Koyu Switch Mode

Outside The Law [Novel] 7. Bölüm

Tüm Bölümler Outside The Law [Novel]
A+ A-

Çeviren: Ari


Luo Yu kişisel olarak sormayı reddetti. Bu durumda Lu Yi’nin şaşırtıcı bir şekilde onu anlamış olması iyi bir şeydi çünkü ertesi gün, üzerinde sekiz rakamın yazılı olduğu bir kağıt parçası getirdi.

Luo Yu, Lu Yi’ye bu numaranın ne için olduğunu sordu. Lu Yi, “Su Jiawen’in telefon numarası.” dedi.

Lu Yi gidene kadar bekledi, sonra hemen kağıttaki numarayı telefonuna girdi ve ara tuşuna bastı. İki veya üç kez çaldıktan sonra telefon açıldı. Çok boş ve sessiz bir yerde gibiydi. Su Jiawen, “Alo?” diye cevapladı.

“Benim.” dedi Luo Yu, dolma kalemi parmaklarının arasında çevirirken. “Ne yapıyorsun?”

Su Jiawen yanıt vermeden önce birkaç saniye nefes almayı bırakmış gibiydi, “Bay Luo?”

“Hm.” Luo Yu bunu kabul etmek istemese de şimdi Su Jiawen’e herkesten çok daha dostane davranıyordu.

“Kütüphanedeyim,” dedi Su Jiawen, “Tezimi yazıyorum.”

“Ne tezi?”

Su Jiawen, Luo Yu’nun çalışmalarıyla ilgileneceğini düşünmedi ama yine de dürüstçe cevap verdi. “Avrupa’nın yakın tarihi ile edebi geçmişi arasındaki ilişkiyi tartışan bir makale.”

Luo Yu, “İyi.” demeden önce cevabını iki saniye sindirdi.

“Peki ya Bay Luo?” Su Jiawen kütüphaneden ayrılmıştı. Arkaplan sesi dışarıdan geliyormuş gibiydi.

Luo Yu’ya ne yaptığını soran başka biri olsaydı ondan bekleyebilecekleri en iyi cevap, cevap vermemekti. İyi bir ruh halinde değilse o kişiye başından gitmesini söylerdi. Şimdi soran Su Jiawen olduğuna göre Luo Yu “Çalışıyorum.” dedi.

“Oh…” Su Jiawen bu heceyi zorla çıkardı.

“Bana inanmıyor musun?” Luo Yu kalemini attı ve ayağa kalktı. Boydan boya olan cam pencerelere doğru yürüyüp dışarıya baktı. Gökyüzü yağmur yağacakmış gibi bulutluydu.

“Elbette inanıyorum.” Su Jiawen aceleyle onu ikna etti, “O zaman yapmanız gerekeni yapın.”

Luo Yu aptal değildi. Su Jiawen’e, “Çok mu meşgulsün?” diye sordu.

Su Jiawen tereddütle yanıtladı. “Hayır…”

Luo Yu, “Yarın şehir dışına çıkmam gerekecek.” dedi.

Su Jiawen “Oh,” dedi ve sonrasında sessiz kaldı. Luo Yu son derece hoşnutsuzdu. “Söylemek istediğin bir şey yok mu?”

“Ne söylemeliyim?” Su Jiawen, Luo Yu’nun nereye varmaya çalıştığını gerçekten bilmiyordu. Sadece ipuçlarını takip edebilir ve “Bay Luo, kaç gün sürecek?” diye sorabilirdi.

Luo Yu yanıtladı. “Üç gün iki gece. Döndüğümde seni bulacağım.”

Su Jiawen telefonun diğer ucunda sessizce dinledi ve sonra “Tamam.” dedi.

Telefonu kapattıktan sonra Luo Yu, Su Jiawen’i göndermeden öncesi ile sonrası arasında hiçbir fark olmadığını hissetmeden önce biraz düşündü. İstediği zaman onu görmeye devam edebilir ve isterse ondan faydalanabilirdi. Bu oldukça uygun maliyetli bir anlaşmaydı.

Luo Yu kendi hayatına değer verirdi. Laos’a giderken özel jetle seyahat etmişti ve bir uçak dolusu koruma getirmişti.

İner inmez arabulucu onu ve korumalarını karşıladı. Hep birlikte otele gittiler. Yanında getirdiği bir uzmana malları inceletip kalitelerini tespit ettirmişti; onlar gerçekten standarttı. Ancak yine de malların kaynağı konusunda şüpheleri vardı.

Arabulucu, iki önemli yerel çetenin bu kargo sevkiyatı üzerinde tartıştığını söyledi ve ardından kendisine özel detayları açıkladı. Luo Yu, daha önce A.L tarafından kandırılmıştı bu yüzden bu sefer gözünü iyice açık tuttu.

Arabulucunun arkasında duran diğer tarafın küçük uşağının son derece endişeli olduğunu fark etti. Silahı tutan eli titriyordu.

Luo Yu başka tarafa baktı ve ateşli silah satıcısına hafifçe gülümsedi. “Mallardan memnunum ama fiyatı biraz daha tartışabilir miyiz?” dedi.

Tercüman, Luo Yu’nun sözlerini baş satıcı için tercüme etti. Satıcı kaşlarını çattı ve bir şeyler söyledi. Tercüman başını salladı ve Luo Yu’ya iletti, “Zaten en düşük fiyatı sunuyoruz. Yine pazarlık etmeye çalışırsanız, Bay Luo’nun samimiyetinden şüphe duymaya başlarız.”

Luo Yu diğer tarafa onu önce bulanın onlar olduğunu hatırlatmadı. Umursamazca başını salladı. “O zaman bunu normal kurallara göre yapacağız. Önce para yatırılacak.”

Diğeri rahatlayarak nefes verdi. Luo Yu ekledi, “Depozitoyu oteldeki kasaya koydum.”

Arabulucu, diğer tarafın başkanıyla bakıştı. “Seninle birlikte alacağım.” dedi.

Otele vardıklarında Luo Yu’nun korumaları arabulucuyu yere indirdi. Üzerindeki elektronik dinleme cihazını bulmak için bir metal detektörü kullanıp ardından sinyal bozma cihazını açtılar.

“Lao Jue.” Luo Yu omzuna bastı ve ürkütücü bir şekilde üstünde belirdi. “Benimle dalga mı geçiyorsun?”

Bu arabulucu Luo Yu ile daha önce birkaç kez çalışmıştı, bu da Luo Yu’nun Laos gezisi sırasında neden yüksek alarma geçmediğinin büyük bir nedeniydi. Ama işe gitmek zorunda olduğu her seferinde yanına mümkün olduğunca çok koruma getirme alışkanlığına sahipti. Bu hassas kimliği iş dünyasından kimsenin ona dokunmaya cesaret edememesini sağlıyordu. Bütün bu fiyasko boyunca kendisini tehdit altında hissetmemişti ama çok fazla zaman kaybettiğini hissediyordu.  Bunu telafi edecek birini bulması gerekiyordu. İlk başta arabulucu neler olup bittiğini bilmiyormuş gibi davranmaya çalıştı.

Luo Yu’nun korumaları tarafından “tedavi” edildikten sonra sonunda dürüst olmaya başladı. Satıcının zaten kargonun dörtte üçünü sattığını itiraf etti. Planları Luo Yu’yu depozitodan dolandırmak ve ona kalan dörtte birini vermekti. Luo Yu bunu duyduktan sonra güldü. Arabulucuyu tekmeledi ve elleriyle iki farklı numarayı işaret etti. “Bu toplam, bu toplamla aynı mı?”

Arabulucunun özür dilerken ifadesi korkunçtu. Luo Yu iki korumaya baktı ve onu dışarı çektiler.

Luo Yu süitin kanepesine oturdu, son zamanlarda şansının neden bu kadar kötü olduğunu merak ediyordu. Telefonu elindeydi, açtı ve ne yaptığını anlamadan önce Su Jiawen’i çoktan aramıştı.

Su Jiawen çok hızlı cevap verdi. Sesi kısıktı. “Bay Luo.”

Luo Yu’nun ruh hâli, Su Jiawen’in ses tonuyla denizin derinliklerinden yükseldi. Su Jiawen’e, “Tezini geçtin mi?” diye sordu.

“Nasıl bildiniz?” Su Jiawen yerinde durdu ve şaşkınlıkla sordu.

“Geçmen için para ödedim,” dedi Luo Yu.

Su Jiawen sersemlemişti. Buna nasıl cevap vereceğini bilmiyordu.

“Yalan söylüyorum,” dedi Luo Yu, “Lu Yi’ye etrafa sordurdum.”

“Oh…” Su Jiawen yumuşak bir şekilde yanıtladı. “Neden etrafa soruyorsunuz?”

Luo Yu televizyonu açtı ve rastgele kanallar arasında gezindi, ardından sesi kıstı. Sonunda cevap verdi. “Çünkü geçemeyeceğinden endişelendim.”

Diğer taraftan biri Su Jiawen’in adını seslendi. Su Jiawen aniden panikledi ve telefonu kapatmadan önce sessizce Luo Yu’ya veda etti.

Luo Yu, sesin muhtemelen Jiang Qi’ye ait olduğunu düşünmeden önce telefondan gelen meşgul sesi dinledi.

Ping Şehri’ndeki ikinci gününde Luo Yu, Su Jiawen’e öğleden sonra ne zaman ayrılabileceğini sormak için mesaj attı. Su Jiawen çok kararsızdı. “Ama bu günlerde sokağa çıkma yasağım var. Bay Jiang, her gece on gibi eve gelmem gerektiğini söyledi.”

“O zaman seni on gibi eve götürürüm,” dedi Luo Yu ve zorla ilan etti. “Şefin en sevdiğin yemekleri hazırlamasını istedim.”

Su Jiawen bunu düşündü ve Jiang Qi’ye sorması gerektiğini söyledi. Luo Yu, telefonunu ikiye bölmemek için kendini zor tuttu. Ama gerçekten Su Jiawen’i görmek istiyordu. Su Jiawen’in de onu gerçekten görmek istediğini varsaydı, bu yüzden mecazi bir adım attı ve “Ona sor. Ona seni alıp aynı durumda eve geri getireceğimi söyle. Bay Jiang’a endişelenmesine gerek olmadığına dair güvence ver.”

Bir süre sonra Su Jiawen geri aradı ve Jiang Qi’nin kabul ettiğini söyledi.

Su Jiawen’i Ping Üniversitesinden alıp eve vardıktan sonra, Su Jiawen önce köpeği görmek istediğini söyledi. Arabadan iner inmez bahçeye doğru yola koyuldu.

Abel’ın modu bugünlerde oldukça kötüydü.  Kahya, ahşap çitini perdeli çelik bir çitle değiştirmişti. Her gün çelik ağı şiddetle dövüyor ve demir parçalarını ısırıyordu.

Su Jiawen yürüdü. Abel onu görür görmez dişlerini çitten çekti ve şirin görünmeye çalışarak Su Jiawen’e havlamaya başladı.

Su Jiawen güldü. Kapıyı sevinçle açtı ve Abel’ı dışarı çıkardı, sonra çömelerek Abel’ın sırtını okşadı. “Abel, beni özledin mi?” diye sordu.

Luo Yu ekşi bir tavırla sordu. “Tamam mısın?”

Şef güneydendi. Memleketi sınırdaydı ama çok çeşitli yemeklerin nasıl yapıldığını biliyordu. Normalde Luo Yu’nun zevklerini tatmin etmek için yemek pişirirdi. Ancak bu sefer Luo Yu ona Su Jiawen’in sevdiği bir şey yapmasını emretmişti ki bu onun için bir meydan okumaydı. Su Jiawen’in ne yemeyi sevdiğini bilmiyordu. Su Jiawen her zaman çok hızlı yerdi ve hiç seçici değildi bu yüzden neyi sevip neyi sevmediğini söylemek zordu.

Uzun uzun düşündükten sonra memleketinin yemekleriyle dolu bir masa hazırladı.

Su Jiawen yemeği gördüğünde gözleri parladı; normalden fazla yedi. Luo Yu yemekten memnun olduğunu gördü ve “İyi mi?” diye sordu.

“Evet,” dedi Su Jiawen. “Babamın yaptığı gibi.”

Aşçı rahatlayarak kenarda durdu.

Akşam yemeğinden sonra Luo Yu, Su Jiawen’i at ahırına götürdü.

Mart ayı olmasına rağmen akşam esintisi oldukça sıcaktı. Gece vardiyasındaki işçiler atları dışarı çıkardı. Su Jiawen tekrar Lishi’ye bindi. Luo Yu, Shen Qiyin’in geçen sefer bindiği beyaz atı seçti.

Dağın arkası çok genişti. Luo Yu öne geçti ve Su Jiawen onu takip etti. Lishi beyaz atı geçmek için can atıyordu ama Su Jiawen onun iplerini sıkı bir şekilde kavramıştı. Sadece yavaşça ilerleyebildi.

Dinlenme yeri olarak yapılmış küçük bir çardağa ulaştılar. Su Jiawen durdu ve gökyüzüne baktı. “Bu gece yıldızlar olağanüstü güzel.”

Luo Yu ona yıldızlara bakarak eşlik etti. Bir süre sonra Su Jiawen aniden Luo Yu’ya sordu, “Bay Luo, Bay Jiang ile ilişkiniz çok mu kötü?”

Luo Yu kaşlarını çattı. Bu şeyler hakkında Su Jiawen ile konuşmak istemiyordu, bu yüzden ona baktı ve sordu, “Neden soruyorsun?”

Su Jiawen, Luo Yu’nun mutsuz olduğunu görünce başını salladı.

Dağ yolundan devam ettiler. Tepede, Ping Şehri’nin ışıklarına baktılar. Su Jiawen kolunu kaldırdı ve saatine baktı ve “Sanırım eve gitme zamanım geldi.” dedi.

“Jiang Qi’nin evine ev mi diyorsun?” Luo Yu hafifçe sordu.

Su Jiawen dondu, sonra “Bana öyle yapmamı söyledi.” dedi.

“İstiyorsan geri dön.” Luo Yu, Su Jiawen’e baktı. Su Jiawen’in atı Luo Yu’nunkinden biraz daha küçüktü. Luo Yu konuşurken ona baktı.

Su Jiawen’in belden yukarısı öne doğru eğildi. Lishi, Luo Yu’nun yönünde birkaç adım ileri gitti.

Su Jiawen, Luo Yu’nun ifadesini yakından inceledi ve yumuşak bir şekilde konuştu. “Bay Luo, kızmayın.”

Luo Yu cevap vermedi.

Jiawen ona “Bu günlerde dikkatli olmalısınız.” demek için daha da yumuşak bir ses kullandı.

“Neden?” Luo Yu irkildi ve Su Jiawen’e sordu.

“Ben…” Su Jiawen’in ifadesi çelişkiliydi. Kendisiyle tartışıyor gibi görünüyordu ve sonunda, “Dün Bay Jiang çalışma odasında bir telefon görüşmesi yapıyordu ve yanından geçiyordum. Kapıyı kapatmamıştı. A ülkesinden, Laos’tan ve senden bahsediyor gibiydi…”

“Ben mi?” Luo Yu kaşlarını çattı.

Su Jiawen biraz korkmuş görünüyordu. Kendini Luo Yu’nun kulağına yapıştırdı ve “Silahlar ve uyuşturucularla ilgili bir şey… Sana zarar vermeye çalışmasından korkuyorum.” dedi.

Luo Yu resmin parçalarını bir araya getirdi. Su Jiawen’den daha uzağa eğildi ve endişeli yüzüne baktı. Sonra onu teselli etti, “Bunları kafana takma. Geç oldu, seni geri götüreceğim.”

Su Jiawen, Luo Yu’nun bu konu üzerinde çok fazla durmak istemediğini gördü, bu yüzden konuşmaya devam edemedi.

Luo Yu, Su Jiawen’i garaja götürdü. Başlangıçta bir spor arabanın anahtarlarını almıştı ama sonra daha büyük bir araca geçti.

Jiang Qi’nin evi, Luo Yu’nun evi ile Ping Şehri’nin karşı tarafındaydı. Geç olmuştu bu yüzden Luo Yu şehir merkezinden çıkmasına rağmen yolculuk kırk dakika kadar sürdü. Jiang Qi’nin evinin dışındaki kapıya ulaştıklarında saatin on olmasına sadece on dakika kalmıştı.

Su Jiawen, Luo Yu’ya veda etti ama arabanın kapısını açamadı. Tam bir şey söylemek üzereyken Luo Yu eğilip oturduğu koltuğun arkasını indirdi ve Su Jiawen’i bastırdı.

Jiang Qi’nin evinin iç kapısına geldiklerinde saat 10:10’du. Jiang Qi dışarı çıkmıştı ve demir kapının yanında Su Jiawen’i bekliyordu.

Su Jiawen önce saatine ardından kapının yanında duran Jiang Qi’ye baktı. Oldukça huzursuz, hatta biraz endişeli görünüyordu.

“Neyden korkuyorsun?” Luo Yu ona sordu. Yürürken Su Jiawen’in elini tuttu. “Senin için Bay Jiang’dan özür dileyeceğim.”

Su Jiawen elini Luo Yu’nun elinden çekti. Kıyafetleri çok dağınıktı ve omzunda Luo Yu’nun bıraktığı bir hırka vardı. Gerçekten biraz korkmuş görünüyordu ama Luo Yu fark etmedi. Kibirli bir şekilde Su Jiawen’i Jiang Qi’nin önüne getirdi ve pişman olmayan bir tavırla, “Üzgünüm geç kaldık. Umarım Başkan Jiang anlayabilir.” dedi.

Jiang Qi hiçbir şey söylemedi. Su Jiawen’e baktı: Su Jiawen onu araziye kadar takip etti.

Su Jiawen, Luo Yu’nun telefonlarına bir haftadan fazla cevap vermedi. Bu son derece anormaldi.

Sonunda bir sabah Luo Yu daha fazla dayanamadı. Lu Yi’yi içeri çağırdı ve ona bir sürü iş verdi. Daha sonra Lu Yi’ye Su Jiawen’in öğleden sonra dersleri olup olmadığını kontrol etmesini söyledi.

Lu Yi hızlı çalıştı. Yarım saatten kısa bir süre sonra, Su Jiawen’in programını yazdırmış ve Luo Yu için hazırlamıştı. Su Jiawen’in öğleden sonra saat üçte dersi vardı.

Luo Yu bu öğleden sonra için başlangıçta sahip olduğu tüm planları görmezden geldi ve Xing Licheng’i, Ping Üniversitesi yakınında sahip oldukları bir yan şirket üzerinde sürpriz bir inceleme yapmak için götürdü. Ve sonra Su Jiawen’in ders bitiş zamanında doğrudan Ping Üniversitesine gitti.

Luo Yu, konferans salonunun yanında yaklaşık iki dakika bekledi, ardından Su Jiawen’i gördü.

Çok daha kırılgan görünüyordu. Luo Yu’nun yanından geçtiğinde diğerini fark etmedi bile. Luo Yu boğazını temizledikten sonra başını çevirdi.

Luo Yu onun pek de iyi görünmediğini fark etti, hasta gibiydi. Su Jiawen bir şey söyleyemeden Luo Yu bileğini tuttu ve “Sorun ne?” diye sordu.

Psikolojik bir şey olup olmadığını bilmiyordu ama Luo Yu elindeki bileğin eskisinden daha ince olduğunu düşündü.

Su Jiawen’in tepkisi biraz yavaştı. “Hastayım.” demeden önce bir an duraksadı.

Sesi biraz boğuk geliyordu. Dudakları solgundu. “Sanırım ateşim var.”

“Daha önce bir doktora göründün mü?” Luo Yu gergin olduğundan ifadesi oldukça sertleşmişti. Su Jiawen’i sorguluyor gibiydi.

Su Jiawen boynunu küçülttü. Yavaşça yanıtladı, “Evet. Okul hastanesine serum taktırmaya gidiyordum.”

“……” Luo Yu, Su Jiawen’in tedavi için neden okul hastanesine gittiğini anlamadı. “Jiang Qi sana böyle mi davranıyor?”

Jiang Qi’nin adını duyduğunda Su Jiawen’in yüzü neredeyse fark edilmese de daha da solmuştu. Bir süre sonra, “Sadece soğuk algınlığı, endişelenecek bir şey yok.” diye yanıt verdi.

Luo Yu’ya veda etti ve yavaş yavaş okul hastanesine doğru yol aldı.

Luo Yu birkaç saniye olduğu yerde durdu, sonra tekrar ona yetişti. Yanına yürüdü ve “Tek başına serum mu alacaksın?” diye sordu.

“Um.” Su Jiawen başını aşağı yukarı salladı.

Luo Yu sırt çantasını aldı ve “Her şekilde yapacak başka bir şeyim yok. Sana eşlik edeceğim.”

Su Jiawen yavaşça ona bakmak için döndü. Gülümsedi, sonra başını salladı.

Okul hastanesindeki koşullar o kadar da iyi değildi. İnfüzyon salonunda sadece bir düzine kadar koltuk vardı. Etrafta fazla insan olmaması iyi bir şeydi. Luo Yu, Su Jiawen’in yanına oturmayı başardı.

Su Jiawen’in iki torba serum alması gerekiyordu. Hemşire iğneyi yerleştirmesine yardım ettikten sonra, Luo Yu’ya utanç içinde, “Bay Luo, daha bir saatten fazla zaman var. Önce siz gidebilirsiniz.” dedi.

Luo Yu onu görmezden geldi. Su Jiawen’in sırt çantasının fermuarını açtı ve kitaplarını karıştırdı.

Luo Yu, Su Jiawen’in notlarına göz atarken, “El yazın güzel,” diye övdü.

Su Jiawen zorla gülümsedi ve ona teşekkür etti.

Su Jiawen’in aşırı kibarlığı Luo Yu’yu da garip hissettiriyordu ama ayrılmak istemiyordu. Su Jiawen’in serumu bitirdiğinden emin olmak istiyordu, onunla kalma konusunda kararlıydı.

Serum tedavisini rahatsız edici bir sessizlik içinde bitirdikten sonra Su Jiawen’in telefonu çaldı. Aldı ve dinledikten sonra diğerine “Tamam.” dedi.

Telefonu kapattıktan sonra Luo Yu’ya, “Bay Jiang beni dışarıda bekliyor.”

Luo Yu omuz silkti. “Yine de seninle oraya kadar yürüyebilirim.”

Su Jiawen bugün çok tuhaftı. Bütün canlılığı elinden alınmış gibiydi. Tüm bu tepkileri sadece refleks olarak veriyordu. Luo Yu’nun bunu söylediğini duyduktan sonra onu takip etmekten alıkoymayı bıraktı, sadece sırt çantasını alıp sessizce kapıya doğru ilerledi.

Jiang Qi’nin arabası ana girişin yanına park edilmişti. Şoförü kapının yanında duruyordu. Oldukça görünen bir yerdeydiler.

Su Jiawen, Luo Yu’nun gözlerinin derinliklerine baktı ve ona el salladı. Serum iğnelerini çıkardıktan sonra kanamayı durdurmak için kullanılan beyaz bant hâlâ elindeydi, neredeyse şeffaftı. “Hoşçakalın Bay Luo.”

Luo Yu’nun kalbi, bakışlarından dolayı nedense rahatsız hissetti. Bu sahnenin sonsuza kadar olan bir veda gibi göründüğünü hissederek isteksizce Su Jiawen’e veda etti.

Su Jiawen, arabaya doğru yürümek için topuklarının üzerinde döndü. Luo Yu onun gidişini izledi ama aniden ayakkabılarının çözülmüş olduğunu gördü. Hemen seslendi.

Su Jiawen döndü ve kafası karışmış bir şekilde Luo Yu’ya baktı.

“Jiawen.” Luo Yu ayakkabılarını işaret etti. “Ayakkabı bağcıkların.”

Su Jiawen ayaklarına baktı ve “Oh,” dedikten sonra ayakkabı bağcıklarını bağlamak için eğildi. Eğildiği anda tişörtünün yakası aşağı kaydı.

Luo Yu rastgele bir şekilde o yöne baktı ama Su Jiawen’in göğsünde ve omuzlarında sayısız miktarda yeşilimsi-mor izler olduğunu gördü. Onlar sevişmekten geriye kalan izlerdi; kaba biri tarafından bırakılan izler.

Geçmişte vücudunda bu izleri bırakan kişi Luo Yu’ydu. Şimdi onun yerine başka biri yapıyordu.

Su Jiawen başka biriyle yatmıştı.

Su Jiawen çok hafif ve çok esnekti. Her pozisyonda hareket edebiliyordu ve yatakta kulağa hoş geliyordu. Luo Yu’yu gerçekten seviyordu. Bir ara Luo Yu’nun seçtiği vazoyu sonsuza kadar odasında tutmak bile istmişti.

Su Jiawen, Luo Yu’nun gizli saplantısıydı. Sahnenin köşesinden Luo Yu’ya odaklanan bir ışık varmış gibi hissetti.

Aniden Jiang Qi’nin yemeğe çıktıklarında ona söylediklerini hatırladı.

“Belki bir gün yatakta ağlayacak ve benden hoşlandığını söyleyecek.” gibi bir şeydi.

Luo Yu bir an için gözlerini kapatmadan edemedi. Boynu ve tüm sırtı o kadar soğuktu ki uyuşmuş hissetti. Uzuvlarındaki tüm enerji bakışlarına yöneldi, ayakkabı bağcıklarını bağlarken Su Jiawen’e baktı.

Ona utangaçça gülümseyip Jiang Qi’nin arabasına doğru yürüdü.

Luo Yu’nun sesi boğuktu. “Jiawen.” diye seslenmeye çalıştı ama ses çıkaramadı. Sadece göğsünden dışarı çıkmaya çalışan kalbinin sesi kulaklarında uğulduyordu.

Gerçekten sonsuza kadar olan bir vedaydı. Su Jiawen aşkına veda ediyordu. Luo Yu onu kurtarmayı deneyemedi bile. Su Jiawen’i Jiang Qi’ye veren kendisiydi.

Xing Licheng onun yanında durdu ve ifadesini gözlemledi. Patron bu sefer gerçekten düştü, diye düşündü.

Etiketler: novel oku Outside The Law [Novel] 7. Bölüm, novel Outside The Law [Novel] 7. Bölüm, online Outside The Law [Novel] 7. Bölüm oku, Outside The Law [Novel] 7. Bölüm bölüm, Outside The Law [Novel] 7. Bölüm yüksek kalite, Outside The Law [Novel] 7. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Outside The Law [Novel] 7. Bölüm" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık