Limited Possession [Novel] 7. Bölüm
Çeviren: Ari
“Bugünün yeni ürün lansmanı çok önemli, geri dönüşünden sonraki ilk büyük desteğin olarak kabul ediliyor. Xiao Yan, senaryoya, özellikle marka adına ve yeni ürün modeline dikkatlice bakmalısın. Kesinlikle yanlış bir şey söylememelisin.” Menajeri iki adet A4 kağıdını Tu Yan’ın ellerine tıkıştırdı, ardından makyöz ve asistanı çağırmak için arkasını döndü.
Tu Yan gelişigüzel bir şekilde çevirdi. İlk başta pek umursamadı ama gözleri tanıdık bir isme takıldı ve bu duraksamasına neden oldu.
Gu Chaocheng.
“Olamaz…” Anında Tu Yan’ın başına bir ağrı saplandı. Menajeri çağırdı ve ona, “Bu Hua Sheng’in yeni ürün lansmanı mı?” diye sordu.
Menajer, Tu Yan’ın sorusuyla biraz şaşırmıştı, “Evet, sorun ne?”
“Yani Gu Chaocheng’de gelmek zorunda mı?”
“Evet. Sorumlu kişi o ve yanında oturacak.”
Tu Yan içinden küfretti. Menajer şüpheyle, “Yönetmen Gu ile bir anlaşmazlığınız mı var?” diye sordu.
Tu Yan elini salladı ve rastgele bir bahane uydurdu, “Bir sorun yok, sadece huysuz olduğunu duydum.”
Müdür gülümsedi, “Beni korkuttun, büyük bir şey oldu sandım. O yerel bir yönetici, huyları kötü olsa bile onu gücendiremezsin. Pekala, birkaç dakika daha göz atıp sonra saçını yaptırabilirsin. Basın toplantısı saat üçte başlayacak.”
Tu Yan mekana girdiğinde, arka sıradaki hayranlar enerjik bir şekilde tezahürat yapmaya başladı. Yarım yıl boyunca ortadan kaybolmasına rağmen, Tu Yan hızla yanıp sönen ışıklara ve kırmızı halıya uyum sağlamıştı. Hayranları selamlayarak nazik bir şekilde gülümsedi, ardından bir personel onu özel koltuğuna yönlendirdi.
Gu Chaocheng ancak basın toplantısı başlamak üzereyken geldi. Tu Yan’ı gördüğünde kaşlarını çattı ve isteksizce oturdu, Tu Yan’a bir bakış bile atmadı.
Gu Chaocheng tipik bir üst sınıf alfa gibi görünüyordu, cesur, görkemli ve heybetli bir tavrı vardı. Ortaya çıkar çıkmaz hemen ilgi odağı olurdu. O ve Gu Chenbai biyolojik kardeşlere en az benzeyen biyolojik kardeşlerdi. Kaşları ve gözleri benzer olsa da, mizaçları tam tersiydi.
“Sizi sözcü olarak seçmek reklam departmanının yaptığı bir hataydı, duygusal olmayın.” Sunucu marka lansman sürecini coşkuyla okurken, Gu Chaocheng aniden konuştu, sesi ne yüksek ne de alçaktı ve Tu Yan’ın duyması için uygun bir seviyedeydi, “Sen ve Chenbai çoktan boşandınız, Gu ailesi artık sana kariyer desteği vermeyecek.”
Tu Yan hafiften alay etti, “İstediğim ama alamadığım şey bu.”
O ve Gu Chaocheng asla birbirleriyle anlaşamazlardı çünkü Gu Chaocheng, küçük erkek kardeşine bakmak için deli oluyordu. Onun gözünde hiç kimse mükemmel Gu Chenbai’ye layık değildi. Gu evine girdiği andan itibaren, hiçbir zaman Tu Yan’ın gözünün içine bile bakmadı ve diğer günlerde her türlü konuda Tu Yan ile tartıştı.
“Çok erken konuşma. Aksi takdirde bir gün kovulur ve müşkül bir duruma düşersen, kendini satman için bir anlaşma imzalaman zor olur.”
“Başkan Gu, merak etmeyin, öyle bir gün olmayacak.” Tu Yan sahte bir gülümsemeyle Gu Chaocheng’e döndü, gözlerinde iğneler vardı, “Benimle böyle alay etmenize gerek yok. Bana ne kadar tepeden bakarsanız bakın, bu Gu Chenbai’nin beni sevdiği gerçeğini değiştirmiyor.”
“Seni seviyor mu? Bu güveni nereden aldın? Siz çoktan boşandınız, Chenbai yakında yeni hayatına başlayacak, er ya da geç seni unutacak.”
Tu Yan dimdik bir şekilde oturuyor, son derece sakin görünüyordu ama gölgelerin içindeki eli gömleğinin kenarını sıkıca kavrıyordu.
“Güzel bir omega bulmak zor mu? Gençlik filmlerindeki tek kişi sen değilsin,” diye alay etti Gu Chaocheng, “Ama sen, Chenbai’den daha iyi birini bulabilir misin?”
Tu Yan hiçbir şey söylemedi. Arka sıradaki muhabirlerin herhangi bir ipucu almasına izin vermeden dümdüz ileriye baktı.
Gu Chaocheng tekrar konuştu, “Chenbai’ye şimdiden uygun eş adaylarını tanıttım, hepsi senden daha üstün. Ah doğru, HT grubun sahibinin üçüncü kızı dün Chenbai’nin evinde çay içmeye gitmişti. İkisinin de çocukluktan kalma bir dostlukları olduğunu biliyor olmalısın, ilişkilerinin devam etmesi imkansız değil…”
Tu Yan aniden beyninde bir akorun koptuğunu hissetti, gözlerinin önündeki görüntüler bulanıklaştı ve kulaklarındaki ses uğuldadı.
Tüm marka lansman etkinliğini nasıl geçirdiğini bilmiyordu, sadece mekanik bir robot gibi olduğunu anımsıyordu. Sunucu istediği zaman gülümsedi ve telefonu sadece söylendiği zaman fotoğraf çekmek için kullandı.
Kendini o kişiyi düşünmemeye zorladı ama başaramadı.
Gu Chaocheng sahnede sunucu tarafından karşılanırken, sözlerinin kulaklarında tekrar tekrar yankılanmasına engel olamadı.
——Sen boşanmak istediğini söyleyip boşanabiliyorsan o zaman Chenbai neden başka birine aşık olamasın?
Lansman sona erdiğinde, paltosunu ve araba anahtarlarını alıp direkt oradan ayrıldı. Menajer ona arkadan seslense de duymazlıktan geldi.
Gu Chenbai’nin evinin kapısına vardığında arabanın motorunu kapattı. Dışarıdaki şiddetli yağmur eşliğinde sersemlemiş bir hâlde direksiyona eğildi.
Ne yapıyordu?
Neden buraya gelmek zorundaydı?
Ne görmek istiyordu? Ya da ne görmek istemiyordu?
Ama eylemleri beyninden daha hızlı hareket etti. Bir cevap bulamadan önce çoktan arabadan inmişti. Dış kapıyı açmak için şifreyi tuşladı ve giriş çatısının altına geldi.
Kapıyı iki kez tıklattı ve yarım dakika sonra kapı açıldı.
Gu Chenbai koyu mavi ev kıyafetleri giyiyordu ve onu görünce biraz şaşırdı, “Tu Bao?”
Tam o sırada, Tu Yan mutfakta porselen tabakların birbirine çarpma sesini duydu, ardından bir kadın sesi duyuldu: “Chenbai? Dışarıda kim var?”
Kadının sesi tanıdık geliyordu ama Tu Yan, o anda kalın bir şekilde büyüyen bastırılmış duygusal karmaşasına ek olarak yağmurun sesiyle çevrelenmişti, bu da onu ayırt etmekte zorlanmasına neden oluyordu. Zihninde yalnızca soluk bir farkındalık duygusu vardı: Evine başka biri girmiş.
Bir şeyin hızla kalbine düştüğünü ve nefes almasını zorlaştırdığını hissetti. Öfkeyle Gu Chenbai’ye ölümcül bir bakış attı. Gu Chenbai sebepsizce Tu Yan’ın yağmurda ıslanmasından korkuyordu, bu yüzden onu hemen içeri çekti. Tu Yan arkasını dönüp gitmek istese de Gu Chenbai ondan daha güçlüydü ve kurtulamadı. Teslim olmayı reddederken, mutfaktaki kişi dışarı çıktı.
“Xiao Yan mı?”
Tu Yan afalladı. Başını kaldırdı ve tüm vücudu dondu.
Bu Gu Chenbai’nin annesiydi.
Gu Anne onu görünce biraz şaşırdı. Gu Chenbai’ye bakmadan edemedi, yüzündeki gülümseme kayboldu ve sakince konuştu: “İkinizin artık birbirinizi görmediğinizi sanıyordum.”
Gu Chenbai buna cevap vermek yerine, “Geç oluyor ve yağmur şiddetleniyor, acele edip geri dönmelisin. Chen Amca’nın arabası çoktan kapıda.” dedi.
Tu Yan başını eğdi ve öyle kaldı. Gu annenin gözlerine bakmaya cesaret edemedi.
Gu Anne de Tu Yan’dan hoşlanmıyordu ama onun hoşlanmadığı şey Gu Chaocheng’inkinden farklıydı; daha çok oğlu için kalp ağrısı hissediyordu. Tu Feihong’un yüz milyonlarca borcu nedeniyle Tu Yan’ın, Gu Chenbai’ye bakma ve ona eşlik etme sorumluluğunu üstleneceğini düşünmüştü ancak o bunu yapmamakla kalmadı, üstüne Gu Chenbai’ye patronluk taslayıp isteyerek boşanmasını sağlayacak kadar ileri gitti. Gu Chenbai ailesinin sevgisiyle büyümüştü ama Tu Yan’la sayısız yara almıştı, onun durumunu gören herkes kalp ağrısı çekebilirdi.
Tu Yan onu anlayabiliyordu, bu yüzden Gu Anne’nin önünde utandı.
Gu Anne uzun süre konuşmadı, gözleri Tu Yan ve Gu Chenbai’nin yüzleri arasında gidip geldi. Ardından uzunca iç çekti.
“Kendine iyi bak, annen başka bir gün gelecek.” Gu Anne çantasını aldıktan sonra dışarı çıktı.
“Görüşürüz,” Gu Chenbai annesinin şemsiye almasına yardım etti.
Geri döndüğünde Tu Yan hâlâ olduğu yerde duruyordu. Kapıyı kapattıktan sonra Gu Chenbai yürüdü ve Tu Yan’ın kulağına dokunmak için elini uzatıp gülerek, “Küçük Tu Bao o kadar korkmuş ki kulakları sarkıyor, ne kadar yazık.” dedi.
Tu Yan, duygusal bir hız treni yolculuğuna çıktıktan sonra nasıl hissetmesi gerektiğini bilmediğinden sadece karmaşık duygulara sahipti. Gu Chenbai’yi itti ve gitmek istedi ama Gu Chenbai hemen onu tuttu.
“Bugün neden aniden geldin? En azından bana bir sebep vermelisin, değil mi?”
“Beni önemsiyor musun?”
“Burası benim evim, bunun birinin özel evine girmek olduğunu bilmiyor musun?” Gu Chenbai başını indirdi ve onunla alay etti, “Dikkatli olmazsan polisi arayacağım.”
Tu Yan ona dikkat etmek istemedi. Kollarını bırakıp uzaklaşmak üzereydi ama aniden durdu.
“Sorun ne?”
Gu Chenbai bir şeylerin yanlış olduğunu hissetti, bu yüzden yaklaştı ve aniden güçlü bir süt kokusu aldı. Bir süre donup kaldıktan sonra, “Tu Bao, kızgınlığa girmişsin.” dedi.
Tu Yan’ın kalbindeki ip anında koptu. Gu Chenbai onu her zaman en kötü durumundayken görüyordu, oysaki bir ay önce boşanma anlaşmasını zarif ve doğal bir şekilde imzalayan kişi olduğu açıktı.
Tu Yan gitmek istedi ama hareket edemedi.
Sonraki saniye Gu Chenbai ona arkadan sarıldı.
Menajerden bir arama geldiğinde, Tu Yan ikinci kattaki yatakta yorganın köşesini ısırıyordu, gözleri ıslaklıktan parlıyordu.
Son derece güçlü feromonlarını yayan alfa ona sordu, “Tu Bao, geçici işaretimi mi yoksa beni mi istiyorsun?”
Tu Yan sadece “Wuwu” diye sızlanabiliyordu, konuşma yetisini kaybetmişti.
Gu Chenbai, Tu Yan’ın kaşlarının arasını öpmek için eğilirken elleri boynunun iki yanındaydı. Ardından Tu Yan’ın dudaklarını öptü ve nazikçe, “Tu Bao, beni suçlama, kapıma kendin geldin.” dedi.
–
Tu Yan kızgınlık dönemlerinden nefret ederdi.
Kesinlikle nefret ediyordu.
Çünkü kızışması onu hiçbir öz kontrolü ve direnci olmayan bir bez bebeğe dönüştürüyordu.
Gu Chenbai’nin sağ bacağı sakat olduğu için denge duygusu yetersizdi. Her zaman Tu Yan’ın vücuduna yaslanmak zorunda kalırdı ve ikisi birbirlerine tamamen yapışırlardı.
Gu Chenbai’nin gözlerindeki ifade ve ses tonu fazlasıyla aldatıcıydı. Bu yüzden yatakta ilk kez bir alfanın acımasız doğasını ortaya çıkardığını gördüğünde Tu Yan gerçekten korkmuştu. Bir yandan her zamanki son derece sıcak, nazik ve yumuşak ses tonuyla “Tu Bao,” diye seslenirken, diğer yandan merhamet göstermezdi.
Gu Chenbai’nin feromon seviyesi, Tu Yan’ın tanıştığı tüm alfalar arasında en yüksek derecelerden biriydi. Tu Yan ona direnecek güce sahip değildi.
Test yaptırmak için hastaneye hiç gitmemiş olsalar da, Gu Chenbai ile feromon eşleşme değerleri düşük olmamalıydı. Aksi hâlde, nasıl yatakta ona bu şekilde boyun eğebilirdi?
Tu Yan, bu kesinlikle eşleşme değerimizden kaynaklanıyor, diye düşündü.
Gu Chenbai yatakta güçlü ve agresif feromonlarının kokusunu yayardı; tıpkı kavurucu alevlerde eritilmiş, sıcak ve kaynayan rafine odun kokusu gibiydi. Bu Tu Yan’ı korkuturdu. Normalde taşıdığı dişler ve pençeler, doğruluk ve özgüven, hepsi bir köşeye çekilirdi. Gu Chenbai’nin onu tamamen işaretlemesine hiç izin vermedi. Ama Gu Chenbai’nin onu cezalandırmak için birçok yolu vardı. Sanki her gün zorbalığa maruz kalmasının intikamını yatakta alıyormuş gibiydi.
Boşanmadan önce de durum buydu. Boşanmalarının ardından Gu Chenbai’nin kalbindeki kırgınlık doğal olarak daha da kötüleşti.
Tıpkı şimdi olduğu gibi, Tu Yan yatakta yatarken çoktan bitkin düşmüştü. Elini bile kaldıramıyordu ama Gu Chenbai yine de onun gitmesine izin vermedi. Onu öpmek için eğildi ve gülerek, “Tu Yan, sudan mı yapıldın?”
Tu Yan ona nefretle sövdü, “Pislik.”
Gu Chenbai kulak memesini ısırıp bir önceki soruyu tekrar sordu, “Neden bugün beni bulmaya geldin?”
Tu Yan ağzını kapattı ve cevap vermedi.
“Yine kıyafetlerimi mi çalacaktın?”
Gu Chenbai’nin nazik kahkahasının sesi Tu Yan’ın kulaklarına ulaştı. Tu Yan tüm vücudunun alev aldığını hissetti ve yüzünü yastığa gömdü.
“Tamam, tamam, yanılmışım baobei, sana artık gülmeyeceğim.” Gu Chenbai’nin eli yavaşça Tu Yan’ın sırtını okşadı. Ona arkadan sarılarak kulağına, “Bütün kıyafetlerimi çalabilirsin. Hatta beni de çalabilirsin.”
Tu Yan ne düşüneceğini bilemedi, yastığa karşı mırıldanırken yüzü kıpkırmızı oldu, “Kaybol.”
–
Pencerenin dışındaki yağmur durmuştu. Gökyüzü tamamen karanlıkken Gu Chenbai, Tu Yan’a geçici bir işaret vererek bu ani kızışma döneminin sorunsuz geçmesini sağladı.
Tu Yan aç olduğunu söyledi ve Gu Chenbai biraz pirinç çorbası pişirmek için aşağı inip onu beslemek için odaya getirdi. Tu Yan o kadar yorgundu ki gözlerini açık tutamıyordu, yine de küçük bir kase yedi. Kaşık ağzından çıkar çıkmaz uykuya daldı.
Gu Chenbai kaseyi bir kenara koydu ve yatağa tırmandı, ardından Tu Yan’ı kollarına almadan önce yorganı üzerlerine çekip uyudu.
Uyandığında kollarındaki kişi gitmişti ama yatağın ucunda bir hışırtı vardı. Tu Yan’ın gitmediğini biliyordu.
Başucu lambasını açmak için uzandı ve sadece pijama üstü giyen Tu Yan’ın, yatağın ucunda elindeki küçük havlunun suyunu sıktığını gördü. Belki su biraz sıcaktı, Tu Yan havluyu açmadan önce tutma yöntemini birkaç kez değiştirdi. Tam Gu Chenbai’nin baldırına uygulamak üzereyken başını çevirdi ve Gu Chenbai’nin masa lambasını açtığını gördü, gözleri şefkatle onu izliyordu.
“Hâlâ hatırlıyor musun?”
Yağmur yağdığında baldırı ağrırdı ve sıcak bir havlu kompresi uygulamak onu biraz rahatlatırdı.
İlk kez yattıklarında da yağmurlu bir gündü. Gu Chenbai, Tu Yan’a hizmet etmeyi bitirdikten sonra gecenin bir yarısı yataktan gizlice çıktı. Tu Yan, bez havlu almak için topallayarak banyoya giderken onu fark etti. Gu Chenbai’nin bacağının acı içinde ağrıdığını ve yüzünü kurtarmak için buna katlandığını o zaman anladı.
Tu Yan abarttığını söyleyerek şaka yapmak istedi ama yine de havluyu alıp iki kez sıcak suya batırdıktan sonra ona yardım etti.
O andan itibaren bu bir alışkanlık hâline gelmişti.
Tu Yan, Gu Chenbai’nin sorusu karşısında şaşırdı ve düşündü: Ne kötü bir alışkanlık.
Havluyu Gu Chenbai’nin kucağına attı ve yataktan kalktı. Ardından gömleğini alıp tek kelime etmeden üstünü değiştirdi. Kapıdan çıkmadan önce hâlâ yatakta olan Gu Chenbai’ye, “Aşkının karşılıklı olduğunu düşünme, bu sadece tek gecelik bir ilişkiydi.” dedi.
Yatak odasından çıkarken Gu Chenbai’nin biraz çaresiz sesini duydu, “Tu Bao, böyle sözler söylediğinde ben de üzülüyorum.”
Yorum