Outside The Law [Novel] 9. Bölüm

Çeviren: Ari
Luo Yu, Su Jiawen’i U ülkesine getirdiğinde, Jiang Qi’nin Su Jiawen’in vücudunda bıraktığı hiçbir iz kalmamıştı.
Su Jiawen sırt çantasından bir pasaport çıkardı, içi boştu. Luo Yu onu elinden aldı ve çevirdi, ardından “Hiç ülke dışına çıkmadın mı?” diye sordu.
Su Jiawen, “Aslında üçüncü yılımın ikinci döneminde değişim öğrencisi olacaktım.” dedi. Bakmak için Luo Yu’nun yanına doğru süründü.
Luo Yu konudan kaçındı. “Merak etme. Vizeyi U ülkesine indiğimizde alacağız.”
Su Jiawen itaatkar bir şekilde başını salladı.
Birkaç gündür Luo Yu ile kalıyordu. Luo Yu, tüm zamanını ona eşlik etmek için evde çalışarak geçirdi. Günün yarısından fazla bir süre evden çıkmadı. Su Jiawen eve ilk geldiğinde tepki vermekte yavaş değildi ama durum hâlâ pek iyi sayılmazdı. Luo Yu, bunu düzeltmenin tek yolunun Su Jiawen’i tatile çıkarmak olduğunu düşündü.
Su Jiawen geçmişte içe dönük olarak kabul edilebilirdi. Artık tamamen antisosyaldi. Abel’ı yürüyüşe çıkarmaktan bile hoşlanmıyordu. Ona on cümle söylesen, sadece bir taneyle cevap verirdi. Bu geçmişte olsaydı Luo Yu onu uzun zaman önce evinden atardı ama şimdi bunu yapamazdı.
Su Jiawen, tropik bir adaya tatile gideceklerini duyduktan sonra bile heyecanlanmadı. Luo Yu gergindi çünkü bu geziyi Su Jiawen’i neşelendirmek için ayarlamıştı.
Shen Qiyin’in uçağının indiği havaalanı Luo Yu’nun evinin yakınındaydı. Luo Yu, Su Jiawen’i götürmek için acele etti. Daha önce Shen Qiyin’i Su Jiawen ile herhangi bir şekilde dalga geçmemesi konusunda uyarmıştı. Shen Qiyin, Luo Yu’nun ses tonunun son derece ciddi olduğunu düşündü. Su Jiawen’i görünce bir şey söylemeye cesaret edemedi.
Su Jiawen’in eskisinden çok daha kırılgan ve çok daha az mutlu göründüğünü fark etti.
Uçakta Luo Yu o kadar dikkatliydi ki Shen Qiyin gözlerini açmaya dayanamadı. Luo Yu, Su Jiawen için bir portakal soyduktan sonra ellerini yıkamaya gittiğinde Shen Qiyin onu durdurmak için seslendi. “Sana ne oldu?” diye fısıldadı.
Yanındaki kız da kolunu tutup merakla ona bakıyordu.
Luo Yu portakal soymayı bilmiyordu, elindeki portakal sularını Shen Qiyin’in saçına bulaştırdı. Shen Qiyin çığlık atmaya başlayıp Luo Yu’nun ne zaman duracağını bilemeden aniden liseli bir çocuk gibi davranmasından şikayet etti.
Ama yanındaki kız o kadar çok güldü ki kucağına yayıldığı yerden kalkamadı.
Otele vardıklarında Luo Yu, Su Jiawen’i kişisel odasına götürdü.
Adanın kuzey tarafında dağlar vardı. Otel dağlarda bulunuyordu, tüm kuzey sahilini kaplıyordu. Luo Yu’nun odası otelin batı kanadındaydı, sessiz ve rahatsız edilmeyeceği bir yerdi. Su Jiawen esnedi ve kanepeye oturup hayallere daldı. Luo Yu yüzünü okşadı, “Uykulu musun?” diye sordu.
“Biraz.” Su Jiawen konuştuktan sonra esnedi. Gözleri yaşlarla parlıyordu. “Başım dönüyor.”
Luo Yu onu yatağa yatırdı. Bir an sonra uykuya dalmıştı.
Luo Yu oturma odasına girdi. Shen Qiyin’den telefon geldiğinde Xing Licheng ile iletişime geçmek üzereydi.
Luo Yu açar açmaz Shen Qiyin, “Hadi sohbet edelim mi?” dedi.
Otelin merkezindeki sonsuzluk havuzunda Luo Yu ile buluşmak istedi. Küçük kız arkadaşı suyla oynuyordu. Luo Yu’yu fark eden Shen Qiyin onun için bir sigara yaktı.
İkisi bir süre sessizce sigara içtiler. Shen Qiyin ona sordu, “Sence benim yaşam tarzım güzel değil mi?”
Luo Yu, Shen Qiyin ile uğraşmak istemedi. Havuzun yanındaki yazıları işaret etti ve “Bunu kaldırmalarını söylediğimi hatırlıyorum?” dedi.
“Neden otel müdürüne bunu hazırlamasını söyledin?” Shen Qiyin devam etti. “Aklını mı kaçırdın?”
Luo Yu sonunda Shen Qiyin’e baktı. “Düşündüğün nedenden dolayı.”
“…Ciddi misin?” Shen Qiyin, Luo Yu’nun yolunu bu şekilde değiştirdiğine hâlâ inanamıyordu. O da Su Jiawen’in oldukça harika olduğunu düşünüyordu ancak yaşam tarzından vazgeçecek kadar değildi. “Peki ya Su Jiawen seni nasıl bu kadar cezbediyor?”
Luo Yu bunu düşündü ve “O senin sahip olduğun küçük kız ve erkek arkadaşların gibi değil.” dedi.
Shen Qiyin gülmeden edemedi. “O zaman bana nasıl onlar gibi olmadığını söyle?”
“Benden hoşlanıyor.” Luo Yu gülmedi. Cevabı aldatıcı bir şekilde sıradandı.
Shen Qiyin aslında hangi sevgilisinin ondan hoşlanmadığını sormak istedi ama Luo Yu’nun yan profilini görünce aniden sessizleşti. Gerçekten ciddi olduğunu fark etti. O kadar ciddiydi ki yorum yapmak onun haddine değildi.
Shen Qiyin kuru bir şekilde güldü. “Gerçekten önceden söyleyemedim ama öfken bile düzeldi.”
Luo Yu omuz silkti, ardından diğer iki kişiye veda ettikten sonra ayrıldı.
Akşam yemeğinde Su Jiawen sahilde yürüyüş yapmak istemişti. Luo Yu, farklı bir aktivite planladığını söyleyerek onu sahilin diğer tarafına sürükledi.
Su Jiawen, Luo Yu’ya ne olduğunu sordu. Luo Yu ona bakmak için arkasını döndü. “Paraşütle atlayacağız.”
Su Jiawen’i çekiştirirken hissettiği direnç aniden daha da güçlendi. Su Jiawen çok kesindi. “Gitmeyeceğim!”
“Neden?” Luo başını çevirdi ve ciddi bir ifadeyle Su Jiawen’e baktı.
Su Jiawen’in sesi anında yumuşadı. “Korkuyorum.”
Luo Yu onu soyunma odasına zorla soktu ve paraşüt takımını ona fırlattı. Su Jiawen isteksizce giydi.
Giyindikten sonra Luo Yu, Su Jiawen’i yakınlarda bekleyen helikoptere sürükledi. Helikopter kalkışa hazırlanıyordu ve o kadar gürültülüydü ki çevresindeki başka hiçbir şey duyulmuyordu. Su Jiawen direnmekten vazgeçti. Luo Yu onu helikoptere almak için bu şansı kullandı.
Emniyet kemerlerini taktılar ve kısa bir süre sonra helikopter havalandı. Denize doğru yöneldi; Su Jiawen çok korkmuştu. Luo Yu sakince emniyet kemerleriyle onları birbirine bağlamaya yardım etti. Su Jiawen’i yakın tuttu ama Su Jiawen ona yine bağırdı, “Bay Luo, atlayamam!”
Luo Yu’nun daha önce duyduğundan çok daha yüksek sesliydi. “Hayır.” diyerek onu acımasızca reddetti.
Helikopter uygun irtifaya gelene kadar yükselmeye devam etti. Pilot, Luo Yu’ya tamam işareti yaptı ve ardından kapıyı açtı. Luo Yu tereddüt bile etmedi. Su Jiawen ile birlikte atladı.
Altmış saniye serbest düştüler. Kollarındaki kişinin korktuğunu, neredeyse nefesinin kesildiğini görebiliyordu. Luo Yu, Su Jiawen’i sıkıca tuttu ve paraşütü açmadan önce ensesini öptü.
Aniden, adanın tüm kuzey yarısındaki ışıklar kapandı. Ayaklarının altındaki dünya kapkaranlıktı. Kısa bir süre sonra denizde bir ışık parlamaya başladı. Uçsuz bucaksız okyanus yüzeyinde üç dev kelime belirdi.
Su Jiawen kulaklarında sadece rüzgarın sesini duyabiliyordu. Arkadan gelen muazzam hava direnci onları dinç tuttu. Sanki bulutların üzerinde yürüyormuş gibi havada süzülüyorlardı.
Yukarıdan okyanusa baktılar, koruyucu gözlüklerle aşağıdaki dünyayı gözlemlediler. Su Jiawen uzun süre baktıktan sonra parıldayan harfleri bir araya getirdi, okuduklarının “Benim için nefes al.” olduğunu fark etti.
Yavaş yavaş denizin yüzeyine yaklaştılar. Sanki suda yüzen mumlardan biriymiş gibi Luo Yu, Su Jiawen’i yakaladı ve onu teselli ederek korkmamasını, suya girmek üzere olduklarını söyledi.
Birlikte okyanusun altına daldılar. Paraşütler fosforlu boya ile boyanmıştı, bu da kurtarma botlarının ışığı takip etmesini ve onlara doğru yelken açmasını sağladı.
Luo Yu, Su Jiawen’e beğenip beğenmediğini veya tekrar isteyip istemediğini sormadı. Suyun altında Su Jiawen’in yüzük parmağına gizlice bir yüzük taktı ve adını seslendi.
Su Jiawen hâlâ biraz korku hissediyordu. Tüm vücudu kokulu ve tuzlu okyanus suyuna batmıştı, hem üşüyordu hem de korkuyordu. Birden eline bir şey konduğunu hissetti. Luo Yu’ya bakmak için başını kaldırdı. Arkasındaki otelin ışıkları tekrar yanmıştı. Su Jiawen’in yüzü arkadan aydınlatılmıştı ama Luo Yu’nun yüzü karanlıktaydı.
Luo Yu’nun özellikleri çok derindi. Hırslı ve yakışıklıydı. Dudakları inceydi ama nazik bir gülümsemeyle gerilmişti. Su Jiawen ile şakalaştı, “Şu andan itibaren sen Bayan Luo olacaksın.”
Su Jiawen onun ne demek istediğini anladı ve olduğu yerde dondu. İfadesinin anlaşılması imkansızdı.
Luo Yu onun kendinden geçmiş olduğunu ve tepki vermeyi unuttuğunu düşündü. Paraşütün kayışlarını çözdü ve onu kurtarma botuna itti. “Önce tekneye bin.”
Su Jiawen arkasını dönüp tatlı bir şekilde gülümsediğinde merdivenin yarısındaydı. Yavaşça seslendi, “Bay Luo?”
Luo Yu’nun kayışlarından biri takılmıştı. Çözmeye çalışırken başı öne eğikti. Kurtarma botunun motoru çok gürültülüydü bu yüzden Su Jiawen’i duymadı. Başını kaldırdığında Su Jiawen çoktan tekneye tırmanmıştı.
Ertesi gün ikisi öğlene kadar uyanmadı. Luo Yu, Su Jiawen’i atış poligonuna götürdü.
Su Jiawen’e nasıl ateş edileceğini öğretti. Su Jiawen oldukça korkuyordu bu yüzden Luo Yu şahsen onunla adım adım her şeyi yaptı. Silahı tuttu ve onu gözlemlerken tekrar tekrar çevirdi. Ateş etti ama hedefi tamamen ıskaladı.
Su Jiawen kulaklıkları çıkarıp silahı masaya fırlattı.
“Aslında parmaklarında nasır olan birinin daha iyi nişan alabileceğini düşünmüştüm,” Luo Yu, Su Jiawen’in hangi atışı kaçırdığını duyurmalarını dinlerken alay etti.
Su Jiawen geri tepme nedeniyle ağrıyan bileğini ovmak için başını eğdi. “Onların kitap çevirmekten olduklarını söylemiştim.” diye karşılık verdi.
Luo Yu yumuşak ellerini sıktı ve “Gerçekten mi?” diye sordu.
Su Jiawen kendinden emin bir şekilde, “Başka ne olabilir?” diye yanıtladı.
“Denemeye devam et. Dur, sana bir şey getireceğim.” Luo Yu arkasını döndü ve uzaklaştı. Su Jiawen silahı tutup incelemek için başını indirdi.
Bir süre sonra Luo Yu geri döndü. Önceden hazırladığı kutuyu Su Jiawen’e verdi. “Al bu silahı.”
Su Jiawen açtı. İçinde özel yapım bir Glock 17 vardı, şarjör ve mermiler kutunun kenarındaki iki küçük girintiye ayrı ayrı yerleştirilmişti. Luo Yu, Su Jiawen’e mermilerin nasıl doldurulacağını gösterdi. İki tane doldurdu ve ardından silahı Su Jiawen’e verdi. “Dene.”
Su Jiawen onu elinden aldı, beceriksizce bir kurşun sıktı. Luo Yu güldü. “Öyle değil.”
Su Jiawen’in ellerini kendi elleriyle kapattı ve silahı doldurma adımlarında ona rehberlik etti. Su Jiawen’in parmakları, Luo Yu’nun onları tutma şekliyle kaşındı. Kıpırdanıp gülümsedi, sonra sordu: “Bay Luo, neden bana silah veriyorsunuz?”
Luo Yu şarjörü tabancaya koydu. Su Jiawen’in elini kaldırdı. “Önce tetiği basılı tut.”
Su Jiawen, Luo Yu’nun ona öğrettiği şekilde tetiği tuttu.
“Ve sonra…” Luo Yu işaret parmağını Su Jiawen’in işaret parmağının ilk eklemine bastırdı. “Bir kez daha yap.”
Tabancanın üzerinde bir susturucu vardı, bu yüzden havada vızıldayan merminin sesi çok yumuşaktı. Luo Yu, Su Jiawen’in hedefi vurmasına yardım etti.
“Kendini koruyabilmen için sana bir silah veriyorum,” dedi Luo Yu kulağının dibinde. “Kullanmayı iyi öğren.”
Su Jiawen, Luo Yu’ya bakmak için döndü. Daha gayretli bir şekilde öğrenmeye başladı.
Adada üç gün kaldıktan sonra geri dönmek zorunda kaldılar. Luo Yu’nun işi kimseyi beklemiyordu.
Su Jiawen çok eğlenmişti. Önceki kasvetli çehresi tamamen kaybolmuştu. O gece, eşyalarını toplarken ayrılmak istemediğini söyledi. Luo Yu yürüdü ve pürüzsüz sırtını okşadı. “Eğer çok sevdiysen seni buraya daha sık getireceğim.”
Su Jiawen bütün öğleden sonra güneş kremi sürmeden şnorkelle dalmıştı. Yine de hiç güneşte yanmadı ve ayrıca gözle görülür şekilde bronzlaşmadı. Onlarla birlikte giden kızlar, Su Jiawen’in gerçek bir insan olmadığını söylediler.
Şnorkelle dalmaya gittikleri yerin yakınındaki küçük bir adada akşam üstü çayı için durdular. Su Jiawen mutlu bir şekilde mango suyunu içerken bir havluya sarılmıştı. Dudaklarını büzdü ve onlara güldü. Shen Qiyin’in getirdiği kız çok oyuncu bir kişiliğe sahipti. Uzanıp Su Jiawen’in göğsünü okşadı, bu da Luo Yu’nun yüzünün kararmasına neden oldu. Su Jiawen’i daha yakına sürükledi ve yerel bir satıcıdan giymesi için çiçekli bir tişört aldı.
Geri dönerlerken Shen Qiyin, “Pantolon giymiyormuş gibi görünüyor, bu daha da garip,” demekten kendini alamadı.
Luo Yu aşağı baktı ve haklı olduğunu düşündü. Su Jiawen, “Belki de bunu çıkarmalıyım.” dedi.
Luo Yu onu durdurdu. Geri döndü ve büyük bir kırmızı şort aldı ve Su Jiawen’i giymesi için zorladı. Etraflarındaki herkes bu duruma o kadar çok güldüler ki dik duramadılar.
Su Jiawen, itaatkar bir şekilde şortu banyoya götürdü ve sonra giydi. “Bay Luo, beli çok büyük.”
Tüm insan grubu gülmeyi durduramadı. Sonunda, “Bence geri dönmeliyiz.” diyerek konuyu yumuşatan Zhou Zihao oldu.
Otel odalarına geri dönen Su Jiawen, hâlâ Luo Yu’nun giydirdiği çiçekli tişörtü giyiyordu. Kollarını Luo Yu’nun etrafına sardı ve alnını diğerinin alnına bastırdı. Sağlıklı okyanus meltemi kokuyordu. Sağ yüzük parmağındaki metal Luo Yu’nun omzuna dokundu. Luo Yu onun sağ elini kaldırmak için sol elini kullandı, ardından parmak uçlarını öptü.
Luo Yu ona baktı ama bir şey söylemedi. Su Jiawen yaklaştı ve dudaklarını yaladı.
“Balayında olmak böyle bir şey mi?” Su Jiawen, Luo Yu’ya sordu.
Luo Yu tişörtünü çekti. Su Jiawen itaatkar bir şekilde onu çıkardı. Luo Yu, Su Jiawen’i öptü ve “Balayı çok daha iyidir.” dedi.
Su Jiawen’i kaldırdı ve yatağa sabitledi. Sıradan yeni evliler gibi tutkuyla seviştiler.
Aslında Su Jiawen farklı görünmüyordu çünkü Luo Yu’yu seviyordu.
Luo Yu farklı olduğunu hissetmişti çünkü o da Su Jiawen’i seviyordu.
Sabah uyandıklarında araba çoktan dışarıdaydı. Adanın havaalanına gitmeleri ve ayrılmaları gerekiyordu.
Su Jiawen arabada oturdu ve dışarı baktı. Gelecek yıl tekrar gelmek istediğini söyledi, başka bir yere gitmek istemiyordu. Luo Yu onun konuşmasını özenle dinledi ve yarı içtenlikle kabul etti.
Havaalanında güvenlik kontrolünden geçtikten sonra beklenmedik bir kişiyle karşılaşacaklarını kim bilebilirdi ki?
Jiang Qi onlara çok uzak olmayan bir yerden yaklaştı. Onu ilk önce Su Jiawen gördü. Luo Yu, yanındaki kişinin aniden donduğunu fark etti, bakışlarını takip etti ve gerçekten öldürmek istediği adamın onlardan on adım bile uzakta olmadığını gördü.
Ama Jiang Qi ona bakmadı. Su Jiawen’in bakışlarıyla karşılaştığında bir şey söylemek istiyormuş gibi görünüyordu. Güvenlik kontrol noktasına baktı, sonra aceleyle Luo Yu ve Su Jiawen’in yanında durmak için yürüdü. Tam konuşmak üzereydi ki havaalanının girişinden büyük bir ses yükseldi: Giriş patlamıştı. Yukarıdan cam yağarken tüm çelik duvar parçalara ayrıldı. Sabah havaalanında bir sürü insan vardı, tüm lobi boyunca çığlıklar ve acılı nefesler duyulabiliyordu.
Kalabalık, panik içinde havalimanının etrafında koşmaya, acil çıkışları aramaya başladı. Luo Yu hızlı tepki verdi ve patlama anında Su Jiawen’i yere indirerek onu korudu. Girişten çok uzakta değillerdi, yoğun duman gözlerini açmayı bile zorlaştırıyordu.
Luo Yu nefesinin altından küfretti. Hiçbir şey duyamadı ama Su Jiawen’in kolunu tutup onu yukarı çekti. Su Jiawen şaşırtıcı derecede sakindi. Luo Yu’ya tutunup, “İyi misin?” diye sordu.
Luo Yu, Su Jiawen’in ne söylediğini ancak dudaklarını okuyarak anlayabilirdi. Su Jiawen’e yatıştırıcı bir şekilde gülümsedi, sonra onu yakaladı ve acil çıkışa doğru yöneldi.
En yakını gümrük girişinin arkasındaydı. Luo Yu biraz yavaş koşuyordu. Su Jiawen aşağı baktı ve takımının bacağının kanla ıslandığını gördü. Muhtemelen patlama sırasında bir cam parçası ona çarpmıştı.
“Siktir, beni bekle!” Jiang Qi yakın bir yerden çıktı. Luo Yu’nun kalkmasına yardım etti. “Senin için buradalar, değil mi?”
Luo Yu doğrudan kolunun altından geçerek onu görmezden geldi. Dumanın içinde elinde silah tutan bir gölgeye ateş etti. Gölgenin karnına çarptı ve yere düştü. Yoldaşlarından destek istemeye çalışarak kulağına bastırdı ama Jiang Qi onu tekmeledikten sonra bayıldı.
Luo Yu sonunda Jiang Qi’ye iyice baktı. Su Jiawen, acil kaçış yolunun kapısını açmış ve Luo Yu’nun içeri girmesine yardım etmişti. Jiang Qi de içeri girdi ardından kapıyı içeriden kilitledi.
“Burada ne yapıyorsun?” Luo Yu tekrar duyabiliyordu. Yürürken Jiang Qi’yi soğuk bir şekilde sorguladı.
Jiang Qi, “Sana tatilde olduğumu söylesem bana inanır mısın?” dedi.
Luo Yu ona baktı, sonra yüzü korkudan solgun olan Su Jiawen’e bakmak için döndü. Kaşlarının arasını öptü. “Korkma.”
Jiang Qi’nin yan taraftaki ifadesi sanki biri onu bir yığın bok yemeye zorlamış gibi görünüyordu. Köşede Luo Yu aniden Su Jiawen’i geri çekti. Jiang Qi zamanında durmadı bu yüzden neredeyse tamamen siyah giyinmiş, kask takmış ve hafif makineli tüfek taşıyan bir adama doğru yürüyordu.
Jiang Qi tekrar küfretti. Siyahlı adam doğrudan silahını kaldırdı ve bir el ateş etti. Jiang Qi hızla yoldan çekildi ama yine de sağ kolundan vurulmuştu. Dişlerini sıkıp inledi, sonra bir kez daha köşenin arkasına saklandı. Luo Yu onu tekmeledi. Jiang Qi, Su Jiawen onu tam zamanında geri çektiği için saklandığı yerden atılmaktan kaçınmayı başardı.
Jiang Qi silahı sol eline aldı ve siyahlı adamın ne yaptığını kontrol etmek için saatindeki aynayı açtı. Silahını kaldırıp yavaşça köşeyi döndü. Siyahlı adama birkaç el ateş etti. Son tur etten geçen merminin sesi net ve sağlamdı.
Silahı boştu ama değiştirmeye vakti yoktu. Üçü merdiven boşluğunun girişine ulaşana kadar ilerlemeye devam ettiler. Aşağıya, havaalanının acil çıkışına doğru yürüdüler. Çıkış kapısı zincirle kapatılmıştı.
Jiang Qi zincire vurdu. Luo Yu’ya “Hâlâ mermin var mı?” diye sormak için döndü.
Luo Yu, silahının namlusunu Jiang Qi’nin kafasına bastırdı. “Birkaç tane var.”
Jiang Qi bir siktir çekti. Luo Yu tam tetiği çekmek üzereydi ki başının arkasında sert bir şey hissetti.
Su Jiawen’e hediye ettiği Glock 17 olduğunu bildiği için dönmesine bile gerek yoktu.
Luo Yu, Su Jiawen’e bakmak istedi. Kafasına eklenen baskı, Su Jiawen’in hareket etmesini istemediğinin yeterli bir göstergesiydi.
“Jiawen, ne yapıyorsun?” Luo Yu, Su Jiawen’e kızmadı. Bunun yerine ona bu soruyu soğukkanlılıkla sordu.
“Bay Luo,” Su Jiawen’in sesi hâlâ yumuşaktı ama Luo Yu bunda öncekinden farklı bir şeyler olduğunu söyleyebilirdi.
“Biraz fazla fevri davranmıyor musunuz?”
Yorum