Koyu Switch Mode

Limited Possession [Novel] 21. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Tu Yan, evliliklerinin sonlarına yaklaşırken birçok defa anlaşmayı iptal etmeyi düşündü.

Çünkü Gu Chenbai ona Tu Yan’ın ayrılmak istemeyeceği kadar çok iyi davranmıştı. Gu Chenbai’nin sevgisini bir başkasına vereceğini düşününce bile çıldırıyordu.

Gu Chenbai’nin başka birine aşık olması mümkün mü?

Tu Yan bunu sormaya da, düşünmeye de cesaret edemedi.

Boşanmadan üç gün önce Gu Chenbai’nin büyükbabasının Çin’deki 80. doğum günüydü ve Tu Yan ziyafete giderken ona eşlik etti. Gu Chenbai ile olan ilişkisi halka açıklanmadığı için yemeğe kalmadı, sadece küçük bir doğum günü hediyesi verdi. Tam ayrılmak üzereyken Gu Anne ve Gu Baba’nın odada sohbet ettiklerini duydu.

“Laogong,* Gu Chenbai için bu evliliği ayarlamamalıydık. Chenbai’de o zamanlar aynı fikirde değildi. Ama ben bacağından dolayı kendini yetersiz hissettiğini düşündüm ve ileride pişman olmasını istemedim, o yüzden kararı kendim verip Tu Feihong’dan Tu Yan’ı bize vermesini istedim. Şimdiyse böyle düşündüğüm için gerçekten pişmanım.”

[Ç/N: 老公—Koca/Erkek eş]

Gu Baba iç çekti, “Evet, Tu Yan’ın öfkesi çok tuhaf ve başkalarına nasıl bakacağını bile bilmiyor. Pek çok kez Chenbai’nin bacak yaralanmasını hiç umursamadan ona emir verdiğini gördüm.”

“Kendimi gerçekten kötü hissediyorum. Bu evliliğin Chenbai’ye hiç yararı olmadı, üstüne onu daha çok incitti. Şimdi boşanmaları hakkında konuşmak için iyi bir zaman değil. Gelecek yıllar hakkında düşünüyorum da, ileride Chenbai’nin yanında onunla ilgilenecek biri olmadığı için nasıl rahat olabilirim ki…”

Tu Yan üzüldü ve suçlulukla düşündü: Gu Chenbai’nin annesi ve babası, oğullarının evlenir evlenmez bir boşanma anlaşması imzalamaya zorlandığını, her gün evlilik hayatının geri sayımını yaşadığını ve hatta ona kötü davranan kişiye yürekten iyi davrandığını bilselerdi, ne kadar üzülürlerdi?

Gu Anne bir şey söylemese de Tu Yan onun imalarını duyabiliyordu; Tu Yan’dan memnun değillerdi ve Gu Chenbai’nin başka birinden hoşlanmasını umuyorlardı.

Tu Yan’ın çılgınca atan kalbi sonunda yavaşladı.

Doğru, neden bütün hatalarını o önemsiz boşanma anlaşmasına yüklemişti ki? Belki de en büyük hata Tu Yan’ın kendisiydi, belki de hiçbir zaman Gu Chenbai’nin sevgilisi olmamıştı. Geçmiş yaşamında bir sürü kutsama biriktirmiş ve bu hayatında ona eşlik edip yaralarını saracak Gu Chenbai gibi biriyle kısa süreliğine birlikte olma şansı yakalamış olmalıydı. Fakat şansının bittiği bir gün elbette gelecekti; Gu Chenbai tüm hayatı boyunca ona aşık olacak kadar şanssız olamazdı.

Böyle düşününce biraz rahatlasa da kalbine bir iğnenin battığını hissetti, acı o kadar keskindi ki Tu Yan’ın burnu sızladı ve gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Kendine gelmek için banyoya gidip yüzüne soğuk su çarptı.

Aynaya baktığında kızarmış gözlerini gördü, o kadar zayıf ve zavallı görünüyordu ki kendisi bile acınası göründüğünü düşündü.

Tu Yan’ın yüzüne bakmak için başını eğen biri onu tanımış gibi görünüyordu, yanında durdu. Tu Yan tüm duygularını gizleyerek arkasındaki kişiye doğal bir şekilde gülümsedi. Oradan geçen birkaç kişi onu fark etti ve telefonlarını çıkararak grup fotoğrafı çekilip çekilemeyeceklerini sordu. Tu Yan başını sallayarak onayladı.

Diğerleri fotoğraf çekilip gittikten sonra Tu Yan gülümsemeyi bıraktı. Arkasını döndüğünde Gu Chenbai’nin bastonuyla durup ona baktığını fark etti.

Tu Yan tek kelime etmeden başını eğdi.

Gu Chenbai ona doğru yürüdü ve uzanıp Tu Yan’ın gözünün kenarını okşadı, “Sorun ne?”

Tu Yan’ın ruh hâlindeki en küçük değişikliği bile her zaman anında fark edebilirdi.

Tu Yan başını salladı, “Ben eve önden gideceğim.”

Gu Chenbai bileğini kavradı, “Eve yalnız gidersen endişelenirim. Ziyafet bitene kadar beklersen birlikte gideriz, olur mu?”

Tu Yan tam konuşmak üzereyken Gu Chenbai onu kandırdı, “Senin için bir çocuk menüsü çaldım, içinde en sevdiğin kızarmış tavuktan ve kekten var, seninle yiyeceğim, ne dersin?”

Gu Chenbai, bir çocuğu ikna etmeye çalışıyormuş gibi yumuşak ve nazik bir şekilde konuşurken yukarıyı işaret etti.

“Gu Chenbai, işim yüzünden bir lokantaya gidip kendi yemeğimi ısmarlayacak durumda bile değilim ve sadece bu da değil, okuldayken hep kantinde hep tek başıma yemek yerdim, yani yalnız hissedeceğimi düşünmene gerek yok.”

Gu Chenbai gülümsedi, “Biliyorum.”

Tu Yan başını kaldırdı ve ona baktı. Birbirlerinin gözlerinde karmaşık duygular gördüler. Boşanma zamanları yaklaşırken neredeyse her an aralarında bastırılması imkansız bir duygu seli vardı.

“Unut gitsin, unut gitsin.” Tu Yan, Gu Chenbai’ye beş saniyeden fazla bakamadı. Ellerini teslim olurcasına kaldırdı ve sabırsızca, “Seni burada bekleyeceğim, gidip büyükbabana eşlik etmelisin,” dedi.

Gu Chenbai onu üst katta bir odaya götürdükten sonra çocuk menüsünün yanında Tu Yan için bir tabak dolusu yemek getirerek onu şaşırttı. “Bu çok müsrifçe.”

“Yemeğin damak zevkine uymamasından korktum, bu yüzden birkaç çeşit daha sipariş ettim, yavaşça yiyebilirsin.”

Bunu söyledikten sonra hemen gitmek yerine Tu Yan’ın yanına oturdu ve yanağını öptü, “Tu Bao, eğer yorgunsan geri dönmemi beklerken biraz uyu.”

Gu Chenbai’nin elini tutan Tu Yan dalgın bir şekilde başını sallayıp Gu Chenbai’yi yanından kovmadan önce yarım bir kızarmış tavuk kanadı yedi.

Gu Chenbai büyükbabasının doğum gününü kutladıktan sonra Tu Yan’ın yanına geri döndü. Tu Yan yatak başlığına yaslanmış ilk rol aldığı filmi izliyordu. Gu Chenbai bastonunu komodinin yanına bırakıp yatağa çıktı ve Tu Yan’a arkadan sarılarak çenesini Tu Yan’ın omzuna dayadı, “Tu Bao, sarhoşum, başım ağrıyor.”

Tu Yan homurdandı ve onu görmezden geldi.

“Ne kalpsiz bir Tavşan.”

Tu Yan televizyon ekranına bakarken birden Gu Chenbai’ye “Bu filmdeki en sevdiğin sahne hangisi?” diye sordu.

“İçinde bulunduğun her sahneyi seviyorum.”

“Ama o zamanlar oyunculuğum iyi değildi.”

“Deneyimsiz olsan bile çok etkileyicisin.”

Tu Yan, onun saçmalıklarına inanmadı, “Demek öyle, yani sadece yüzümden hoşlanıyorsun.”

“Yüzüne bakmadım desem yalan olur, ama seni daha yakından tanıdıktan sonra anladım ki karakterinin, oyunculuk ciddiyetinin, prensiplerinin, hatta birazcık da mizacının yanında sadece güzelliğinden bahsetmek yetersiz kalır.”

Karakteri mi… Gu Chenbai dışında kim onun karakterini övebilir ki?

Gu Chenbai, Tu Yan’ın yüzünü okşadı ve öpmek için öne eğildi. Tu Yan, Gu Chenbai’nin altında hiçbir direniş göstermeden yattı.

Öpücüğün sonunda Gu Chenbai, Tu Yan’a sarıldı ve sakince, “Tu Bao, çok fazla yük taşımana ve benim için üzülmene gerek yok. Evlilik konusunda yanlış yapan bendim. O zamanlar bu kadar bencil olmasaydım ve ailemin saçma kararını durdursaydım garip bir evlilik yapıp işini bırakmak zorunda kalmazdın.”

Tu Yan içinden güldü; asıl bencil olanın kendisi olduğunu düşünüyordu.

Gu Chenbai yorganı çekti ve Tu Yan’ın üzerini örttü, “Tabii ki tüm hayatımı seninle geçirmek isterdim ama şu anda en çok istediğim şey bu değil. En çok umduğum şey, son altı ay boyunca yaptığım her şeyden memnun olman.”

Tu Yan istemsizce yorganın köşesini kavramak istedi ama eli Gu Chenbai tarafından tutulduğu için sadece Gu Chenbai’nin parmağını tutabildi.

“En çok umduğum şey biri tarafından bu kadar sevildikten sonra yeniden aşka inanman, yaşama hevesini toplayabilmen ve bin mil uzakta bile olsa başkalarını reddetmeden en büyük mutluluğu tatman.”

Tu Yan önündeki gümüşi beyaz duvar kağıdına bakarken çok uzun bir süre boyunca tek kelime etmedi.

Gözlerini bile sadece ağrımaya başladıktan sonra kırptı.

Birkaç dakika sonra arkasını döndü, yüzünü Gu Chenbai’nin omzuna gömerek beline sarıldı ve boğuk bir sesle, “Sanırım kızgınlık dönemim geldi.” dedi.

Gu Chenbai, Tu Yan’ın kızgınlık dönemini Tu Yan’ın kendisinden daha net hatırlıyordu.

Anlaşılan küçük tavşan sevgisini ifade etmekte pek iyi değildi. Gu Chenbai gülümseyerek “Ah, sütlü bir koku almama şaşmamalı,” dedi ve onu ifşa etmedi.

Gömleğinin düğmelerini açtıktan sonra Tu Yan’ı yatağa bastırdı. Tu Yan şaşkınlıkla Gu Chenbai’ye baktı, sonra aniden vücudunun yarısını kaldırıp Gu Chenbai’nin dudaklarını öptü.

Gu Chenbai bir anlık şaşkınlığın ardından öpücüğü derinleştirdi.

Gu Chenbai’nin dudakları Tu Yan için yabancı değildi ve vücudu dürüsttü.

Fakat bu evliliğin bitmesine sadece üç gün kalmıştı, üç günde ne yapılabilirdi ki? Sadece zamanın geçmesini izleyebilirlerdi. Gu Chenbai’nin de birkaç pişmanlığı vardı, ilişkilerinin daha belirsiz olduğu aşamada çok fazla zaman harcadığı için pişmandı. Ayrıca yeterli güce sahip olmadığından, yeterince sevgi vermediğinden ve boşanma belgelerini aldıkları an Tu Yan’ın ortadan kaybolacağından korkuyordu.

Uzandı ve Tu Yan’ı kendine çekti. Tu Yan’ın kıyafetlerini her zamanki gibi dikkatle çıkarmak yerine doğrudan işe koyuldu.

……

Tu Yan gözlerinde yaşlarla kaçmak isteyerek süründü. Gu Chenbai onu durdurmadı ama “Tu Bao, bacağım ağrıyor.” dedi.

Tu Yan anında durdu ve sanki bir hata yapmış gibi olduğu yerde dondu. Gu Chenbai eğilip onu öpene kadar yanlış bir şey yapmış gibi hissetti. Yine onun canını acıtmıştı. Tu Yan yüzünü kolunun kıvrımına gömdü ve gizlice gözyaşlarını sildi.

Gu Chenbai bazen duyguları tarafından kontrol edilir ve Tu Yan’a karşı gönül yarası hissetmeyi unuturdu.

Tu Yan ise Gu Chenbai’nin acısına alışmıştı, bu yüzden birazcık bile incinmiş hissetmiyordu.

Özellikle bu gün.

Gu Chenbai, Tu Yan’a sarılırken elindeki evlilik yüzüğünü gördü ve kalbinde bir sıcaklık hissi uyandı. Alfanın sahiplenmesi ve fethetme içgüdüleri tüm düşüncelerini bir anda işgal etti. Tu Yan’ın ensesine yönelerek Tu Yan daha hıçkıramadan şeftali yaprağı gibi görünen yumuşak bezi ısırdı.

Tu Yan bu hareketle donakaldı ama ilk tepkisi direnmek değildi.

Gu Chenbai’nin dişleri sadece bezine dokunmuştu. Bu belirgin dokunuş Tu Yan’a tamamen işaretlenmenin kaçınılmaz olduğunu hissettirdi. Reddetmesi gerektiğini düşünse bile tek kelime edemedi.

“Gu Chenbai…”

Tam bir işaretin bölgesel niteliği ve sahiplenici önemi, modern insanlar tarafından çok fazla küçümsense de, türü ne olursa olsun alfa ve omegaların keskin dişleri bezi deldiği an iki kişinin de kalbini titretecekti. Bilinç aracılığıyla bir tür aidiyet ve bağlılığı temsil ediyordu, hiç kimse böyle cezbedici bir şeye karşı koyamazdı.

Zaman durmuş gibiydi. Tu Yan’ın görüşü yavaş yavaş karardı, her şeyi gözlerinin önünde bir sis tabakası varmış gibi görüyordu. Yalnızca Gu Chenbai’nin ağır nefeslerini canlı bir şekilde duyabiliyor ve bastırılmış duygularını hissedebiliyordu.

“Tu Bao, bazen gerçekten biraz bencil olmak istiyorum.”

Gu Chenbai doğruldu ve Tu Yan’ın arkasından kalktı. Yatağın ucunda otururken çaresizce kendi kendine güldü.

Tu Yan başta tepki veremedi.

İşaretlemedi.

Sözleşmede Tu Yan’a tam bir işaret veremeyeceği yazıyordu, bu nedenle yapmamış olmalıydı.

Tu Yan’ın havada asılı duran kalbi beklenmedik bir şekilde düşüp tamamen yerle bir oldu. Başını çevirdiğinde Gu Chenbai’nin yatağın ucunda sırtı ona dönük olarak daha önce hiç görmediği bir yenilgi ifadesiyle oturduğunu gördü. Öğlen güneşi omuzlarına yansıyordu ve biraz yalnız görünüyordu.

Boşanmalarından birkaç gece sonra rüyasında bu sahneyi gördü ve uyandığında gözlerinin kenarında yaşlar birikmişti.

Etiketler: novel oku Limited Possession [Novel] 21. Bölüm, novel Limited Possession [Novel] 21. Bölüm, online Limited Possession [Novel] 21. Bölüm oku, Limited Possession [Novel] 21. Bölüm bölüm, Limited Possession [Novel] 21. Bölüm yüksek kalite, Limited Possession [Novel] 21. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X