandırmanın, ani cezalandırmaya kıyasla daha korkunç olduğunu anladılar.

Sanki boyunlarına bir bıçak dayanmıştı. Cellat, keskin bıçağı derilerine iyice bastırarak şöyle diyordu: “Üzgünüm ama henüz zamanı gelmedi. Lütfen biraz bekle.”

Kara Dul her zamanki gibi onlara oyuncak bebek diktirdi, adayların hepsi kesilene kadar durmaya niyeti yok gibi görünüyordu.

Herkesin düşünceleri farklı bir yerdeydi. Orada huzursuzca otururlarken zihinleri endişelerle doluydu.

Herkesin aklı yaklaşan cezayla meşgulken, malum büyük ustanın olağandışı davranışını kimse fark etmedi-

Bambu sepetten birkaç bebek çıkardı ve bir iğne aldı.

Başkaları oyuncak bebek dikerken dikişlerine dikkat ederlerdi. Düz olmasa da en azından uzuvları birleştirmek için bir sıra dikmeye çalışırlardı. Öte yandan, You Huo sadece iğneyi iki kez geçirdi ve bunu bir uzuv olarak kabul edilebileceği kanaatine vardı.

Diğerleri sonunda onun hareketlerini fark ettiğinde, büyük usta çoktan bütün bir sırayı dikmişti.

Hızlı bir göz attılar ve toplam sekiz tanesinin dikildiğini gördüler.

Lao Yu neredeyse dizlerinin üzerine düşüyordu, “…Ne yapıyorsun?”

You Huo dokuzuncuyu da tamamladı ve başını kaldırmadan, “Hazırlanıyorum.” diye cevap verdi.

Onun bu ürkütücü hazırlığı, kum saatinin içindeki kumlar dolana kadar devam etti.

Kara Dul geri döner dönmez on altı oyuncak bebekle karşılandı. Yaşlı yüzü bir anda sertleşti.

Uzun zamandır bu sınava giriyordu ve ilk defa böyle bir misafirle karşılaşıyordu. Bir an için söyleyecek söz bulamamıştı.

You Huo’ya çıldırmış gibi baktı.

Bir süre sonra bir şeyler mırıldandı ve on altı bebeği yavaşça ahşap rafa yerleştirmeye başladı.

Gece, önceki iki günden daha hızlı geldi.

Köylüler evlerine girmeden önce onları bulmak için donmuş nehri geçtiler.

“Hâlâ burada mısınız…” Kadın köylü, kırılmış buz dolu bir leğen tutarken onları selamladı.

Ama selamının içeriği duymak isteyecekleri bir şey değildi.

Usta You’nun talimatları doğrultusunda hareket eden Lao Yu, doğrudan konuştu, “Meizi*, sana bir şey sormak istiyorum.”
*Küçük kız kardeş.

Köylü kadın bir an duraksadıktan sonra, “Ne?” diye sordu.

“Burada bir gelenek olduğunu ve cenazelerin sadece gece gömüldüğünü duydum?”

“Doğru.”

Lao Yu: “Oh, o zaman geleneksel cenaze töreni mi yoksa yakma işlemi mi yapıyorsunuz?”

Kadın bir an donakaldı. Nedense biraz sersemlemiş görünüyordu.

Kısa süre sonra başını hafifçe eğdi. Ormanda bir yere bakıyor gibiydi.

Daha sonra hızla normale döndü ve duygusuzca cevap verdi, “Gömüyoruz. Yakmıyoruz. Yakamayız.”

“Neden?” You Huo aniden sözünü kesti.

Kadın başını yana eğdi ve bir süre düşündü. “Hiçbir nedeni yok. Geleneğimize göre ölüleri yakmayız.”

You Huo mırıldandı.

Lao Yu tekrar sordu: “Öyleyse tabutu… genellikle nereye gömersiniz?”

Kadın: “Ormana.”

“Ormanda olduğunu biliyorum.” Lao Yu içinden şöyle düşündü: Bu çok açık değil mi?

Ama sabırla açıkladı, “Demek istediğim, ormanda zaten dolu olan yerler yok mu? Sadece daha boş olan ve hâlâ daha fazla tabut gömülebilen yerin neresi olduğunu öğrenmek istiyorum. Her seferinde rastgele bir yer seçmiyorsunuzdur ya?”

“Ah, öyle yapmıyoruz.” Kadın bir an düşündükten sonra doğuyu ve batıyı işaret etti, “O taraf ve şu taraf. İkisi de boş.”

Herkes akıllarına bu bilgiyi not aldı.

Lao Yu daha fazla soru sormak istiyordu ama kadın gökyüzüne baktıktan sonra, “Hava kararıyor. Acele etmeliyim. Siz de geri dönmelisiniz. Etrafta dolaşmayın ve ormana girmeyin.”

Bunu söyledikten sonra leğeni aldı ve aceleyle geri döndü.

Kapının kapanma sesinin ardından köy bir kez daha sessizliğe bürünmüştü.

Lao Yu hayal kırıklığıyla, “Bu cesaretle geceleri cenaze töreni düzenliyorlar… Sizce sistem yine saçmalıyor olabilir mi? Köylüler geceleri dışarı çıkmaya bile cesaret edemiyorlar, nasıl oluyor da cenaze için ormana gidebilirler?!”

Chen Bing, “Soruda yazana göre durum gerçekten böyle olmalı. Böyle bir yer mantık ile nasıl anlaşılır ki?” diye mırıldandı.

Her halükarda, en azından artık bir sonraki cenazenin yerini biliyorlardı.

Birisi cezalandırılıp tabuta konulduğunda, en azından nereden aramaya başlayacakları konusunda bir fikirleri vardı.

Köylülerle vedalaştıktan sonra kimse kendi evine dönmedi.

You Huo’nun evi onların ana kampı olmuştu. Herkes orada toplandı.

Gökyüzü gittikçe kararıyordu.

Kuru ekmek kemirirken, gece ne yapacaklarını tartıştılar.

“Ormana girmek istiyorsak, yanımızda birkaç alet götürmemiz en iyisi.” Yu Wen elini kaldırdı ve teklif etti, “Hem kendimizi savunmak için kullanabiliriz, hem de… belki şansımız yaver gider ve başka bir hayalet kol yakalarız?”

“Odada halatlar buldum ve evlerin hepsinde bıçak olmalı ama palayı yenebilirler mi bilmem. Lao Yu, “Ayrıca, kazmak istiyorsak kürek de getirmeliyiz, değil mi?” dedi.

Bunu söylerken You Huo’nun onayını almak için başını çevirdi.

Arkasındaki tek kişilik kanepe beklenmedik bir şekilde boştu. Orada oturan You Huo ortadan kaybolmuştu.

Lao Yu şaşkınlıkla, “O nerede? Az önce oradaydı…” diye sordu.

Herkes boş kanepeye baktı.

Oda bir süre sessizliğe büründü ve aniden telaşla ayaklandılar.

“Siktir?!” Yu Wen endişeyle etrafta onu ararken seslendi, “Ge? Neredesin?”

Arka arkaya üç kez seslendi ama yanıt alamadı.

En korkunç olan şey, Qin Jiu’nun hâlâ orada olmasıydı.

Bir sınav sırasında, You Huo nereye giderse gitsin, kişisel gözetmeni de onu takip etmeliydi.

Tek istisna, sistem cezasına maruz kalması olurdu.

Aniden Qin Jiu’nun sabahki sözlerini hatırladılar: “Muhtemelen bir an yüz yüze sohbet ettiğin kişi, sonraki an birden gitmiş olabilir.”

Hiç kimse sistemin rastgele seçiminin bu kadar tesadüfi olmasını ve grubun altın kalçalarını göndermesini beklemiyordu.

***

Altın kalça çok küçük ve kapalı bir alanda yatıyordu.

Bacaklarını doğrultamıyor ve ellerini çok yükseğe kaldıramıyordu. İçerideki oksijen de çok kısıtlıydı.

Düşünmesine bile gerek yoktu, “tabutun içine girmesi için rastgele seçilen” şanslı kişi oydu.

Bu sonuca şaşırmamıştı. Ne de olsa öğleden sonra bebekleri dikerken iki ihtimali de düşünmüştü.

Tabutun içine başka biri girerse, yardım kartını gönülsüzce kullanabilirdi.

Tabutun içine kendisi girerse… o zaman belki yardım kartını kullanmaktan kurtulabilirdi.

You Huo karanlıkta tabutun duvarlarını hissetmeye çalıştı. Hava nemli ve soğuktu, yoğun çamur kokusunu alabiliyordu.

Tabutun muhtemelen çamurun altına gömüldüğünü tahmin etti.

Ormanın bu kadar geniş olması, menzil daraltılmış olsa bile, samanlıkta iğne aramaya eşdeğerdi.

Birini bulabilmek son derece zordu.

Ancak… ne olacağını kimse bilemezdi.

***

Doğu tarafındaki ormanda, Lao Yu ve diğerleri ellerinde bir meşale ve ip tutarken etrafı arıyorlardı.

Birdenbire ayak sesleri kesildi.

Lao Yu gergin bir şekilde onlara sessiz olmalarını işaret etmişti.

Diğerleri nefeslerini tuttular ve tanıdık sürünme seslerini duydular.

Ama bu geceki sesler biraz farklıydı. Köye doğru sürünüyor gibi görünmüyordu, bunun yerine… ormanın derinliklerine gidiyordu.

Birkaç saniye sonra Yu Wen ileriyi işaret etti ve fısıldadı: “Kahretsin… Şuraya bakın!”

O tarafa baktıkları an hepsi dondu.

Bir düzineden fazla solgun hayaletimsi kol ve bacak her yönden akın ederek ilerideki açık bir alanda toplanmıştı.

Ellerinde her boyutta ve şekilde palalar taşırken ürkütücü bir şekilde sordular: “Bugün oyuncak bebek diktiniz mi?”

Yerin altı fit altına gömülen You Huo cevap verdi: “Yaptım. On altı tane diktim.”

“…”

Hayalet kol ve bacaklar bir an sessiz kaldıktan sonra palaları hızla aşağı indirdiler!

Etiketler: novel oku Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 28: Büyük Usta Çıldırdı, novel Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 28: Büyük Usta Çıldırdı, online Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 28: Büyük Usta Çıldırdı oku, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 28: Büyük Usta Çıldırdı bölüm, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 28: Büyük Usta Çıldırdı yüksek kalite, Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 28: Büyük Usta Çıldırdı light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X