Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 67. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Tek bir soru sorulabilirdi: Ağabeyi “baltayı gömdükten” sonra nasıl hissetmeliydi?

Sevinçle geçmişi mi hatırlamalıydı yoksa coşkuyla geleceği mi beklemeliydi?

Hayır! Hiçbiri!

Ye Zhou’nun kalbi en zayıf noktasındayken, Ye Heng aniden en çok endişelendiği şeyi sormuştu ve bu onun ne yapacağını bilememesine neden olmuştu!

Ye Zhou kahvesinden bir yudum alıp önemsizce soruyormuş gibi yaptı, “Shang Jin derken?”

“Yoldayken tanıştığımız herkes sana Shang Jin’i sordu. Siz ikiniz sıradan arkadaş değilsiniz, değil mi?”

Ye Zhou’nun göz kapağı seğirdi. Özellikle Shang Jin’in gelmesine izin vermemişti çünkü ilişkilerinin açığa çıkmasından korkuyordu. Ama ağabeyi, Shang Jin’i görmediği hâlde nasıl şüphelenmeye başlamıştı? Bu bilim dışıydı!

“İlişkimiz… oldukça iyi.” sözlerini dikkatlice düzenledi.

Ye Heng onun ifadesine baktı ve “Birlikte yaşayabilecek kadar iyi mi?” diye sordu.

Ye Zhou o kadar korkmuştu ki kaşığını tutamadı ve yanlışlıkla kahve fincanına düşürdü. Fazla kahve içmemişti ve eline birkaç damla sıçradı.

Aslında Ye Heng ona blöf yapıyordu ve Ye Zhou’nun bu kadar büyük bir tepki vermesini beklemiyordu. İçten içe net bir şekilde anlayarak bir peçete çıkardı ve Ye Zhou’nun elindeki kahveyi temizleyip onu azarladı, “Kahve içerken çok dikkatsizsin.”

Ölümcül solgun bir yüze sahip Ye Zhou, nerede açık verdiğini anlayamadı.

Ye Heng iç çekti ve “Üniversitede siyam ikizleri gibi olan son derece iyi arkadaşlar olduğunuzu anlıyorum. Ama bunda bu kadar şaşırılacak olan şey ne?”

Ye Zhou son bir mücadele vermek istedi, “Biz… biz sadece…”

Ye Heng, “Eğer sen ve Shang Jin sıradan iyi arkadaşlarsanız, oda arkadaşların abin olduğumu duyunca örtbas etmene yardım etmek zorunda kalmazlardı.” diye sözünü kesti ve varsayımını nokta nokta ortaya koyarak devam etti, “Genel olarak yurt odasında masan ile karşısındaki masa arasında çok az fark var, bu da yandaki dolu masalarla keskin bir tezat oluşturuyor. Ve bugün yurda döndüğünde yanımda bir sandalye vardı ama iki adım daha ileri gidip çok tanıdık bir şekilde karşıdaki sandalyeyi çektin, yani bilinçsizce yakın hissettiğin şeye gittin. Yanılmıyorsam karşı masa Shang Jin’inki olmalı, değil mi?”

Binlerce veya on binlerce hesaplamayla bile Ye Zhou, Ye Heng’in bu küçük ayrıntılardan gizlemek istediği sırrı görebileceğini anlayamazdı.

Ye Zhou, Ye Heng’e şaşkınca baktı ve kalbinin bir karmaşa içinde olduğunu hissetti. Ye Heng’in bunu söylemekteki amacının ne olduğundan ve bundan sonra ne yapacağından emin değildi.

“Neden dünya yok olacakmış gibi görünüyorsun?” Ye Heng hafifçe kıkırdadı, “O kadar mantıksız bir insan gibi mi görünüyorum?”

Ye Zhou, konuşmaya cesaret edemezken belirsizlik içinde ona baktı. Kendini ifşa etmeden önce iki cümle bile konuşmamıştı. Şimdi daha fazlasını söylemeye cesaret edemiyor ve bir dilsiz gibi davranıyordu.

“Bana açıklama yapmayacak mısın?”

Ye Zhou başını eğdi ve kahvenin sakin yüzeyine baktı. Pes ederek, “Açıklanacak bir şey yok.” dedi.

“Zhou Zhou, öyle mi doğdun yoksa-?”

“Bu benim sorunum,” dedi Ye Zhou aceleyle, “Baştan beri diğerlerinden farklı olduğumu biliyordum.”

Ye Heng rahatlayarak iç çekti, sevgiyle Ye Zhou’ya baktı ve “Bunca yıldır senin için zor olmuştur.” dedi.

Ye Zhou başını salladı ve yanıtladı, “İlk başta bu yolun çok zor olduğunu düşünmüştüm ama şimdi öyle değil. Sevdiğim biri ve beni anlayan arkadaşlarım var…” Ye Zhou, Ye Heng’in bakışlarına karşılık verip dedi ki, “Ve de abim. Ben çok şanslıyım.”

Ye Zhou’nun sonda onu eklediğini duyunca Ye Heng’in başlangıçta tuttuğu soluğu verdi. Ama Ye Zhou’nun birinden hoşlandığını söylemesine rağmen Ye Heng hâlâ gitmesine izin veremezdi. Saate baktı ve “Bir gün boyunca koşturup durdum, biraz yorgunum.” dedi.

Ye Zhou rahat bir nefes aldı. “Bir otel rezervasyonu yaptırdım. Önce Ge’yı dinlenmesi için oraya götüreceğim.”

“Ne zaman ayırttın?”

Ye Zhou, Shang Jin için önceden olumlu izlenimi artırmak istedi, bu yüzden “Buraya gelirken Shang Jin’e bahsetmiştim ve o iyi bir otelden rezervasyon yaptı. Okula uzak değil.” dedi.

Ye Heng adımlarını durdurdu. Ne yapacaktı? Birden canı gitmek istememişti.

“Ge?”

Ye Heng sevimli küçük kardeşine baktı ve hayal kırıklığına uğramasın diye zorla gülüp onunla otele gitti.

Henüz tanışmadığı kişinin rezerve ettiği otele geldiğinde Shang Jin’i sevmese bile diğerinin gerçekten nasıl yer seçeceğini biliyor olmasını övmek zorunda kaldı.

Hem konforlu hem de rahat ulaşıma sahipti. Ayrıca yüksek katlı otelin Fransız pencerelerinden şehrin gece manzarasının keyfini çıkarabilirdi.

Onu sinirlendiren sadece bir çift kişilik yatağın olmasıydı. Bir süiti olsaydı, küçük kardeşinin geceyi onunla geçirmesini sağlayabilirdi.

Ye Zhou ona akşam yemeğinde eşlik etti ve birlikte caddede dolaştılar. Saat dokuzda isr ayrılmak üzere anlaştılar.

“Ge, yarın için planın ne?” Ye Zhou, Ye Heng’in buraya iş için geldiğini söylediğini unutmamıştı.

“Yarın şube ofisinde biraz meşgul olacağım. Ama yine de ayrılmadan önce Shang Jin ile tanışmalıyım.” Ye Heng’in ses tonu reddedilemezdi. “Zamana ve yere siz karar verin.”

Ye Zhou alçak sesle, “O zaman onunla bu gece konuşacağım…” dedi.

Shang Jin’in onayını almadan nasıl kabul edebilirdi ki! Böyle bir şeyi reddetmek istese de reddedemezdi.

Geri dönüş yolunda, Ye Zhou iç çekmeye devam etti. Bugün neredeyse bir rollercoaster gibiydi. Ruh hâlinin bir an yükseldiğini ve bir an sonra düştüğünü hissetmişti. Ne zaman güvenli olduğunu düşünse, ağabeyi bir bomba fırlatıyor ve beynini patlatıyordu. Ve Shang Jin… Shang Jin’i ağabeyiyle buluşmaya nasıl ikna edebilirdi?

Ye Zhou, Shang Jin’i aradı ve Shang Jin’in çoktan okula geldiğini öğrendi. Dikkatlice ve özür dilercesine ona eve geri dönmesini söyledi.

Bugün sadece ona da eziyet etmekle kalmamış, aynı zamanda da biraz rahatsız etmişti.

Ama Shang Jin hiç aldırmıyordu. Ye Zhou ona geri dönmesini söylediğinde hiçbir itirazda bulunmadan kabul etti.

“O zaman…” Ye Zhou yavaşça Shang Jin’e doğru eğildi ve onu öptü. “Bir konuyu tartışabilir miyiz?”

Shang Jin, “Yarın da senden uzak mı duracağım?” diye sordu.

“Öyle olsaydı iyi olurdu,” dedi Ye Zhou somurtarak, “Bu daha ciddi.”

Shang Jin bir an düşündü ve “Abin aramızdakileri mi öğrendi?” dedi.

Ye Zhou şaşkınlıkla, “Nasıl bildin?” dedi.

“Tahmin ettim.”

Ye Zhou öfkeyle, “Siz ikiniz, nasıl bu kadar doğru tahminlerde bulunabiliyorsunuz?” dedi.

“Abin nasıl öğrendi?”

Ye Zhou isteksizce Ye Heng’in söylediği sözleri tekrarladı. “Nasıl bu kadar doğru tahmin edebildiğini merak ediyorum.”

Shang Jin, Ye Zhou’nun alnına hafifçe vurdu ve “Buna nasıl doğru tahmin denilebilir? Açıkçası görmek çok kolay. Seninle benim gizli bir ilişkimiz olduğu yüzünde yazılı.”

Ye Zhou, Shang Jin’in kafasına vurdu, “Şimdi beni suçlamanın zamanı mı? Ge yarın seni görmek istiyor. Ne yapmalıyız!”

“O zaman buluşalım. Zaten er ya da geç olacak. Daha erken tanışırsak, onunla önceden iyi bir ilişki kurabilirim.”

Ye Zhou anlayamadı.

Shang Jin gizemli bir şekilde gülümsedi, “Evde abinin büyük bir etkisi var, değil mi?”

Ye Zhou gözlerini kırpıştırdı ve “Evet, ailem onun fikirlerini gerçekten önemsiyor.” dedi.

“Onlara açıklarken kendine bir müttefik bulmalısın.” Shang Jin, Ye Zhou’nun omuzlarını tuttu ve “Bu amaca uygun değil mi?” dedi.

Ye Zhou aniden tüm hayatı boyunca Shang Jin’i geçemeyeceğini hissetti. O gergin ve bunalmışken, Shang Jin aslında bunun çok ilerisini düşünmüştü.

Ertesi öğlen, okuldan sonra Shang Jin ve Ye Zhou Ye Heng’in kaldığı otelin alt katındaki restoranda buluştular.

“Zhou Zhou,” Ye Heng onlara el salladı.

“Ge.” Ye Zhou, Shang Jin ile Ye Heng’in karşısına oturacaktı ancak henüz oturamadan Shang Jin’in onu Ye Heng’in yanına oturması için itmesini beklemiyordu.

Shang Jin onların karşısında tek başına oturdu ve Ye Heng’e baktı, ne kibirli ne de kabaydı. Kibarca ve sevecen bir tavırla, “Ye Dage, sonunda tanıştık,” dedi.

Ye Heng, Shang Jin’i aşağı yukarı süzerek değerlendirdi. Shang Jin’in Ye Zhou’yu kendisine doğru itmesini beklemiyordu. Ona karşı olan memnuniyetsizliği yavaş yavaş yüzde yetmişe düşmüştü.

Shang Jin, ​​Ye Heng’e bir bakış atıp tahminini doğruladı.

Zaman sınırlıydı ve Ye Heng vakti boş geçirmek istemiyordu. Doğrudan sormak istediğini sordu, “Shang Jin, nerelisin?”

“Buralıyım.” Shang Jin masadaki bitki çayını aldı ve bardaklarını doldurmaya yardım etti. Hareketi zarif ve pürüzsüzdü, böyle şeyler yapmaya alışmış gibi görünüyordu. “Ailem yeniden kurulmuş bir aile. Babamla kaldım ve iki küçük kardeşim var.”

Ye Heng önce kaşlarını çattı ve son sözü duyduğunda kaşları tekrar yumuşadı. “O zaman sen ve Ye Zhou…”

“Onunla yeni bir araya geldiğimizde önce biyolojik anneme söylemiştim o da babama söyledi, yani ailedeki herkes biliyor.”

“Muhteşem notlar aldığını ve geleceğinin sınırsız olduğunu duydum. Ailen yanlış yola sapmana izin verir mi?”

“Nasıl bir yanlış yol?” Shang Jin yanıt olarak sordu, “Ye Dage, sence Ye Zhou şimdi yanlış bir yolda mı yürüyor?”

Ye Heng, Ye Zhou’ya baktı ve aceleyle açıkladı, “Tabii ki hayır. Zhou Zhou, bu… benim hatamdı.”

Shang Jin bardağı kaldırdı ve çaydan bir yudum aldı. “Ailem biraz özel. Belki de bundan dolayı aileme pek bağlı hissetmiyorum. Ye Zhou’da da benimki gibi bir şey gördüm.”

Shang Jin tam olarak ne olduğunu söylemedi ama Ye Heng bunun bir aile özlemi olduğunu anladı.

Küçük kardeşinin bir evi olduğu açıktı ama Shang Jin’in yeniden kurulmuş ailesi gibi, bir evin sıcaklığını hissetmiyordu. Ye Heng geldiğinden beri kıpır kıpır olan Ye Zhou’ya şefkatle baktı. Shang Jin’e karşı tutumu biraz daha iyileşmişti ve kaşları artık sıkıca çatılı değildi.

“Ama Ye Zhou benden daha şanslı,” dedi Shang Jin içtenlikle, “Çünkü onun Ye Ge’sı var. Ye Dage gerçekten onunla ilgileniyor ve tüm kalbiyle Ye Zhou’yu düşünüyor.”

Ye Heng, Ye Zhou’nun başına dokundu ve “Onun benim küçük kardeşim olmasına kim karşı çıkabilir ki? Onu ben umursamazsam, kim umursayacak?” dedi.

Shang Jin, “Dage buradayken, muhtemelen Ye Zhou da zorbalığa uğramaz.” diyerek iç çekti.

“Tabii ki.”

Uyumlu bir yemek olarak kabul edilebilirdi ve Ye Heng, Shang Jin’e sorun çıkarmak istese bile belirli bir bahane bulamıyordu.

Akşam yemeğinden sonra Shang Jin nazikçe ayrıldı, “Ge, bu gece hâlâ bir diyeceğim var, bu yüzden seni göndermeyeceğim.”

Ye Heng’in de tam olarak istediği buydu, Ye Zhou’ya söyleyecek bir şeyi vardı.

“Ge, geri döndüğünde kendine iyi bak. Bir dahaki gelişinde doğrudan beni ara, ben seni alırım.”

“Tamam.” Ye Heng, kardeşinin açık sözlülüğü konusunda endişeliydi ve hiç iyi hissetmiyordu. Shang Jin’e karşı beslediği birazcık iyi niyet tekrar düştü. “Kendine iyi bakmalısın ve zorbalığa uğrarsan abine söylemelisin.” Özellikle Shang Jin, geldiği anda en çok endişe duyduğu şeyi dile getiren ve sonra ailesini Ye Zhou’ya evde yıllarca haksız muamele gördüğünü ima etmek için kullanan bu tür kurnaz bir kişi… Sonuç olarak Ye Zhou’yu tekrar tekrar korumak ona kalmıştı. Küçük kardeşi kesinlikle diğerinin oyununa uymamalıydı. Bunu düşünen Ye Heng kalbinde acı gözyaşları hissetti. Eğer diğerinin Ye Zhou’yu tüm kalbiyle umursadığını görmeseydi, kolayca bırakmazdı.

“Merak etme, zorbalığa uğramayacağım.”

Ye Heng başını salladı ve içinden şöyle dedi: Zorbalığa maruz kalsan bile anlayamayabilirsin.

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 67. Bölüm, novel Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 67. Bölüm, online Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 67. Bölüm oku, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 67. Bölüm bölüm, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 67. Bölüm yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 67. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X