Koyu Switch Mode

Outside The Law [Novel] 6. Bölüm

Tüm Bölümler Outside The Law [Novel]
A+ A-

Çeviren: Ari


Su Jiawen korkunç bir şekilde birkaç gün boyunca aşağı katta uyumuştu. Luo Yu çoğu zaman onu görmezden geliyordu.

Bir gün kahvaltıda beklenmedik bir şekilde Luo Yu, Su Jiawen’e “Seni akşam yemeğine çıkaracağım.” dedi.

“Nerede?” Su Jiawen’in eli yulaf ezmesi dolu kaşığının ortasını tutuyordu. Luo Yu’ya bakmak için başını kaldırdı.

Luo Yu’nun evinde yaşamasına rağmen kendisinin ve Su Jiawen’in uzun süredir ayrı olduklarını hissediyordu. Yemek masasında aralarındaki mesafe sekiz yüz metre gibi görünüyordu ama Su Jiawen’in ifadesi hâlâ çok masumdu.

Luo Yu, “Birisi gelip seni alacak,” dedi. Birden kahvaltıya olan ilgisini kaybetmişti. Şu anda hem Su Jiawen’i görmek hem de onu görmemek istiyordu. Kasesini itti ve evden çıktı.

Öğleden sonra saat beşte Lu Yi, Su Jiawen’i almak için Luo Yu’nun evine geldi ve şehrin dışına çıktılar. Su Jiawen, Lu Yi’ye “Nereye gidiyoruz?” diye sordu.

Lu Yi ona otelin adını söyledi, Su Jiawen sessiz kaldı.

Otelin adı Jian Island’dı.* Ping Şehri’ne su altı tüneli ile bağlanan yakın bir adada inşa edilmişti.

[Ç/N: Jian Island otelin adı, adanın adı da Jian Adası. Otelin adı özel isim olduğu için çevirmedim]

Lu Yi onun nerede olduğunu bilmediğini düşünüp açıkladı. “Yakında tünelden geçeceğiz.”

Su Jiawen, “Nerede olduğunu biliyorum. Daha önce orada bulunmuştum.”

“Jian Island’a gittin mi?” Lu Yi biraz şaşırmıştı. Su Jiawen’in Jian Island gibi yedi yıldızlı bir otelle bağlantısı yok gibi görünüyordu.

“Sınıfımız o adaya bir okul gezisi düzenlemişti.” Su Jiawen pencereden sokakların manzarasına baktı. Lu Yi’ye “Oteli dışarıdan gördüm.” dedi.

Lu Yi başını salladı ve Su Jiawen’e “Yakın zamanda yemek yapmaya başladığını duydum?” diye sordu.

Su Jiawen, havalandırmayı ayarlamak için elini uzattı. “Bir kere yaptım ama Bay Luo bundan hoşlanmadı. O zamandan beri yapmadım.”

Lu Yi, Su Jiawen’in tüm ifadelerinde Luo Yu’yu gündeme getirdiğini fark etti bu yüzden ilgisini kaybedip konuşmayı bıraktı. Araba tünele girdiğinde her yer karardı. İkisi sessizken radyodan çalan hareketli müzik duyuluyordu, bu nedenle ortam çok da garip değildi.

Otele geldiklerinde Lu Yi arabayı park etti ve Su Jiawen’i içeri götürdü. Asansöre binip kartı kaydırdı, sonra 35. katın düğmesine bastı.

Su Jiawen aniden sordu. “En üst kat mı?” Lu Yi ona bakmak için başını çevirdi. Su Jiawen’in ifadesi biraz çelişkiliydi.

Lu Yi, Su Jiawen’in yüzünde bu ifadeyi daha önce hiç görmemişti. “Bir şey mi oldu?” diye sordu.

Su Jiawen başını salladı. “Bir şey yok. Sadece bazı şeyleri hatırladım.”

Asansör kapıları açıldı. Yüz metreden fazla yüksekte olan manzaralı restoran boş ve sessizdi. Işıklar loştu, devasa salonda sadece bir masa kurulmuştu.

Luo Yu orada oturmuş onu bekliyordu. Tavandan tabana kadar kaplı olan pencerelerin dışında karanlık deniz ve Ping Şehri’nin gece manzarası vardı.

Su Jiawen, Luo Yu’ya baktı. Luo Yu ayağa kalkıp ona el salladı. Su Jiawen o masaya doğru yürüdü.

Lu Yi arkalarından kapıyı kapatıp dışarıda bekledi.

Birkaç garson da orada duruyordu. Normalde hizmet vermeleri için düzinelerce müşteri masasından oluşan sürekli bir akış olurdu. Artık tüm restoran rezerve edildiğinden ve yiyecekler doğrudan içeri getirildiğinden sonunda bir mola verebilmişlerdi.

Lu Yi’nin de yapacak bir şeyi yoktu bu yüzden onlarla rastgele sohbet etmeye başladı. “Normalde en üst katın tamamı dolu değil mi?”

“Hiç böyle olduğunu görmedim.” dedi bir kız. “Ne zengin bir insan işi ama.”

“İlk değil. Birkaç yıl önce bunu yapan bir müşteri daha vardı.” Biraz daha kıdemli olan başka bir garson, “Başka bir örneğini biliyorum.” dedi.

“Gerçekten mi?” Diğer garsonlar son derece meraklıydı. Kıdemli çalışanın restoranın en son rezerve edildiğinde neler olduğunu onlara anlatmasını istediler. Birisi bunun bir teklif için olduğunu tahmin etti.

Garson, “Teklif değildi,” dedi. “O müşteri tüm katı rezerve etmişti, birini bekliyor gibiydi. Ama bütün bir gece bekledi ve o kişi hiç gelmedi.”

“Bütün gece mi?” Biri şaşkınlıkla sordu. “Gerçekten bütün bir gece bekledi mi?”

Yaşlı çalışan onaylarcasına başını salladı. “Bütün yeri rezerve etmişti, bilirsiniz, bu yüzden otel onu kovmayı doğru bulmadı. Müşteri ne kadar beklediyse biz de o kadar dışarıda durduk. Ertesi sabah gitti ama o kadar yorgundum ki neye benzediğini göremedim.”

“Çirkin olmalı.” İlk konuşan kız gülümsemesini kapattı ve şaka yaptı.

Ama kıdemli çalışan başını salladı. “Onu gören herkes büyüleyici olduğunu söylemişti.”

“Oh……” Birkaç kız bir araya gelerek, biri onları böyle bir yere davet ederse ve tüm restoranı rezerve ederse, Tiffany’ye* sahip olmasa bile, onunla kesinlikle evleneceklerini tartıştılar.

[Ç/N: Mücevher markası.]

Lu Yi, içeride olan Su Jiawen’i düşündü. Bir an için diğerinin mutlu mu yoksa üzgün mü hissettiğini bilemedi.

Su Jiawen tereddütle Luo Yu’nun karşısında oturuyordu. Michelin yıldızlı* şefin yaptığı enfes yemeklerin keyfini çıkaramadı.

[Ç/N: Alanında çok iyi olan restoranlara verilen yıldız.]

“Jiawen, ne düşünüyorsun?” Luo Yu, Su Jiawen’in önünde elini salladı.

Su Jiawen tatlıdan bir lokma aldı ve “Bay Luo aniden bana karşı çok iyi olmaya başladı. Buna biraz alışkın değilim.”

Luo Yu durakladı. Su Jiawen’in gündeme getirdiği konuya devam etmedi, bunun yerine “Jiawen, okula geri dönmek istiyor musun?” diye sordu.

Su Jiawen’in gözleri parladı. Çok hızlı bir şekilde “Tabii ki.” diye cevap verdi.

“Senin için okulla irtibata geçecek birini ayarladım. Kağıdını teslim edip sınava girdiğin sürece geri dönebilirsin,” dedi Luo Yu. Mum ışığının ötesinden Su Jiawen’e baktı. Her nedense Su Jiawen’e bir ödül verme ve ardından ona bir sopayla vurma prosedürü* nefes almasını zorlaştırıyordu.

[Ç/N: Önce ödül: iyi haber vermek, ardından sopa vurmak: kötü haber vermek.]

Su Jiawen, Luo Yu’ya baktı. O kadar mutluydu ki Luo Yu’nun kalbi panikledi. Luo Yu’ya “O zaman okula geri dönebilir miyim?” diye sordu.

“Henüz değil,” diye yanıtladı Luo Yu.

Su Jiawen’in aşırı mutlu görünümü kayboldu. Luo Yu’nun konuşmaya devam etmesini bekleyerek sessizleşti.

Luo Yu, “Önce gidip Jiang Qi ile kalmalısın,” dedi. “Okula gitmene izin vereceğini söyledi.”

Luo Yu, “Aslında senin için okulla iletişim kurmama o yardım etti,” diye devam etti. Konuşurken boğazının kuruduğunu hissediyordu. Şarap kadehini tuttu ve bir yudum aldı.

“Peki,” dedi Su Jiawen. Başını indirdi. Luo Yu titreyen mumların ötesinden yalnızca alnındaki gevşek saçlarını, kalın kirpiklerini ve yüzünün yumuşak açısını görebiliyordu.

Hemen ardından Su Jiawen’in tabağına bir damla su düştüğünü gördü; Su Jiawen ağlıyordu.

Luo Yu, Su Jiawen’in çenesini tutmak için elini kaldırdı. Yüzünü yukarı kaldırmak istedi ama direnişle karşılaştı. Ayağa kalkıp Su Jiawen’e doğru yürüdü, sonra çömeldi. “Neden ağlıyorsun?” diye sordu.

Su Jiawen başını salladı ve ellerini yüzünü kapatmak için kullandı, Luo Yu’nun görmesine izin vermedi. Ama nefesi nemliydi, dudakları sıkıca birbirine bastırılmıştı, gözyaşları parmaklarındaki aralıklardan aşağı süzülüyor, bacaklarındaki koyu kırmızı bez peçeteye damlıyorlardı.

Su Jiawen umutsuz hissetti. Luo Yu muhtemelen ne hissettiğini anlayamıyordu. Su Jiawen’i sevmiyordu ama Su Jiawen’in ağlamasını izlemek kalbinin nemli ve sıcak bir havluyla örtüldüğünü hissettirmişti. Nefes alamıyordu.

Luo Yu, Su Jiawen’in ellerini yüzünden zorla çekti. Su Jiawen’in ağlayan görünümü, küçük bir çocuğunki kadar acınasıydı. Neden ağladığını söylemeye cesaret edemese de kendine engel olamıyordu.

“Bu kadar yeterli.” Luo Yu, doğal olmayan bir şekilde onu yukarı çekti. Su Jiawen ondan yarım baş daha kısaydı, başı Luo Yu’nun omzuna ve boynuna yaslandı. Luo Yu, Su Jiawen’in ondan sarılmasını istediğini anladı, bu yüzden kollarını açtı ve Su Jiawen’i kucağına çekti. “Ağlamayı bırak.”

Su Jiawen ona tutundu ve sanki diğer her şeyi görmezden geliyormuş gibi sarsıldı. Luo Yu, Su Jiawen nihayet durmadan önce takım elbise ceketinin ve gömleğinin onun gözyaşlarıyla ıslandığını hissetti.

Luo Yu bile Su Jiawen’i nasıl ikna ettiğini hatırlayamıyordu. Eve geldiklerinde merdivenin önünde durdular. Su Jiawen, Luo Yu’ya sarıldı ve sordu, “Bay Luo, bu gece yukarıda uyuyabilir miyim?”

Luo Yu son şefkatini kullandı ve yukarı çıkarlarken Su Jiawen’in elini tuttu. “Gel.”

O gece Luo Yu ve Su Jiawen sevişmedi. Herhangi bir fiziksel teması engellemeye çalışarak beceriksizce yatağa uzandılar. İkisi de çok iyi uyudu.

Ertesi sabah, Luo Yu havaalanına gitti. Neredeyse Çin Yeni Yılıydı; Ailesiyle biraz zaman geçirmek için Avrupa’ya gitmesi gerekiyordu. Bir gün önce Xing Licheng’e sabah evine gitmesini ve Su Jiawen’i Jiang Qi’ye götürmesi için almasını emretmişti.

Kesin konuşmak gerekirse hepsi Luo Yu’nun Shen Qiyin ile telefonda konuşurken çok gururlu olması yüzündendi. Su Jiawen’i geri vereceğini ve sözlerini geri almayacağını söylemişti. Su Jiawen’in onun için pek bir şey ifade etmediğini gerçekten kanıtlamak istediği de doğruydu, bu nedenle Jiang Qi onu bu konuda rahatsız etmeye devam ettikten sonra Jiawen’i Zhen Ting’in iki müşterisi ve bir toprak parçasıyla takas etti.

Luo Yu ve Jiang Qi bir anlaşmaya varmışlardı. Luo Yu Avrupa’dan döndükten sonra akşam yemeği için buluşup uygun bir müzakere yapmayı planladılar.

Luo Yu ona Ruan Zheng’in gelip gelmeyeceğini sordu. Jiang Qi, Ruan Zheng’in yetkili temsilcisi olduğunu söyledi. Luo Yu daha fazla üstelemedi.

Uçuştan önce bekleme odasında oturuyordu. Nedense aşırı derecede gergindi.

Saatine baktı, on otuzdu. Xing Licheng’i aradı ve ona işle ilgili birkaç soru sordu. Xing Licheng onları tek tek yanıtladı, sonra ne sormak istediğini biliyormuş gibi, “Bay Su’yu Zhen Ting’in binasına az önce götürdüm.” dedi.

“Ah.” Luo Yu sadece bu sesi çıkardı ama kapatmadı. Xing Licheng de kapatmaya cesaret edemedi.

Bir an sonra Luo Yu, “Su Jiawen nasıl görünüyordu?” diye sordu.

“……İyiydi,” dedi Xing Licheng. “Son derece mutsuz değildi.”

Bu sefer Luo Yu gerçekten telefonu kapattı. Uçağa binmesi gerekiyordu. Lu Yi onu takip etti. Luo Yu’nun yanlış kapıdan girdiğini ve ekonomi sınıfındaki yolcuların arkasında sıraya girdiğini gördü. Lu Yi ona hatırlattıktan sonra sonunda sersemlemiş bir şekilde business class girişine doğru yürüdü.

Bir sonraki karşılaşmaları iki hafta sonraydı. Luo Yu’nun Avrupa’dan dönmesinin ikinci günüydü.

Huan An’ın Ping Üniversitesi’ne bağışladığı laboratuvar binasının temel atma töreni düzenleniyordu. Luo Yu’yu katılmaya davet etmişlerdi ama Luo Yu başlangıçta şirketlerinin başkan yardımcısına gitmesini söylemişti. Lu Yi’nin bir fikri vardı. Sabah Luo Yu ile programı gözden geçirirken bu olayı gündeme getirdi.

İlk başta Luo Yu cevap vermedi. Bir süre sonra ofis çıkışında neredeyse vardığı yerden Lu Yi’yi aradı. “Bu öğleden sonra temel atma törenine gideceğim,” dedi.

Lu Yi döndü ve “Peki.” dedi, ardından başkan yardımcısını bilgilendirmek için ayrıldı. Ayrıca Ping Üniversitesi’nin törenleri için hazırlık komitesi ile temasa geçti. Komite, Huan An’ın CEO’sunun geleceğini duyduğunda doğal olarak son derece misafirperverdi. Tören için tüm pankartları ve arka planı değiştirmek için acele ettiler.

Temel atma töreni öğleden sonra üçte Ping Üniversitesi’nin kuzey tarafında kısa süre önce yıkılan boş bir arazi de planlanmıştı.

Luo Yu sahnede bir konuşma yapmak istemedi. Sadece seyircilerin arasına oturdu ve olan biteni izledi.

Okul müdürü, Luo Yu’ya eşlik ederken ince bir buzun üzerinde oturuyormuş gibi hissediyordu. Bu büyük Buda’nın neden bugün okullarına gelmeye karar verdiğini bilmiyordu. Ping Üniversitesi normal bir öğretim kurumuydu. Müdür, Luo Yu’nun itibarını duymuştu. Başkan yardımcısı gelseydi sorun olmazdı ama şimdi Luo Yu şahsen burada olduğu için okullarında ani bir silahlı çatışma olacağından oldukça korkuyordu. Luo Yu’nun parmağı her seğirdiğinde paniğe kapıldı.

Tören kutlama toplarının senkronize bir şekilde ateşlenmesiyle nihayet sona erdi. Luo Yu sert bir ifade takındı ve ayağa kalktı. Müdür de aceleyle ayaklandı. “Bay Luo, bir akşam yemeği düzenledik-“

Luo Yu başını çevirdi ve “Akşam yemeği için orada olmayacağım. Başka planlarım var. Lu Yi benim yerime katılır.”

Müdür yine de onu takip etmek istedi ama Lu Yi tarafından durduruldu.

Temel atma töreni iki saatten fazla sürmüştü. Kışın gece daha erken çöküyordu ve Ping Üniversitesi bir dağın eteğindeydi. Saat beş ya da altıya geldiğinde güneş ufukta beliren dağın arkasından çoktan batmıştı. Gökyüzünde sadece bir tutam kızıllık kalmıştı.

Luo Yu daha önce Ping Üniversitesi’ni hiç ziyaret etmemişti. Arabası yakında park hâlindeydi. Şoför arabada oturmuş onu bekliyordu. Yine de doğrudan oraya yürümedi. Bunun yerine Ping Üniversitesi’nde dolaştı.

Xing Licheng, Luo Yu’nun ne düşündüğünü anlamaya çalışmaya cesaret edemedi. Sadece arkasından gidebildi.

Ping Üniversitesi büyük değildi. Luo Yu’nun en doğu taraftan başlayıp batıdaki ön kapıda sona ererek etrafında dolaşması 20 dakika sürdü. Öğrenciler ikişerli ve üçlü gruplar halinde kapıdan geçiyorlardı. Luo Yu adımlarını yavaşlattı. Bu sırada biri onu durdurmak için seslendi.

“Bay Luo?”

Bu Su Jiawen’di. Luo Yu ve Xing Licheng ona bakmak için döndüler. Su Jiawen bir öğrenci gibi giyinmişti. Sırt çantasını tutarken kapıya doğru yürüdü. Luo Yu’yu görünce hem şaşırmış hem de mutlu olmuştu. “Neden bizim okuldasınız?”

Luo Yu, Avrupa’dayken Xing Licheng’e onu kontrol ettirmişti. Su Jiawen son trene binmişti* ve geçen dönem ki okulun final sınavına katılmıştı.

[Ç/N: Bir şeyi tam son tarihinde yapmak.]

Zhen Ting’i ne kadar küçümserse küçümsesin Luo Yu, Jiang Qi’nin Su Jiawen’e çok iyi davrandığını kabul etmek zorundaydı.

“Elbette iş için.” Luo Yu’nun yüzü ifadesizdi ama içten içe çok rahatlamıştı. Daha önce etrafta dolaşırken olduğu kadar gergin değildi.

Su Jiawen başını salladı. Luo Yu ona “Yemek yedin mi?” diye sordu.

“Henüz değil.” Su Jiawen cevap verdikten sonra aniden Luo Yu’ya gülümsedi. “Bana ısmarlayacak mısınız?”

Luo Yu bu soruya şaşırmıştı ama doğrudan hayır diyemedi. Kuru bir sesle, “Olur.” diye cevap vermek zorunda kaldı.

Xing Licheng, bulunduğu yerden yan tarafı daha fazla duymak istemedi. Ama Luo Yu onun patronuydu, bu yüzden sadece orada bir kapı tanrısı gibi durmaya devam edebilirdi.

Luo Yu, Su Jiawen’i arabaya götürdü ve ne yemek istediğini sordu. Su Jiawen’in bir cevabı olmadığından rastgele bir otelin içinde bulunan bir Çin restoranını seçti.

Aslında birbirlerini sadece bir düzine gündür görmemişlerdi ama belki de artık ilişkileri farklı olduğu için Su Jiawen, Luo Yu’nun önünde çok daha canlıydı. O kadar korkmayı bırakmıştı.

Menüyü elinde tuttu ve uzun bir süre baktı, yine de ne sipariş edeceğine karar veremedi. Kenarda onu bekleyen garson bile yorulmuştu. Sonunda menüyü ondan alan ve birkaç yemek sipariş eden Luo Yu oldu.

Sipariş verdikten sonra garson gitti. Su Jiawen gergin bir şekilde Luo Yu’ya baktı ve kekeledi, “Beni görmeye mi geldiniz?”

“Hayır,” dedi Luo Yu. “Sadece geçiyordum.”

Su Jiawen başını salladı. Luo Yu kendi bahanesine inanıyormuş gibi yaptı ve Su Jiawen’e “Jiang Qi sana karşı iyi mi?” diye sordu.

“Öyle.” Su Jiawen sadece iki kelime söyledi. Yemek geldiğinde konuşmadan önce biraz yemek yedi. “Yakın zamanda yemek yapmayı öğrenmeye başladım.”

Luo Yu içgüdüsel olarak Su Jiawen’in ellerine baktı. Su Jiawen, görmesi için onları uzatmıştı. “Dün sebze doğrarken kendimi kestim.”

Luo Yu, gözlemlemek için sol elini tuttu. Orta ve yüzük parmaklarında küçük kesikler vardı. Aniden Su Jiawen’in işaret parmağının ortasının hafifçe pürüzlü olduğunu hissettiğinde bırakmak üzereydi. Bu gerçeği daha önce hiç fark etmemişti ancak eli üzerine sürtündüğünde fark etti.

“Bu……” Luo Yu parmak uçlarını tuttu, ifadesi çelişkiliydi.

Su Jiawen, Luo Yu’nun durakladığını fark etti ve başparmağıyla işaret parmağını birbirine bastırıp gülümsedi ve Luo Yu’ya, “Öğretmenim bunların sıradan kitap çevirme nasırları olduğunu söyledi ama diğer insanların silah nasırlarıyla aynı yerdeler.” dedi.

Luo Yu, Su Jiawen’in daha önce kitapları karıştırdığını görmüştü, sayfaları çevirmek için gerçekten işaret parmağını kullanıyordu. “Silah kullanan insanların hepsinde nasır yoktur. Bende hiç yok.”

Avucunu Su Jiawen’in tutması için uzattı. Su Jiawen, Luo Yu’nun elini parmak uçlarından bileğine kadar okşadı ve ardından, “Bay Luo, şımartılmış bir adamın ellerine sahip.” dedi.

Luo Yu, okşamalarından hafifçe tahrik olmuştu ama kibar bir şekilde gülümsemeyi sürdürüp Su Jiawen için yiyecek seçmeye devam etti.

Yediyi geçene kadar yemek yediler. Luo Yu parayı ödedi ve Su Jiawen ile birlikte dışarı çıktı. Geçmişte Su Jiawen’i neredeyse hiç dışarı yemeğe çıkarmamıştı. Tek sefer Jian Island’dakiydi. Su Jiawen, tüm süreyi Luo Yu’ya tutunarak ve yemek yemek yerine ağlayarak geçirdiğinden o zaman düzgün yemek yemeyi başaramamıştı.

Restoranın çıkışına ulaştıklarında Luo Yu aniden Su Jiawen’in elini tutup kenara çekti. Su Jiawen, Luo Yu’nun kollarında tamamen kapana kısılmıştı. Luo Yu ona okdukça yakın dururken “Bu restoranın üstünde ne var biliyor musun?” diye sordu.

“……Bir otel?” Su Jiawen, Luo Yu’nun neyi ima ettiğini bilmiyordu, o yüzden cevabı tahmin etti.

“Birine oda ayırttım. Benimle yukarı gelir misin?” Luo Yu, Su Jiawen’in elini sıkıca tuttu. Su Jiawen’e gerçekten bir seçenek mi veriyordu yoksa sadece kibar olmak mı istiyordu merak konusuydu.

Ama Su Jiawen bu soruyu çok ciddiye almıştı. Luo Yu bileğini okşadı, Su Jiawen’in kalbinin gerçekten hızlı attığını hissedebiliyordu. Kısa süre sonra Su Jiawen, Luo Yu’yu kopyaladı ve ona yaklaştı. Dudakları neredeyse Luo Yu’nun çenesine değecekti. Nefesi sıcaktı ve Luo Yu’nun tenini gıdıklıyordu. Sessizce “Evet.” diye cevap verdi.

Luo Yu onu alt kattaki resepsiyona götürdü ve kartı aldı. Su Jiawen, Luo Yu’yu yukarı kattaki odaya kadar takip ederek ona yapıştı.

Luo Yu ışıkları açma zahmetine bile girmedi. Su Jiawen’i tuttu ve içeri çekti, ardından kapıya bastırdı. Başını eğdiği anda, üzerinden yayılan günahın yumuşak kokusunu alabiliyordu.

“Bay Luo.” Su Jiawen gıdıklandığını hissetti. Luo Yu boynunu ısırıp dişlerini Su Jiawen’in şah damarına sürttü.

Su Jiawen’den gergin bir inilti kaçtı. Luo Yu’nun kontrolünden kaçmaya çalışarak hareket etse de Luo Yu onu bastırmaya devam etti, gitmesine izin vermeyi reddetti. Kendini Su Jiawen’in kulağına yaklaştırıp ona, “Söyle bana, beni özledin mi?” diye sordu.

Su Jiawen nazikçe dudaklarını Luo Yu’nun çenesine bastırdı, sonra dudaklarına doğru kaydı. Luo Yu onu öpmek için dudaklarını araladı.

Başlangıçta kısa olması gereken öpücük daha uzun sürdükçe derinleşti. Su Jiawen bol bir kazak giyiyordu. Luo Yu onu okşadı, belinden başlayıp göğsündeki küçük yumrulara doğru ilerleyerek onları kötü niyetli bir şekilde sıktı.

Su Jiawen onu itti ama Luo Yu elini tuttu. Luo Yu hâlâ cevabını bekliyordu. Sadece itaatkar bir şekilde “Evet.” diye cevap verebildi.

Luo Yu son derece memnun kalmıştı. Onu kızdırmak için başka bir şey söylemek istedi ama önce Su Jiawen davrandı, yumuşak ve sıcak dudaklarını kullanarak Luo Yu’nun ağzını kapattı, ona on bin kelimelik bir itiraf kağıdı vermeye hazırdı.

Otelin koridorları çok sessizdi. Ama koridorun sonundaki bir odanın kapısına yaklaşırsanız, kapının sallanıyormuş gibi göründüğünü anlayabilirdiniz.

Luo Yu, Su Jiawen’i kalçalarından tuttu. Onu kapıya yasladı ve aletinin üzerinde aşağı yukarı hareket ettirdi. Su Jiawen çığlıklarını tutamıyordu. Sesi neredeyse kendinden geçmiş, yumuşak ve baştan çıkarıcı geliyordu. Bacakları gevşekti, Luo Yu’nun hareketleriyle sallanıyor, her iki taraftan da sarkıyordu.

“Çok gürültülü olma.” Luo Yu onu korkuttuğu için sesini alçalttı, “Eğer birileri kapının yanından geçerse yatakta nasıl ses çıkardığını duyamayacaklar mı?”

Su Jiawen bundan sonra tekrar ses çıkarmaya cesaret edemedi. Mırıldandı ve ellerini Luo Yu’yu sıkıca tutmak için kullandı.

Luo Yu, Su Jiawen’in gözlerinde yaş gibi görünen ışıltıyı görebiliyordu. Sonunda odanın çok loş olduğunu fark etti ve ışıkları açmak için elini uzattı. Su Jiawen dudağını ısırıp ona bakıyordu, gözlerinde yaşlar birikmişti ama henüz düşmemişlerdi. Dudakları parlak kırmızı iken burnu daha hafif bir kırmızıydı. Dişlerini dudaklarına bastırması hem zavallı hem de sevimli görünmesini sağlıyordu.

Su Jiawen, yanan ışıkların ani parlaklığına tepki olarak gözlerini kapadı. Göz kapaklarını açmaya kendini zorladı; Luo Yu’ya bakışı olabildiğince içtendi, sanki onu ölümüne seviyormuş gibiydi. Ayrıca ıssız bir adada fırtınaya yakalanmış, Luo Yu’dan kaçmaya çalışıyor ama ne olursa olsun yapamıyor gibi görünüyordu.

Luo Yu, Su Jiawen’in beline tutundu, gözlerine baktı ve kendini kontrol edemeden Su Jiawen’e “Benden gerçekten çok mu hoşlanıyorsun?” diye sordu.

Su Jiawen dudaklarını ısırmaya devam etti. Luo Yu’nun saygısız sorusuna cevap vermek istemedi.

“Hoşlanıyor musun?” Luo Yu bir elini serbest bıraktı, böylece Su Jiawen onu daha derine almak zorunda kaldı. Duvardan aşağı kayacağından çok korkmuştu. Luo Yu’nun boynuna sarılmak için uzandı ama Luo Yu, tüm bu zaman boyunca yukarı doğru küçük hamleler yaparak ellerini uzaklaştırdı.

Su Jiawen’in tüm vücudu bir su birikintisi kadar zayıftı. Ağladı ve merhamet için yalvardı, “Hoşlanıyorum, senden hoşlanıyorum.”

Luo Yu’nun öz kontrolü onu terk etti. Durmadan kendini ona iterken bir yandan da öptü. Her itme tam güçle tamamlanıyordu. Oda hararetli vuruş sesleriyle doluydu.

Su Jiawen başı dönmesine rağmen Luo Yu’nun onu becermesine izin verdi. Dik penisi Luo Yu’nun gömleğine sürtünerek ıslanmıştı. Luo Yu, Su Jiawen’in prostatına vurduğunda Su Jiawen bacaklarını Luo Yu’nun belinde sıkılaştırdı ve titreyerek geldi. Birbirlerine bağlandıkları nokta tam bir karışıklık içindeydi. Su Jiawen kendini sıkarken Luo Yu birkaç kez daha vurdu ve içine boşaldı.

Luo Yu sonunda onu yere indirmeden önce Su Jiawen’i bir süre tutarak ayakta durmaya devam etti. İkisi de nefes nefeseydi. Su Jiawen’in sırtı kapıya bastırılmaktan ve uzun süre düzülmekten kıpkırmızı olmuştu.

Luo Yu onu kaldırdı ve yatağa yatırdı. Su Jiawen, Luo Yu’nun elini tutup ona geniş gözlerle baktı.

Luo Yu eğildi ve Su Jiawen’i kucakladı. Ona sarılıp uyumaya hazırdı.

Birden yatağın ayakucunda bir hareket oldu. Su Jiawen’in sırt çantasındaki bir şey titriyordu.

Luo Yu hâlâ onun üzerindeydi, eli belini okşuyordu. Su Jiawen onu itti. “Bay Luo, bir telefon aramam var.”

Luo Yu memnun değildi, ama Su Jiawen’e zorbalık etmeyi yeni bırakmıştı, bu yüzden çok katı olmak istemedi. Su Jiawen’i bıraktı ve yavaşça yatağın kenarına doğru kayıp telefonunu sırt çantasından çıkarışını izledi.

Su Jiawen telefonunu aldığında sırtı Luo Yu’ya dönüktü. Battaniyeler belinin yarısını kaplıyordu. Belinin alt kısmı Luo Yu’nun onu ne kadar sıkı tuttuğunun kanıtı olan izlerle kaplıydı.

Su Jiawen’in telefonu bir kez daha titredi, arama cevaplanmadığı için kişi mesaj atmış gibi görünüyordu. Su Jiawen ona baktı ve Luo Yu’ya “Eve gitmem gerek.” demek için döndü.

Luo Yu’nun kaşları sıkıca çatılmıştı. “Ne demek eve gitmen gerek? Yarın direkt okula gidersin.”

Sadece bir kez yapmışlardı. Gece yeni başlıyordu.

“Yapamam…” Su Jiawen süveterini giydi ve Luo Yu’ya bakmak için döndü. “Eve gitmem gerek.” diye inatla ısrar etti.

Luo Yu oturdu ve Su Jiawen’e baktı. Pes etmeyeceğini görünce sadece “Nerede yaşıyorsun? Seni oraya götüreceğim.”

Su Jiawen cevap veremeden telefonu tekrar çaldı. Luo Yu ona baktı, sadece “Bay Jiang” yazısı ekranda gözüküyordu. Su Jiawen cevapladı ve birkaç onay sesi çıkardı, ardından “Yakında döneceğim, beni almanıza gerek yok.” dedi.

Telefonu kapattıktan sonra Luo Yu’ya döndü. “Beni götürmenize gerek yok. Oraya taksiyle kendim gidebilirim.”

Luo Yu’nun yüzü yeşildi. Öfkeyle Su Jiawen’e, “Jiang Qi ile mi yaşıyorsun?” diye sordu.

“Tabii ki.” Su Jiawen daha sonra pantolonunu giydi. Bacakları hâlâ hafifçe titriyordu.

“Neden Jiang Qi ile yaşıyorsun?” Luo Yu pes etmeyi reddetti.

Su Jiawen kendi kendine giyinmeyi bitirdi. Sonunda Luo Yu’ya bakmak için döndü. Sakince, “Beni ona vermedin mi?” dedi.

Su Jiawen’in gözlerinde kırgınlık yoktu. Sesi bir arkadaşıyla sohbet eden birine benziyordu ama söylediği sözler Luo Yu’nun kalbinin donmasına neden oldu.

Su Jiawen’in yatakta neden olduğu uyarılma anında kayboldu. Su Jiawen ona veda edene kadar suskun bir şekilde Su Jiawen’e baktı.

Su Jiawen aceleyle çıktı. Luo Yu orada tek başına oturdu ve ilk kez kendisini bir fahişe gibi hissetti. Bir süre sonra nihayet hatırladı. Su Jiawen’in telefon numarasını istememişti.

Ertesi gün Luo Yu, Jiang Qi’den yemeğe katılması için bir davet aldı. Jiang Qi iyi bir zamanda aramıştı. Birkaç gün sonra olsaydı Luo Yu şehir dışında olurdu.

Triad’a ait yerel bir çete, bir kargo sevkiyatını soymuş, malları Luo Yu’ya satmaya çalışmak için eski bir arabulucu bulmuşlardı. Çok büyük bir kargoydu, bu yüzden Luo Yu’nun önce onu görmesi gerekiyordu. Laos’ta buluşmayı planlamışlardı.

Lu Yi kapıyı çaldı ve ona Zhen Ting’in adamı Jiang Qi’nin önümüzdeki üç gün içinde akşam yemeği için ne zaman vakti olduğunu sorduğunu söyledi. Luo Yu saatine baktı ve “Bu gece olabilir.” dedi.

Lu Yi programına baktı ve Luo Yu’ya hatırlattı, “Bu gece Bay Shen Ping Şehrine geliyor. Aslında onunla White Nest’e gidecektiniz.”

“Bunu iptal et.” Luo Yu sabırsızca elini salladı. “Shen Qiyin bensiz kendini eğlendirmenin yollarını bulamaz mı?”

Lu Yi’nin başı Shen Qiyin’in öngörülemeyen mizacını düşünürken ağrıdı, sonra Jiang Qi’ye cevap vermek için dışarı çıktı.

Jiang Qi Batı mutfağı sunan ve yeni açılan bir restoranı seçmişti. O ve Luo Yu ikisi de gösterişli insanlardı, bu sebeple bütün yeri rezerve etti.

Luo Yu, planlanan saatten on beş dakika sonra gelmeye özen gösterdi. Çok resmi giyinmişti, tüylerini sergileyen bir tavus kuşu gibi karşısında oturan kişiyi gölgede bırakmaya çalışıyordu.

Jiang Qi çok kibarca ayağa kalktı ve Luo Yu oturduğunda tekrar yerine oturdu. “Bir gün Bay Luo ve benim birlikte huzur içinde oturup yemek yiyebileceğimizi hiç hayal etmemiştim.”

“Fazla kibar davranıyorsunuz.” Luo Yu, Jiang Qi’ye düz bir şekilde baktı ve onunla bardağını tokuşturdu.

İkili bir süre sohbet etti. Ana yemekler servis edildiğinde Jiang Qi sonunda konuya girdi. “Bay Luo, A.L’nin size hangi malları gönderdiğini biliyor musunuz?”

Laboratuvar sonuçları uzun zaman önce gelmişti. Konteynere konulan yükün külleri dışında A ülkesindeki bir laboratuvardan kaynaklanan bir tür biyolojik zehir de vardı. Konteyner alev aldıktan sonra, A ülkesindeki ateşli silah satıcısıyla temasını kaybetmişti. Luo Yu bu haberi aldığında Avrupa’daydı. Tüm olay Luo Yu’nun babasına ve birkaç kıdemlisine bile haber verildiği noktaya kadar şüpheli görünüyordu.

Xing Licheng hemen Ping Şehrine dönmüş ve onları A ülkesindeki ateşli silah satıcısıyla tanıştıran aracıyı yakalamıştı. Onu sorguya çektiler ama hiçbir yararlı bilgi alamadılar. Luo Yu’nun kıdemlileri yardım ettikten sonra, A ülkesindeki ateşli silah satıcısının ve tek oğlunun ikisinin de gerçek olduğunu fark ettiler ama yol boyunca bir yerlerde gerçek A.L’nin yerini sahte bir A.L almıştı.

“Konteyner…” Jiang Qi’nin ifadesi ustaca değişti. “İnsanlara onu yakmalarını emreden Ah Zheng’di. Daha önce bilmiyordum, o yüzden onu yakanın Zhen Ting olmadığını söyledim.”

Luo Yu tek kaşını kaldırdı. “Ruan Zheng’i bir kez görmek bile senin için çok mu zor?”

Jiang Qi çaresizce konuştu: “Bugünlerde ejderhanın yalnızca kafasını görebiliyorsunuz, kuyruğunu değil.* Ona konteynerinizi neden yaktığını sordum ve bunun sizin iyiliğiniz için olduğunu söyledi.”

Konteynerdaki zehirler son derece uçucu ve güçlüydü. Sahte A.L’nin niyeti kötü olsaydı ve zehri şişelemeden bıraksaydı, konteyner açıldığında ölümlerin gerçekleşmesi tamamen mümkündü.

Ama Luo Yu, Ruan Zheng’in bunu Luo Yu’nun iyiliği için yaptığına inanmayı reddetti. Acele etmeden cevap verdi, “Öyle mi? O zaman ona teşekkür etmem gerekecek. Ama Ruan Zheng nereden biliyordu?”

Jiang Qi başını salladı. “Ah Zheng, A.L ile daha önce tanışmıştı ve ayrıca geçen sefer Ping Şehrine gelen A.L’yi de görmüş. Sadece bu kadarını söylememe izin veriyor. Bu sefer Jiawen’i senden almak için birçok şeyden vazgeçtim. Ah Zheng zaten beni azarladı.”

Luo Yu, Su Jiawen’in adını duyduktan sonra dikkatini tekrar Jiang Qi’ye çevirdi.

Jiang Qi, kayıtsız görünerek Luo Yu’ya sordu. “Ah doğru, Bay Luo. Jiawen dün seninle miydi?”

Luo Yu ona baktı, sonra oldukça kibirli bir şekilde başını salladı.

“Eve geç gelmesine şaşmamalı,” dedi Jiang Qi başını eğip bifteğini keserken.

Luo Yu neden bu kadar iyi bir ruh halinde olduğunu anlamadı. Kısmen gösteriş yapmak için Jiang Qi’yi kışkırttı, “CEO Jiang’ın sugar baby yetiştirme yöntemleri gerçekten oldukça benzersiz. Onu benim yatağıma sen attın.”

“Senin kadar aşağılık değilim,” Jiang Qi başını salladı. “Ben tamamen akışa göre gidiyorum.”

“Bu kolay olmayacak,” dedi Luo Yu. “Dün gece Su Jiawen hâlâ ağlayarak benden hoşlandığını söylüyordu.”

Jiang Qi başını kaldırdı ve ağzının köşeleri kıvrılırken Luo Yu’ya baktı. “Belki bir gün benim için de yatakta ağlar ve benden hoşlandığını söyler.”

Jiang Qi’nin cevabı Luo Yu’yu o kadar kızdırdı ki neredeyse nefes almayı unuttu, ama bunu belli etmedi. Omuz silkip cevap vermeyi reddederken ifadesi daha da soğumuştu.

Jiang Qi’nin bir telefon alana kadar iş hakkında konuşmaya devam ettiler. Telefonuna baktı, sonra özür diledi ve cevap vermek için dışarı çıktı. Geri döndükten sonra Luo Yu’ya, “Ah Zheng iyi dileklerini iletti.” dedi.

Luo Yu kayıtsızca başını salladı. “Bir gün Bay Ruan’ı şahsen selamlamayı umuyorum.”

“Ah Zheng’in ilk kez bir ilişkisi var. Biraz derin bir mesele, bu yüzden fazla meşgul.” Jiang Qi’nin gülümsemesi koruyucuydu. “Umarım Bay Luo anlayabilir.”

“Öyle mi?” Luo Yu yapmacık bir yanıt verdi. Jiang Qi gerçekten nasıl bir şeyler uyduracağını biliyordu. Yalanları neredeyse gerçek gibiydi.

Jiang Qi’nin başını sallayıp, “Ama bilirsiniz, yatak hayatı aktif değil, yoksa onunla hiç iletişim kuramazdım.

Luo Yu kaşlarını çattı. Jiang Qi’nin oldukça baş belası olduğunu düşündü. Neden birdenbire Ruan Zheng’in özel hayatı hakkında bu kadar çok şey paylaştığını anlamamıştı. Ama ayrılmadan önce yine de kibarca bir “Hm.” sesi çıkardı. “Geç oldu. Şirkette biraz işim var. Müsait olduğumda sizinle iletişime geçeceğim.”

Jiang Qi onunla arabasına kadar yürüdü. İkisi el sıkıştı. Görünüşte önceki düşmanlıklarını aşmış gibi görünüyorlardı.

Etiketler: novel oku Outside The Law [Novel] 6. Bölüm, novel Outside The Law [Novel] 6. Bölüm, online Outside The Law [Novel] 6. Bölüm oku, Outside The Law [Novel] 6. Bölüm bölüm, Outside The Law [Novel] 6. Bölüm yüksek kalite, Outside The Law [Novel] 6. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Outside The Law [Novel] 6. Bölüm" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık