Çeviren: Ari
Otel kapısı bir “pat” sesiyle kapandı ve Tu Yan titredi. Göz ucuyla Gu Chenbai’nin ifadesine baktı, kaşlarının sert bir şekilde çatılı olduğunu, ağzının köşelerinin sanki öfkesine direnmeye çalışıyormuş gibi düz bir çizgi hâlini aldığını gördü.
Tu Yan hata yaptığını biliyordu. Sessizce mırıldandı, “Yine de yaralanmadım.”
Beklenmedik bir şekilde Gu Chenbai cevap vermedi, yanından geçerek doğruca yatak odasına yöneldi.
Tu Yan, Gu Chenbai’nin ona daha önce kızdığını hiç görmemişti, bir anda panikledi ve çaresizce peşinden gitti. Gu Chenbai’nin görmesi için cebinden ses kayıt cihazını çıkarıp kendini savundu, “Onunla kavga etmeyecektim, sadece kendi ağzından itiraf ettirip kanıt olarak saklamak istedim. Ayrıca— ayrıca gerçekten bir hamle yapmadım, sadece onu korkutmak içindi, iki kez itiverdim.”
Gu Chenbai takım elbise ceketini çıkarıp yatağın ucuna koydu. Daha sonra kravatını gevşetti ve Tu Yan’a dönüp “Bu hamileyken başkalarıyla kavga edebilmen için geçerli bir neden değil,” dedi.
Tu Yan ne diyeceğini bilemedi, ağzını açsa da tek kelime konuşamadı. Gu Chenbai’nin gerçekten kızgın olduğunu biliyordu.
Ama Gu Chenbai neden kızgındı ki? Tu Yan onun için kavga etmişti. Xu Jia’an, Gu Chenbai’yi öyle hoş olmayan sözlerle aşağılarken Tu Yan nasıl dayanabilirdi? Onu öldürmemesi bile iyiydi.
Gu Chenbai için öne çıkmıştı fakat Gu Chenbai onun düşüncesiz ve pervasız olduğunu düşünüyordu.
Tu Yan bir süre incinmiş hissetti. Gu Chenbai’nin soğuk yan profiline bakarken acı acı düşündü: Gu Chenbai’nin kalbi ve gözleri artık yalnızca küçük veletle dolu, sadece onun güvenliğinden endişe ediyor ve bana yaralanıp yaralanmadığımı bile sormuyor. Tabii ki küçük velet doğduktan sonra Gu Chenbai’nin en çok sevdiği kişi ben olmayacağım.
“Daha bir ay önce biriyle kavga ettin ve bar gibi bir yerde engelleyici yamanı düşürdün. O zamanki darbeden kaynaklanan morluklar yeni ortadan kaybolmuştu ve şimdi yine biriyle kavga etmeye gittin,” Gu Chenbai’nin gözleri çaresizlikle doluydu, sonunda Tu Yan, “Hayatımı umursuyor musun ki?” diye sordu.
Sonra kızarmış gözlerle Gu Chenbai’ye bağırdı: “Bu kadar onurlu olma, sadece bebeğine zarar vermemden korkmuyor musun? Endişelenmene gerek yok, önümüzdeki birkaç ay içinde kesinlikle kapıların dışına çıkmayacağım ve kendimi onu senin için doğurmaya adayacağım, oldu mu? Bu yeterli mi?”
Gu Chenbai onun bağırmasıyla sersemlemişti. Henüz tepki veremeden Tu Yan banyoya koştu ve kapıyı çarparak kapattı.
Bu küçük adamın öfkesi günden güne daha da artıyordu.
Gu Chenbai, Tu Yan’a nasıl gerçekten kızabilirdi ki? Sadece bunu uzun bir süre hatırlayıp bir daha kavga etmemesi içindi. Artık istediği etkiyi elde edildiğine göre, hemen durdu ve bastonuyla banyoya yürüdü. Kapıyı çalarak “Tu Bao” diye seslendi.
Tu Yan içeriden bağırdı, “Git buradan, seni görmek istemiyorum!”
“Nereye gideyim?” Gu Chenbai kıkırdadı.
“Beni ilgilendirmez!” Tu Yan’ın sesi bir ağlamaklıydı. Duş başlığını açtı ve su sesiyle bastırmaya çalıştı.
Gu Chenbai uzun bir süre tekrar konuşmadı. Banyo kapısında durdu, birkaç dakika bekledi, sonra bakır kapı tokmağını tuttu ve kapıyı son derece yavaş bir şekilde açtı. Tu Yan sırtı kapıya dönük olarak lavabonun önünde duruyordu, başı eğikti ve Gu Chenbai’nin içeri girdiğini fark etmedi.
Gu Chenbai yaklaştı ve Tu Yan’ın kendi kendine şikayet ettiğini duydu.
“…Küçük velet, doğduktan sonra benimle Gu Chenbai için savaşma, anladın mı? Seni daha fazla sevmesine izin verme…” Tu Yan’ın ne diyeceğini düşünmesi uzun zaman aldı. Karnına şiddetle dokundu ve “Dediğimi yapmazsan seni kesinlikle atarım,” dedi.
Gu Chenbai’nin kalbi erimek üzereydi. Uzandı ve Tu Yan’ı belinin arkasından tutup kollarına çekti. Tu Yan’ın şaşkınlıktan bacakları zayıfladı ve mücadele etmeyi unuttu. Başını kaldırır bakmaz Gu Chenbai’nin gülümseyen gözlerini gördü.
“Küçük tavşancığıma karşı cinayet planlamana kim izin verdi?”
Tu Yan’ın gözlerinin kenarları daha da kırmızılaştı. Gu Chenbai ile tanıştığından beri, duygularını kontrol edemeyen baş belası bir insan haline geldiğini hissediyordu. Onunlayken hep ağlasa da aslında ağlamayı hiç sevmiyordu.
Qi Lan onu yurtdışına gitmek için terk ettiğinde ve Tu Feihong bir proje yüzünden doğum gününü tamamen unuttuğunda bile ağlamamıştı. Ama Gu Chenbai’nin önünde o kadar kolay ağlıyordu ki hiç de olgun biri gibi gözükmüyordu. Bu yüzden kendi kendisine bile tepeden bakıyordu.
“Hamile olduğum için mi benimle yeniden evlenmek istiyorsun?”
Gu Chenbai gülmeden edemedi, “Bu nereden çıktı?”
Tu Yan yüzünü kapattı ve uzun bir süre ağladı, aklından geçeni söylemeden önce, “O zaman neden yaralanıp yaralanmadığımı sormadın?”
Bu, Tu Yan’ın Gu Chenbai’ye ilk kez zayıflık göstermesi, ilk kez savunma duvarını yıkması ve ilk kez kalbinin derinliklerindeki sırları açığa çıkarmasıydı. Başka sert sözler söylemedi. Yüzünden akan yaşlarla şeker yemek isteyen küçük bir çocuk gibi ağladı.
Gu Chenbai onu çevirdi ve kollarıyla sardı, “Yanlış yaptım, düşünceli değildim ama Tu Bao, işler bu noktaya gelmesine rağmen hâlâ sana olan hislerimi sorguluyor musun?”
Gu Chenbai, Tu Yan’a sadece bir soru sordu ve Tu Yan ağlamayı kesti. Gu Chenbai’ye zavallı bir şekilde baktı, bir süre sonra başını indirdi ve gözyaşlarıyla dolu yüzünü Gu Chenbai’nin göğsüne sildi.
Bu sorunun cevaplanmasına gerek yoktu.
“Tu Bao yaralandı mı?” Gu Chenbai elini tuttu ve kaldırdı, “Sana vurdu mu?” diye sorarken kontrol etti.
Tu Yan başını salladı ve keyifsizce, “Bana vurmasına izin vermem,” dedi.
“Çok mu güçlüsün?”
“Çünkü— çünkü artık bir anneyim.”
Gu Chenbai dondu, sonra Tu Yan’ın yüzünü kollarından çekti, çenesini tutup ona baktı. Gülümseyerek, “Bir daha söyler misin?” diye sordu.
Tu Yan, boyun eğmek yerine ölmeyi tercih ederek ağzını sıkıca kapattı.
Gu Chenbai başını indirdi ve Tu Yan’ın kulağına, “Tu Bao, ağzını açman için birçok yolum var,” dedi.
—
Tu Yan, Gu Chenbai tarafından yıkandıktan sonra yatağa götürülüp yatırıldı. Gu Chenbai’nin kollarına sarılırken ruhunun vücudundan tamamen ayrıldığını hissediyordu. Aklında tek bir soru vardı: Gu Chenbai ve kendisi arasında zayıf olan hangisiydi?
Sonraki gün.
Kemikleri parçalanıyor gibiydi, belini bile doğrultamıyordu.
Yataktan çıkmak isterken çabaladı ama başaramadı. Zayıf bacaklarıyla havayı tekmeleyip sessizce küfretti, “Lanet Gu Chenbai! Ahlaksız! Canavar!”
Gu Chenbai yatak odasının kapısına doğru yürüyordu ve bu hiddetli küfürü duyunca adımlarını durdurup kapı çerçevesine yaslandı. Yataktaki küçük tavşanın bir dizi tekme ve yuvarlanma hareketini büyük bir ilgiyle izledikten sonra gülümseyerek “İltifat için teşekkür ederim,” dedi.
Tu Yan bu ani sesle ölesiye korktu, refleks olarak kıvrılıp kendini örtmek için yorganı çekti.
Gu Chenbai bastonuyla yatağa yürürken gülümsemesi büyüdü. Uzanıp Tu Yan’ın poposunu okşadı ve konuştu, “Gidip kahvaltı yapalım.”
Tu Yan istemsizce korktuğu için pişman oldu, bu yüzden sakinmiş gibi davrandı ve yorganı yavaşça kaldırdı. Gu Chenbai’ye ifadesizce bakarken sordu, “Saat kaç?”
“Dokuz buçuk”
“…”
Dün gece otele saat yedide dönmüşlerdi.
Tu Yan, Gu Chenbai’nin bastonuna baktı ve gizlice düşündü: Eğer bacağı yaralanmamış olsaydı bugün hâlâ hayatta olup uyanabilir miydim?
Yataktan çıkmak için yorganı kaldırdığında aniden bir ürperti hissetti. Aşağıya baktığında sadece iç çamaşırı giydiğini gördü. Hemen yorganı geri çekti ve Gu Chenbai’ye dik dik bakmak için başını kaldırdı.
Gu Chenbai ona günlük kıyafetler çıkarmak için dolaba gitmeden önce gülümsedi. Tu Yan başını salladı, “Bunu istemiyorum, balıkçı yaka kazağı ver, bugün dışarı çıkacağım.”
“Nereye gidiyorsun?”
“Dünkü meseleyi halletmek için şirkete gideceğim.”
Gu Chenbai soluk mavi balıkçı yaka kazağı çıkardı ve “Tu Bao, bununla nasıl başa çıkacaksın?” diye sormadan önce Tu Yan’a verdi.
“Sadece halka açık bir video çekip yayınlayacağım.”
Gu Chenbai, giyinmek üzere olan Tu Yan’ın elini tuttu ve fısıldadı, “Benim yüzümden birçok hayranını kaybettin, pişman değil misin?”
Tu Yan ciddi bir şekilde, “Belki görünüşümden dolayı kolayca idol olarak sınıflandırıldığım içindir, ama aslında her zaman bir aktörüm ve hiçbirinin erkek arkadaşı değilim, ayrıca kimseye asla evlenmeyeceğim ve çocuk sahibi olmayacağım da demedim. Sevdikleri şey benim kafalarında uydurdukları versiyonum, onların hayallerinin sorumluluğunu almak zorunda değilim. Hiçbir zaman bugün beni olduğum yere kadar beni taşıyan hayranlara güvenmedim, o yüzden gelip gitmekte özgürler, benim için fark etmez.”
Gu Chenbai’nin sorusuna doğrudan cevap vermedi ama her cümlesi ‘pişman değilim’ diyordu. Gu Chenbai, küçük tavşanının inatçı bir ağzı olmasına rağmen son derece yumuşak kalpli olduğunu biliyordu.
Bırakmadan önce Tu Yan’ın avucunu okşadı, gülümsedi ve kaşlarının arasını öptü ve “Sana en sevdiğin birçok çeşitten kahvaltılıklar aldım,” dedi.
Tu Yan cevap olarak mırıldandı.
Gu Chenbai ayağa kalkmak üzereyken Tu Yan onu çekti, “Bu—”
“Sorun ne?”
Tu Yan birkaç saniye tereddüt ettikten sonra sordu, “Gu Chenbai, neden hiç kimliğini açıklamıyorsun? Medyadan bahsetmiyorum, çevrendeki birkaç kişi bile senin nasıl biri olduğunu bilmiyor. Asılsız dedikodular yayıyorlar ve hakkında çok kötü konuşuyorlar.”
Gu Chenbai’nin gözlerindeki gülümseme biraz soldu. Tu Yan’ın kalbi çarptı, çizgiyi aştığını ve rahatsız edici bir soru sorduğunu düşündü. Tam açıklamak üzereyken Gu Chenbai yavaşça, “Nedeni yok, sadece başkalarının bana sempatiyle bakmasını ve benim acınası olduğumu söylemesini istemiyorum,” dedi.
Tu Yan konuşmadan alt dudağını ısırdı.
“Aslında zavallı olduğumu düşünmüyorum ama tanıştığım herkes öyle olduğumu söylüyor, duymaktan bıktım, sinir bozucu.”
Gu Chenbai biraz alaycı bir şekilde gülümsedi. Tu Yan, Ruan Nanqing’in anlattıkları sayesinde Gu Chenbai’nin gençliğinde gördüğü muameleyi az çok anlamış gibi hissetti.
“Yani gerçekten insanlarla tanışmak ve başkaları tarafından görülmek istemiyorum. Ayrıca gizemli kalmanın faydaları da var, şirket içinde daha korkutucu oluyor.”
Tu Yan başını salladı, “Anlıyorum.”
“Ama Tu Bao, kimliğimi açıklamamı istiyorsan ben de hazırım. Ne de olsa… Tu Bao’nun ağzından ‘kocam Gu Chenbai’ kelimesini duymakla karşılaştırıldığında, başkaları tarafından konuşulmanın ne önemi var?”
Tu Yan kızarmış bir yüzle Gu Chenbai’nin elini fırlattı. Boğazlı kazağını ve terliklerini giydikten sonra banyoya koştu.
Kahvaltıdan sonra menajeriyle birlikte ilişkisini halka açıklama konusunu görüşmek için şirkete gitti. Birkaç kişi iyi bir kısa video çekmek için bütün sabah boyunca çalışmıştı. İçerik, Tu Yan’ın kameranın önünde oturup ekranda görüntülenen soruları yanıtlamasıyla ilgiliydi: İfşa edilen evliliğinin doğru olup olmadığı, neden şimdi söylemeyi seçtiği, ne kadar süredir evli olduğu ve neden daha önce duyurmadığı gibi soruları yanıtladı.
Son soru şuydu: Evliliğiniz kiminle?
Tu Yan birkaç saniye dondu, sonra başını kaldırdı ve kameraya bakarak “Kocam pek tanınmayan biri ve kimliğini ifşa etmek istemiyor. Ve ben de başkaları tarafından rahatsız edilmesini istemiyorum, herkese teşekkürler.”
Tu Yan menajerine “Bitti mi?” diye sordu.
Menajer şaşırdı ve “Bitti” dedi, sonra duygu dolu bir şekilde iç çekti, “Xiao Yan, olgunlaştığını hissediyorum.”
Tu Yan gülümseyerek, “Teşekkür ederim.” Dedi.
“Ve yumuşadın,” diye ekledi menajeri, “Sanki son zamanlarda çok daha nazik oldun.”
Tu Yan karnına dokunarak şöyle düşündü: Hepsi senin suçun, artık hiç havalı değilim.
Yorum