Çeviren: Ari
Temmuz ayı başlarında, tüm sınavlar sonunda bitmişti ve yurttaki insanların çoğu eve dönmüştü. Sadece Ye Zhou ve Shang Jin kalmışlardı.
Yurt yarın kapanacaktı ve Ye Zhou hiçbir eşya toplama belirtisi göstermiyordu. Shang Jin, “Bu sefer ne zaman eve gidiyorsun?” diye sormak zorunda kaldı.
“Bilet almadım. Geri dönmek için çok üşeniyorum. Burada yarı zamanlı bir iş bulacağım.” Ye Zhou yatakta turist rehberine baktı ve dedi ki, “Ya da seyahat edebilirim. Her neyse, geri dönmek istemiyorum.”
Shang Jin şaşırmıştı. “Yurt yarın kapanacak ve sen hâlâ her şey hakkında bu kadar kayıtsız mısın? Ne zaman böyle plansız bir insan oldun?”
“Bazen ben de plansız olmak, zihnimi boşaltmak ve ne istersem onu yapmak istiyorum.” Ye Zhou telefonu bir kenara koydu. “Ama o kadar sıcak bir gün ki seyahate çıkma isteğimi artıramıyorum. Şehir kütüphanesine gidip her gün kitap okusam nasıl olur acaba? Serinliğin tadını çıkarabilir ve kendimi bilgi açısından zenginleştirebilirim. Kütüphanenin kütüphaneci alıp almadığını bilmiyorum. Kitapları ücretsiz düzenlemelerine yardımcı olabilirim.”
“O zaman nerede kalacaksın?”
“Sanırım otelde.”
“Para sıkıntısı çekmesen bile böyle pervasızca harcamamalısın.” Shang Jin, Ye Zhou’nun yatağına yürüdü ve bakışlarını birleştirdi. “Benim evime gitmeye ne dersin?”
Ye Zhou hızla doğrulup çaresizce ellerini salladı. “Hayır olmaz, olmaz.”
“Senden kira almayacağım. Neden endişeleniyorsun?”
İkisi gerçekten sıradan arkadaşlar olsalardı, Ye Zhou çekingen olmayabilirdi. Ancak ikisi arasındaki ilişki normal değildi. Ye Zhou’nun Shang Jin’in ailesine karşı mahcubiyet duymaması imkansızdı bu yüzden Shang Jin’in evinde kalmaya nasıl cesaret edebilirdi? Daha sonra durumları ortaya çıktığında ne kadar garip olurdu… Ye Zhou ısrar etti, “Gerçekten olmaz.”
“Ailemin evi değil, başka bir yer. Babam onu daha sonra evlendiğimde kullanmam için almıştı…” Shang Jin kasıtlı olarak “Yani seni oraya götürmemde yanlış bir şey yok.” dedi.
Evlilik için…
Seni oraya götürmemde yanlış bir şey yok…
Ye Zhou’nun kalbi iki kez küt küt attı. Bu kulağa bir teklif gibi geliyordu. Zihnini sakinleştirdi ve “Ailen gerçekten oraya gitmiyor mu?” diye sordu.
“Daha önce hiç gelmediler, ama biraz…”
Ye Zhou’nun kalbi burkuldu. “Sorun nedir?”
“Birisi gelmeyeli çok uzun zaman olduğu için muhtemelen biraz ortalığı toparlamamız gerekiyor.”
“Önemli değil.” Ye Zhou için bir evi toplamak çocuk oyuncağıydı ve genellikle bunu kolayca yapardı.
Shang Jin’in yeni evi şehrin merkezindeydi. Bir gencin hayatı düşünüldüğünde yakındaki alışveriş caddeleri ve ulaşım kolaylığı nedeniyle her şey çok rahattı. Hatta okullarına yarım saat uzaklıktaydı.
Shang Jin ve Ye Zhou sabah erkenden yeni evin kapısındaydılar.
Shang Jin gerçekten abartmamıştı. Orada uzun süredir kimse yaşamıyordu ve içeri girdiklerinde bir toz tabakasıyla karşılaştılar. Neyse ki tüm mobilyalar örtüyle kaplıydı ve sadece zemini temizlemek zorundalardı.
İki adam da maske taktı ve evi temizlemeyi zar zor bitirmeden önce bütün sabahı buna harcadılar.
Ye Zhou kanepeye uzanıp nefes nefese, “Neden bu kadar büyük bir ev aldın? Yorgunluktan öleceğim.”
Shang Jin ağzını açtı ama tereddüt etti.
Ye Zhou ona sorgulayıcı bir bakış attı. “Hmm?”
“Önemli değil.”
“Çok açım.” Ye Zhou yeterince dinlendikten sonra ayağa kalktı. Shang Jin’in kolunu çekti ve “Hadi aşağı inip yemek yiyelim.” dedi.
Shang Jin kanepeye uzanıp “Hareket etmek istemiyorum, paket servis çağıralım.” dedi.
“Çabuk kalk. Hadi aşağı inelim ve biraz dolaşalım.” Ye Zhou, Shang Jin’in kollarından çekip onu kanepeden sürükledi.
Shang Jin, Ye Zhou tarafından kapıdan dışarı sürüklenirken buraya yeni gelmesine rağmen on yıl sonraki sahneyi hayal edebiliyordu.
Ye Zhou ile bir ömür geçirseydi, Shang Jin bundan hiç hoşlanmazdı.
Asansörden indiklerinde Ye Zhou aniden bir şeyi hatırladı. “Eve gitmezsen sorun olmayacak mı?”
“Bir şey olmaz. Zaten bensiz gayet rahatlar.”
Shang Jin’in sözlerine oldukça alışmıştı ama elinde olmadan kalbinin biraz ağrıdığını hissetti.
Bütün bir gün uğraştıktan sonra nihayet ev temizlenmişti. Sabah yıkanan çarşaflar akşama kurumuştu. Ye Zhou onları yatağa yaydığında sıvı deterjan kokusu havayı doldurdu. Kendini yatağa attığında bir an önce uyumak istiyordu.
Shang Jin banyodan çıktığında yatak odasındaki yatağın yapıldığını gördü ama Ye Zhou orada değildi. Onu görmek için yan odaya gitmesi gerekti.
Kapıya yaslandı ve “Neden iki yatak yaptın?” dedi.
“Ha?” Yorucu bir günün ardından Ye Zhou’nun uyuşmuş beyni henüz tepki veremiyordu.
“Neden iki yatak yaptın?” Shang Jin samimi olmayan bir gülümsemeyle tekrarladı, “Böyle bir israf…”
Shang Jin’in sözlerinin anlamını fark eden Ye Zhou’nun yüzü kızardı. Sert bir sesle, “Neden bahsettiğini bilmiyorum,” dedi.
Shang Jin birkaç adımda yatağa yürüdü ve elindeki USB’yi sallayarak, “Görmek ister misin?” dedi.
Shang Jin’in sözleriyle birlikte bu tanıdık USB’yi tekrar gören Ye Zhou, içinde ne olduğunu hemen anladı. “Çok fenasın! Öyle bir film mi saklıyordun!”
Shang Jin masumca, “Nasıl fenayım? Arzuları tatmin edilmeyen biri varmış ve diğerleri artık onu görmeye dayanamıyormuş, onu almam için beni rahatsız edip duruyorlar.” dedi.
Ye Zhou öfkeyle, “Kim böyle saçmalıyor!” diye bağırdı.
Shang Jin ayakkabılarını çıkarıp uzandı. Ye Zhou’ya bakarak alay etti, “Gerçekten saçma mı?”
Ye Zhou onu itip “Giysilerini değiştirmeden yatağa mı uzanıyorsun?” dedi.
“Önemli değil.” Shang Jin, Ye Zhou’nun üstüne uzandı ve “Nasılsa birazdan kirlenecek.” dedi.
[Cinsel İçerik Uyarısı!]
İkisi ilk kez öpüşmüyordu ama daha öncekilerin hiçbiri bugünkü kadar tutkulu ve güçlü değildi. Dilleri birbirine dolanmıştı, öpüşürken bile yarışıyor gibilerdi.
Uzun bir süre sonra Shang Jin, Ye Zhou’yu serbest bıraktı.
Ye Zhou’nun yüzü kızarmıştı ve solukları düzensizdi. Uzanıp Shang Jin’in yüzündeki teri sildi. Her zaman sakin olan Shang Jin o anda avını yutmak isteyen bir canavarmış gibi saldırganlık dolu bir ifadeye sahipti.
Ye Zhou, Shang Jin’in boynuna sarıldı, vücudunu kaldırdı ve Shang Jin’in dudaklarına hafif bir öpücük kondurdu.
Bu eylem bir sigorta gibiydi.
Shang Jin bir kez daha Ye Zhou’nun dudaklarını öptü, eli Ye Zhou’nun yüzünden ayrıldı ve aşağı doğru gezindi.
Ye Zhou bugün temizlik için bol bir pamuklu tişört giymişti ve Shang Jin’in eli tişörtünün altına kolayca kaydı.
“Önce… önce kıyafetler… ah…” Ye Zhou’nun dudakları bir cümle bile söyleyemeden anında Shang Jin’in dudakları tarafından öpücükle mühürlendi.
Uzun bir öpücükten sonra, Shang Jin kıyafetler yüzünden diğerinin cildine temas etmesinin sınırlandığını fark etti.
“Kollarını kaldır.” Shang Jin doğrudan Ye Zhou’nun kıyafetlerini sıyırıp kısa bir öpücük alışverişinden sonra Ye Zhou’yu serbest bıraktı ve bir saniyeden kısa bir süre içinde Ye Zhou’nun pamuklu tişörtünü yatağın yanına fırlattı.
Shang Jin bir kez daha Ye Zhou’yu öptü ama bu sefer sadece flört tadındaydı. Yavaş yavaş öpücük azaldı ve Shang Jin’in dudakları Ye Zhou’nun boynunda oyalanmaya başladı. Ye Zhou’nun boynunu öptüğünde hafifçe inledi. Shang Jin gülümsedi ve aşağı inmeye devam etti.
Ye Zhou elini Shang Jin’in saçlarına dolayıp ısrar etti, “Neden oyalanıyorsun…?”
Shang Jin, Ye Zhou’nun boynunda uzun süre oyalandıktan sonra aniden sert bir şekilde emdi.
“Ahh…” Ye Zhou, Shang Jin’in kafasına sarılmadan edememişti. Shang Jin onu bıraktıktan sonra öfkeyle “Ne yapıyorsun?” diye sordu.
Shang Jin başını kaldırdı ve köprücük kemiğindeki kırmızı ize baktı. Anlamlı bir şekilde, “Çilek ekiyorum,” dedi.
Ye Zhou’nun gözleri karardı ve aniden yüksek sesle güldü, “Bu benim de bir tane ekmek istememe neden oldu.”
Shang Jin yana kaydı ve yatağa uzandı. “Gel.”
Ye Zhou bir tarafa oturdu. Shang Jin’in kıyafetleri hâlâ vücudundaydı. Eşofman giydiği için aşağıdaki küçük kardeşin oldukça neşeli olduğunu çok iyi görebiliyordu. Ye Zhou, Shang Jin’in vücudunun o kısmına dokunduğunda Shang Jin Ye Zhou’nun bu ani hareketini beklemediğinden boğukça inledi.
Ye Zhou bundan zevk alıyormuş gibi doğrudan Shang Jin’in alt kısmını çıkardı.
İnce iç çamaşırının dokusu sayesinde alt gövdenin şekli daha net gözüküyordu.
Ye Zhou, Shang Jin’in iç çamaşırını çıkarmak yerine elini direkt içine soktu. Bu Ye Zhou’nun başka bir erkekle ilk yakın temasıydı ve kalbini yakan sıcak bir his vardı.
Sevgilisinin dokunuşunu hisseden Shang Jin daha güçlü olmaya kararlı olsa bile sınırına ulaşmıştı. Ye Zhou’yu altına çekip pantolonunu indirdi.
“Hey, henüz çilek ekmedim!”
Shang Jin, Ye Zhou’nun pantolonunu ve iç çamaşırını dizlerine kadar indirerek, “Bitirdikten sonra ekebilirsin.” dedi. Ye Zhou’nun aleti çoktan dikleşmişti ve Shang Jin onu bir eliyle tutup aşağı yukarı ovmaya başladı.
“Mmh…” Ye Zhou’nun Shang Jin’in alt vücudunu kavrayan eli gevşedi, bilinçsizce Shang Jin’in sırtına yapıştı, ağzından sürekli hafif inlemeler çıkıyordu. Fakat Ye Zhou boşalmak üzereyken Shang Jin elini durdurdu, onu yukarı veya aşağı gidemeyecek bir pozisyonda bıraktı, kalbi dayanılmaz bir şekilde gıdıklanıyordu.
Ye Zhou dişlerini sıktı ve “Shang Jin… sen…” dedi.
Shang Jin de Ye Zhou’dan çok daha iyi durumda değildi. Yağı çantasından çıkardı ve eline biraz döktü.
Ye Zhou, arkasında ani bir serinlik hissettiğinde Shang Jin’in eli tarafından hafifçe okşanıyordu. Gözlerini kıstığında yatakta fazladan bir nesne gördü. Biraz dalgınca, “Bunu ne zaman aldın?” diye sordu.
Shang Jin kulağına alçak sesle, “Markete gittiğimizde,” diye fısıldadı.
“Çok fenasın… Mmh…” Ye Zhou, Shang Jin’in parmağının arka deliğine girmeye çalıştığını hissetti ve hemen derin bir nefes alıp vücudunu gevşetmeye çalıştı. Cinsel yönelimini öğrendiğinde bununla ilgili genel bilgileri okumuştu. İkisi için de bir ilkti ve Ye Zhou kendine zarar vermek istemiyordu.
Shang Jin’in alnından bir damla ter düştü, Ye Zhou’nun kalçasını tutarak sırtı ona dönük bir şekilde yatmasını sağladı. Elinin içine fazlaca kayganlaştırıcı döküp bir parmağını rahatça içeri soktuktan sonra başka bir parmak daha ekledi.
Ye Zhou, Shang Jin’in her şeye gücünün yetemeyeceğini bir kez daha görmüştü.
En azından arkasını gevşetirken öndeki küçük kardeşi yatıştırmasına yardım etmesini bilmiyordu.
Shang Jin’in hareketleri nazik olsa da Ye Zhou yine de biraz acı hissediyordu. Aleti boşalmanın eşiğindeydi ve artık tatmin olmak için yalnızca kendisine güvenebilirdi.
Parmaklar yumuşak bir şekilde içeri girdiğinde, Shang Jin, Ye Zhou’nun vücuduna sarılıp boynuna öpücükler yağdırmaya başladı. Boş eliyle Ye Zhou’nun elini tutup ona yardım etti.
Ye Zhou başını çevirdi ve onu öptü. “Yeterli değil mi?”
Bu sözler söylendikten hemen sonra Ye Zhou arkasında sert bir cisim hissetti.
Ye Zhou’nun kalp atışları gök gürültüsü gibiydi, tüm vücudu arka deliğine odaklanmıştı. Sırtı Shang Jin’e dönük olmasına rağmen, Shang Jin’in santim santim içine girdiğini görebiliyor gibiydi.
“Mm…” Ye Zhou alt dudağını ısırıp inledi. Shang Jin hemen durdu ve yavaş yavaş içeri girmeden önce Ye Zhou’nun gevşemesini bekledi.
Shang Jin yavaşça içeri girerken fazla nazik davrandığını düşünüyordu ama Ye Zhou’nun görüşüne göre bu bin bıçakla kesiliyormuş gibiydi. Zevkle, “Hepsini sokabilirsin… bana güzel bir zaman geçirt,” dedi.
Shang Jin, Ye Zhou’nun kulağını öptü ve aniden içine girdi.
“Ah…” Ye Zhou kendini tutamayarak altındaki çarşafları sıktı. Yüzündeki kızarıklık gitmiş, yerini ölümcül bir solgunluğa bırakmıştı.
Ye Zhou dayanılmaz hissediyordu ve Shang Jin’in de onun kadar dayanılmaz hissettiği kesindi. Tüm gücüyle Ye Zhou’nun boynunu öptükten sonra fısıldadı, “Ye Zhou… Ye Zhou… Zhou… Zhou…”
Ye Zhou’nun acısı yavaş yavaş azalıyordu. Shang Jin’in seslenişini kulağında duyunca bir anlık dalgınlık geçirmişti.
Okulda çoğu insan Ye Zhou ya da “Zhou” derdi ama Shang Jin, her zaman Ye Zhou’ya “Ye Zhou” diyordu. İlk defa böyle samimi şekilde seslendiğini duyan Ye Zhou, sanki ısı dalgaları onu yakmaya devam ediyormuş gibi hissetti, acı yavaşça kaybolup yerini bir olmanın zevkine bıraktı.
“İyiyim.” Ye Zhou arkasını dönüp Shang Jin’in yüzüne dokunmak istedi fakat şu anki pozisyonda Shang Jin hâlâ içindeyken özgürce hareket edemeyeceği açıktı. “Biraz daha yavaş hareket et.”
Shang Jin, Ye Zhou’nun vücuduna birbiri ardına öpücükler kondururken Ye Zhou’nun gevşemeye başladığını hissediyordu. Vücudunu hareket ettirirken bir yandan da eli Ye Zhou’nun önüne gitti ve zaten biraz yumuşamış olan aletini teselli etmesine yardım etti.
Bir süre ittirdikten sonra Ye Zhou sonunda buna alışmıştı ve Shang Jin yanlışlıkla prostatına vurduğunda yüksek sesle inledi.
İnledikten sonra hemen ağzını kapattı. Gerçekten o ses tonu ondan mı çıkmıştı? Çok utanç vericiydi! Shang Jin sanki bir sinyal duymuş gibi o yöne tekrar vurdu.
“Mm…” Ye Zhou sesini bastırmaya çalışarak yorganın köşesini ısırdı. Shang Jin’i sevse bile onun önünde bu tür katlanılmaz çığlıklar atmak istemiyordu.
Ye Zhou’yu anlayan istisnai kişi olarak Shang Jin, düşüncelerini bu hareketinden anlamıştı ve onu zorlamadı. Arka deliğin daralmaya başladığını hissettiğinde Ye Zhou’nun artık boşalmak üzere olduğunu biliyordu ve zevk aldığı yere doğru daha çok vurdu.
“Mm… Yapamam…” Ye Zhou hızla nefesini tuttu, Shang Jin tekrar ittiğinde başı döndü ve aniden titredi.
Shang Jin bir süre itmeye devam ettikten sonra Ye Zhou’ya sarılarak o da boşaldı.
Ye Zhou sakinleşip soluklandıktan sonra yatakta uzandı. “Sanırım ben çoktan ölü bir balığım.”
Shang Jin kıkırdadı ve Ye Zhou’nun vücudunun üstünden kalktı. Eli Ye Zhou’nun sırtını okşamaya devam ediyordu, bazen de Ye Zhou’nun yanağına çıkıyordu.
Ye Zhou hoşnutsuzlukla, “Orada olan elini yüzüme sürme.” dedi.
Shang Jin şaka yaptı, “Burası mı?”
“Çok can sıkıcısın!”
Shang Jin kendine geldikten sonra vücudunun yapışkan ve rahatsız olduğunu fark etti. Oturup “Hadi banyo yapalım.” dedi.
Ye Zhou elini ona uzattı. “Kalkmama yardım et.”
Shang Jin, “Prenses gibi de taşıyayım mı?” diye alay etti.
“Beni ölümüne dövsen bile asla!”
Ye Zhou’nun gücü fena değildi bu yüzden biraz dinlendikten sonra kendi başına yürüyebilmişti.
Ebeveyn yatak odasındaki banyoda büyük boy bir küvet vardı. Ye Zhou içeri girdiğinde Shang Jin çoktan küveti suyla doldurmuştu.
“Banyo yapıp uyuyalım.” İkisi için de bir ilkti. Shang Jin’in tecrübesi yoktu ve Ye Zhou’ya zarar vermekten korkuyordu ama Ye Zhou düşüncesizce Shang Jin’in kollarına eğilip onu temizlemesine yardım etmesine izin verdi.
Zaten bir kez yaptıklarından deliği oldukça gevşemişti. Parmaklar tekrar içine girdiğinde fazla bir şey hissetmedi.
Ye Zhou döndü ve Shang Jin’in boynuna sarıldı. “Arkamı gevşetmek kolay olmadı. Bunu bir kere yapmak çok yazık olur. Başka bir şansımız daha yok mu?”
Shang Jin elbette onun isteğini erteledi.
Bu maçtan sonra Ye Zhou tamamen yenilmişti. Shang Jin onu suyun altında temizledi ve yatağa kadar taşıdı. Banyoyu temizledikten sonra Ye Zhou’ya sarılıp derin bir uykuya daldı.
Ertesi sabah yatak odasında uyanan Ye Zhou, gözlerini ovuşturdu ve teninin kuru, yumuşak çarşaflara değdiğini hissetti. Bir daha iki yatak yapmasına gerek olmadığını düşündü.
Shang Jin yüzü ona dönük bir şekilde sırtüstü uyuyordu. Omzunda anın tutkusuyla dün bıraktığı bir ısırık izi vardı.
Ye Zhou, Shang Jin’i izleyerek ona biraz yaklaştı.
Zhou Wendao’nun bir keresinde ona Shang Jin’in uyuyan yüzünü gönderdiğini hâlâ hatırlıyordu. O zaman fotoğrafı sinirli bir şekilde silmişti. Bir yıldan kısa bir süre içinde Shang Jin’in yanında uyanacağını nereden bilebilirdi?
Cennetin planlarının insanların beklentilerinin dışında olduğu için iç çekmek zorunda kaldı. Aniden sessiz yatak odasında yüksek bir telefon sesi yankılandığında Shang Jin kaşlarını çattı ve yuvarlanarak yüzünü yorganla kapattı. Ye Zhou oturup telefonu Shang Jin’in yanındaki komodinden aldı.
İnce yorgan aşağı kaymıştı ve Ye Zhou’nun işaretlerle kaplı üst vücudu ortaya çıkmıştı. Bu izlerin ne zaman kaybolacağını bilmiyordu. Hoş olmayan şey, köprücük kemiğinde olmalarıydı. Böyle nasıl giyinebilirdi ki!
Ye Zhou önce hâlâ uyuyan Shang Jin’e sonra da telefona baktı.
Ekranda arayanın Shang Jin’in babası olduğu yazıyordu.
Ye Zhou, Shang Jin’i dürttü ve “Uyan, baban arıyor.” dedi.
Shang Jin sinirli bir şekilde yorganı kaldırdı ve telefonu Ye Zhou’nun elinden aldı. Gözlerini kapatıp yeni uyanmış, kısık sesini kullanarak “Alo?” dedi.
Ye Zhou, Shang Jin’in kolunu okşayıp “Önce duşa gireceğim.” diye fısıldadı.
Shang Jin başını salladı.
Dün gece bitirdikten sonra çok yorulmuşlardı ve suyun üzerlerinden akmasına izin vermişlerdi. Ye Zhou hâlâ temiz olmadığını hissediyordu. Duşu açıp saçını yıkamaya başladığında Shang Jin iterek kapıyı açtı ve içeri girdi.
Ye Zhou: “???”
Shang Jin hiçbir şey söylemeden duş jeli kullanıp duşun altında duran Ye Zhou’yu sıkıştırdı.
“Sorun ne??”
“Vücudun iyi mi?”
Ye Zhou kızarmış bir yüzle, “Sorun yok. İyi bir fiziksel dayanıklılığım var.”
“Bu iyi.” Shang Jin bu cümleyi bitirdi ve bir daha konuşmadı.
Ye Zhou bu meseleyi kalbinde asılı tuttu. Duş jelini sıktığında dalgındı ve sonuç olarak duş jeli yerine şampuanı sıkmıştı. Bir avcundaki şampuana bir de Shang Jin’e bakıp direkt onun saçına sürdü.
Shang Jin: “…”
Yarım saat sonra ikisi de yıkanmayı bitirmişlerdi.
Shang Jin giyindi ve henüz kurumamış saçlarını kaşıdı. “Burada yaşayamayacağız gibi görünüyor.”
Ye Zhou kayıtsızca, “Eğer burada yaşayamazsak, burada yaşamayız olur biter.” dedi.
Shang Jin, çantasındaki banka kartını Ye Zhou’ya verdi ve “Bu kartı al ve önce bir otel odası rezerve et. Dizüstü bilgisayarını da unutma, yerleştikten sonra kiralık bir yer ararız.”
“Otel odası tutacak param yok gibi mi görünüyor? Bana para vermene gerek yok.” Ye Zhou reddetti ve “Sorun ne?” dedi.
“Muhtemelen evden atılacağım.” Açıkçası bu çok ciddi bir konuydu ama Shang Jin’in tavrına göre yemek yemek için dışarı çıkmak kadar basitti. “Önce kartımı al. Bu benim kendi param ve ailemle ilgisi yok. Bir yer bulmadan önce muhtemelen bir süre otelde kalmamız gerekecek.”
Ye Zhou endişeli bir şekilde sordu, “Neler oluyor? Bir şey mi oldu?”
Shang Jin, Ye Zhou’nun alnını öptü ve “Bir otel bulduktan sonra bana adresi gönder.” dedi.
Shang Jin söylemek istemiyordu ve Ye Zhou da bir daha sormadı. Diğeri gittikten sonra ikisinin eşyalarını topladı. Shang Jin’in sözlerini düşününce, parayı gelişigüzel harcamaya cesaret edememişti. Ucuz bir otele gidip yer ayırttı. Konumu Shang Jin’e gönderdikten sonra kiralık bir yer aramaya başladı.
Diğer tarafta, Shang Jin arabasından indi ve evin kapısını açtı.
Hiçbir zaman onu umursamayan Shang Qingping, inatla eve gelmesini söylemişti, üstelik Liang Jingmin ile buluşmasının üzerinden çok zaman geçmemişti. Shang Jin’in neler olduğunu bilmek için düşünmesine gerek yoktu.
Sadece “büyük resim” uğruna Liang Jingmin’in Shang Qingping’e bir erkekle çıktığını söylemeyeceğini düşünmüştü ve yapmasını beklemiyordu.
Evdeki atmosfer artık sadece alçak basınçlı olarak tanımlanamazdı. Shang Qingping kanepenin ortasında oturuyordu. Qin Fei de onun yanında titreyerek oturuyordu ve Shang Jin’i gördüğünde ona anlamlı bir bakış attı.
“Baba, teyze.” Shang Jin hiçbir şey olmamış gibi oturdu. “Youyou ve A-Ji nerede?”
Shang Qingping masaya vurup öfkeyle, “Bir de kardeşlerinin yaptığın utanç verici şeyleri görmelerine izin mi vereceksin?” dedi.
Shang Jin sert bir şekilde, “Her zaman temiz bir vicdanla hareket ettim ve utanç verici bir şey yapmış gibi hissetmiyorum.” dedi.
“Hâlâ tartışmaya nasıl cüret ediyorsun!” Shang Qingping ayağa kalktı ve öfkeyle nefes nefese, “Erkeklerle takılmak itibarını kaybetmek değil de ne! Annen bana sorduğunda ona nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Bunca yıldan sonra ilk defa başımı onun önünde kaldıramadım. Olağanüstü olduğunu düşündüğüm oğlum gerçekten de böyle rezalet bir şeyi nasıl yaptı?”
Hâlâ utanç verici diyordu, Shang Jin içinden alay etti. Erkeklerden hoşlanmasıyla karşılaştırıldığında, Shang Qingping başını Liang Jingmin’in önünde kaldırmak konusunda daha da endişeliydi. “Ne dersen de hislerim konusunda ciddiyim.”
“Götüm, bir de ciddiymiş! İki adam sonsuza kadar birlikte yaşayabilir mi?”
Shang Jin alaycı bir şekilde gülümsedi ve “Ama bir erkek ve bir kadın da bir ömür boyu birlikte yaşayamayabilir. Bu meseleyi en iyi sen biliyor olmalısın baba.”
“Senー” Shang Qinping elini kaldırdı fakat Shang Jin’in ifadesini gördüğünde gerçekten vuramadı. Ne zaman başladığını bilmiyordu ama hep ihmal ettiği çocuk çoktan büyümüştü. İsteksizce elini indirdi ve “Büyüdün ve kanatlarını açmak mı istiyorsun? Tamam, uçmalısın ve bir daha geri gelmemelisin!”
“Seninle tartışmak gibi bir niyetim yok. Ama baba…” Shang Jin ayağa kalktı ve sırt çantasından banka kartıyla Shang Qingping’in ona verdiği şehir merkezindeki evin anahtarını çıkarıp masanın üzerine koydu. “Madem bunca yıldır benimle ilgilenmedin, bu sefer de beni merak etme.” dedi.
Bu cümle Shang Qingping’in balon gibi öfkesini delen bir iğne gibiydi. Yumruğunu sıktı ve daha fazla bir şey söyleyemedi.
Shang Jin evden ayrıldığında Ye Zhou’yu aramadı. Bunun yerine yakındaki bir parkta oturup dalgın bir şekilde gökyüzünü izledi.
Uzun yıllar boyunca dargınlığı ve suçlamayı bıraktığını düşünmüştü. Fakat bazı duygular derinlere gömülüydü, asla yok olmayacaklardı.
Yorum