Koyu Switch Mode

Limited Possession [Novel] 18. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Evi satın alan kişi Tu Yan’ın menajeriydi. Mobilyalıydı ve sadece bir bavul getirilerek yaşanabilirdi. Tu Yan ona yalnızca yerin ve oda tipinin gereksinimlerini söylemişti. Menajer ne tarz istediğini sordu ve Tu Yan bıkkın bir şekilde fark etmez dedi.

Zaten orada sadece birkaç gün yaşayacaktı ve normal günlerde çekime gittiğinde geri dönmeyecekti, ne kadar iyi dekore edilmiş olursa olsun işe yaramazdı.

Aidiyet duygusu bir yana, Tu Yan’ın “ev” kelimesi hakkında hiçbir fikri yoktu.

Bu nedenle menajeri ona zorlukla “oldukça uygun bir daire var ama dekor biraz eski moda” dediğinde, Tu Yan hiç düşünmeden elini sallayıp sorun etmediğini, eşyaya ve yeniden dekore etmeye gerek olmadığını söyledi, sonra parayı transfer etti. Oturma odasının tepesindeki avize de bu şekilde kaldı. Modeli eski olmasına rağmen ışıldaması göze çarpıyordu. Tu Yan yatak odasından oturma odasına her geçtiğinde gözlerini kısmak zorunda kalırdı.

Kapıyı açtı, dışarı çıktı ve Gu Chenbai’nin kanepenin yanında pijamalarını iliklediğini gördü. Parlak ışık, yan profilini çok güzel gösteriyordu. Saçları tamamen kuru değildi ve birkaç tutam alnının önüne düşerek sessiz mizacına biraz asilik duygusu eklemişti. Bu, Tu Yan’a Gu Chenbai’nin on dört yaşında basketbol oynarken çekilmiş fotoğrafını hatırlattı.

Sersemlemiş olan Tu Yan, Gu Chenbai’ye doğru yürüdü.

Gu Chenbai sesi duyunca başını çevirdi. Tu Yan’ın kıyafetini gördüğünde bir an afalladı ama kısa süre sonra sakinliğini geri kazandı. Son düğmeyi ilikledi, Tu Yan’a “Sorun ne?” diye sorarken dudaklarının köşeleri kıvrıldı.

Tu Yan konuşmadı. Elini uzattı ve kolyeyi boynundan çıkarıp Gu Chenbai’ye verdi.

Gu Chenbai’nin yüzündeki ifade biraz değişti. Kolyeyi almadı.

Tu Yan ince zincirin kancasına bastırdı ve alyansı çıkardı. Ardından Gu Chenbai’nin elini tutup alyansını avucuna koydu. Yüzüğün tarzı çok basitti ama iki yanında çok küçük oyuklar vardı. Dikkatli bakınca bunların iki tavşan kulağı olduğu görülüyordu. Tu Yan’ın baş harfleri de yüzüğün içine kazınmıştı.

“Bu yüzüğü ne zaman yaptın?” Tu Yan sordu.

Gu Chenbai, “Düğünden iki gün önce.” diye yanıtladı.

“Kelimeler yamuk yumuk, ne kadar demode,” dedi Tu Yan, “Kendin oydun, değil mi?”

Gu Chenbai elindeki yüzüğe baktı ve kıkırdadı, “Evet, sana orijinal bir hediye vermek istedim, bu yüzden önce yüzüğü nasıl cilalayacağımı öğrendim. Ama düğün tarihi çok yakındı ve bundan daha iyisini yapamazdım.”

“Bunu oyarken ne düşünüyordun?”

Gu Chenbai, Tu Yan’a baktı, gözlerindeki anlam belirsizdi, “Gerçekten beğenmeyebileceğini düşündüm.”

Tu Yan battaniyeyi kaldırdı ve Gu Chenbai’nin yanına oturdu, “Bunu beğenmedim değil.”

Tekrar sordu, “Başka ne düşünüyordun?”

Benimle evleneceksin. Bu bir rüya gibi, gerçek değil.

“Maalesef hayallerini bozdum. Seni hayal kırıklığına uğrattım, değil mi? Filmlerin hepsi sahte, ben senin düşündüğün Tu Yan değilim.”

Gu Chenbai gülümsedi, başını salladı ve “Hayır” dedi.

Tu Yan arkasına yaslandığında Gu Chenbai bir yastık alıp belinin arkasına koydu. Tu Yan, Gu Chenbai’yi sessizce izlerken ona yaslandı. Gu Chenbai’nin görüş alanı, Tu Yan’ın kabarık yakasına, neredeyse pijamaları kadar beyaz olan narin tenine ve kıvrılan kumaş yüzünden yarısı açıkta kalan beline düştü.

Ardından Tu Yan doğrudan “Xiao Chu kim?” diye sordu.

Gu Chenbai dürüstçe konuştu, “O kişiyi gerçekten hatırlamıyorum.”

“O hâlde, Bayan Ruan kim? Neden ona yemek ısmarlamak istiyorsun?”

Gu Chenbai kaşını kaldırdı, “Bayan Ruan?”

Tu Yan kendine güveniyordu ve gizlice dinlemesinin haklı olduğunu düşünüyordu. Çenesini kaldırarak Gu Chenbai’ye baktı ve cevap vermesi için ısrarla bekledi.

“Onunla çocukluktan beri arkadaşız, birlikte büyüdük. Bir beta. Önceden ikimizinde ailesi sık sık mezun olduktan sonra evlenmemiz gerektiği konusunda şakalar yapardı.”

Tu Yan ağzını açamadan bir gözyaşı ‘pit-pat’ diye aşağı yuvarlandı ve hiç ses çıkarmadan pazen kumaş kolunun üzerine düştü. Gözlerini ovuyormuş gibi yaparak gizlice sildi, “Öyleyse neden evlenmediniz?” diye sordu.

Gu Chenbai cevap vermedi, “Öyleyse sen ve Qi He neden birlikte değilsiniz?” diye sordu.

Tu Yan için kelimeler kayboldu.

Söylemek istedi: Çünkü ondan hoşlanmıyorum.

Ama Gu Chenbai’nin daha fazla soru soracağından korktuğu için ağzını kapattı.

Gu Chenbai yüzüğü çay masasına koyup gülümsedi, “Tu Bao, hadi şöyle yapalım; bir şey söylemezsen sorularına cevap vermeyeceğim.”

Tu Yan, Gu Chenbai’ye kızarmış gözlerle baktı ve uzun bir süre sonra dişlerinin arasından “Onu sevmiyorum,” cümlesini zar zor çıkarttı.

“Ben de Bayan Ruan’ı sevmiyorum.” Gu Chenbai, kelime kelime söylerken Tu Yan’a baktı, sonra gözlerinin kenarındaki yaşları silmesine yardım etmek için elini uzattı.

“O zaman neden ona yemek ısmarlamak istiyorsun?”

“Neden kıskanıyorsun?” Gu Chenbai, sanki Tu Yan’ı ağzını açmaya ikna etmeye karar vermiş gibi cevap olarak soru sordu.

Ancak bu, Tu Yan’ın yıllar boyunca etrafına ördüğü kısıtlı alanının kırılmaz duvarıydı. Eğer bu duvar yıkılırsa Tu Yan halka sergilenmek için sokaklarda çırılçıplak soyulan bir insan olacaktı. Çıkışı olmayan dipsiz bir uçuruma düşmüştü.

Duygusal kontrolünü bir başkasının ellerine bırakamazdı.

“Gu Chenbai! Evimi terk et. Burası benim evim, bana bakmana ihtiyacım yok, o yüzden git.” Tu Yan aniden kanepeden kalktı. Boş kolye zincirini Gu Chenbai’nin eline tutuşturdu ve emrettiği gibi kapıyı işaret etti.

Gu Chenbai sanki hiç şaşırmamış gibi Tu Yan’a derinden baktı. Gu Chaocheng’in getirdiği poşetten bir takım temiz giysi çıkardı, acele etmeden pijamalarının düğmelerini açtı ve kıyafetlerini değiştirmeye başladı. Tu Yan kıyafetinin kol kenarlarını sıkıca kavradı, ısırdığı dudaklarından kan kokusu yayılıyordu.

Gu Chenbai’ye söylemek istediği çok şey vardı, ama her zaman batırmıştı. Duygularını hiçbir zaman kontrol edemiyordu. Açıkça Gu Chenbai’ye onu sevip sevmediğini sormak istiyordu ama kelimeler dudaklarına ulaşır ulaşmaz bir bıçağa dönüşüyordu.

Aslında Gu Chenbai’den daha fazla acı çekiyordu.

Gu Chenbai kıyafetlerini değiştirdi, bastonunu tuttu ve ayağa kalktı, ardından Tu Yan’ın yanından geçip kapıya yöneldi.

Gu Chenbai’nin attığı her adım Tu Yan’a işkence ediyordu.

Kapı tokmağını çevirme sesi Tu Yan’ı çökerten ve bardağı taşıran son damla oldu. Gu Chenbai’ye yetişti, elini itti, önüne geçti ve Gu Chenbai’nin dışarı çıkmasını önlemek için vücudunu kapı kolunu bloke etmek için kullandı. “Bir isteğim daha var,” derken ağlıyordu.

“Söyle.”

“Ona dokun, olur mu?” Tu Yan hıçkırıklarla boğularak karnını işaret etti ve “Ona dokun… o kadar küçük ki sorunsuz büyüyüp büyüyemeyeceğinden emin değilim… Hâlâ çok küçük olmasına rağmen ona dokunursan hissedebilir. Sadece bir kez, sadece bir kez lütfen, yoksa gelecekte bir şans olmayacak.”

Tu Yan başı eğik ağlıyordu. Gu Chenbai’nin gözlerindeki yaşları görmedi.

Gu Chenbai, Tu Yan’ın pijamasının eteğini bulmak için uzandı ve Tu Yan’ın düz karnını okşadı; içinde biraz hayat vardı.

Bu onun küçük tavşanıydı.

Tu Yan titriyordu, gözyaşları tüm yüzünü kaplamıştı. Ama yine de Gu Chenbai tarafından hor görülmekten korkuyordu, bu yüzden yüzünü pijama kollarıyla silmeye devam etti. Gu Chenbai kolunu indirdi ve ona sıkıca sarılıp çaresizce “Küçük aptal,” dedi.

Tu Yan bir saniyeliğine sustu, ardından hızla Gu Chenbai’ye sarıldı. Yüzünü Gu Chenbai’nin boynuna gömdü, ara sıra hıçkırarak “Sen- artık gitmiyor musun?” diye sordu.

Bu sefer Gu Chenbai cevap olarak bir soru sormadı, “Gitmiyorum. Gitmeyi hiç düşünmedim. Eğer beni durdurmasaydın, bir bahane bulur ve kalmak için kalın bir deriye bürünürdüm.”

Tu Yan gözyaşlarından buğulanan gözlerle bir cevap umarak ona baktı.

“Seni seviyorum, başından sonuna kadar hiç değişmedi.”

“İlk başta seni her şeyi açıkça söylemen için teşvik etmek istedim ama ağladığını görünce kalbim paramparça oldu.”

“Bebek benim, biliyorum. Kızgınlığım sırasında olduğunu da biliyorum, bütün öğleden sonra yalan söyledim.”

“Beni sevdiğini söylemen için seni zorlamaya çalışmıyorum, sadece neden söylemeye cesaret edemediğini söylemeni istiyorum. Umarım çocukluğunda yaşadığın şeyleri, mutsuzlukları, aklında ağırlık yapan söyleyemediğin dertleri ve endişeleri bana anlatabilirsin.”

“Benimleyken her zaman yüzde yüzlük oldun, ortaya çıktığın günden beri tanrı tarafından belirlenmiş sabit bir değerin vardı.”

“Bence kendini kaybettiğinde bile çok hoşsun.”

“Tabii boşanmamız sırasında birazcık hoş değildin. O kadar sinirliydim ki seni geri alıp küçük karanlık bir odaya kapatmak istedim ama ikinci gün tek başına geri gelmeni beklemiyordum, hatta bana yardım bile——”

Tu Yan, Gu Chenbai’nin ağzını kapattı ve söylemesine izin vermedi.

Gu Chenbai kasten daha çok söylemek istedi. Tu Yan’ın serçe parmağını ısırdı ve kulağına eğildi, “Yaptıklarını hatırlıyorum ve söylediklerini de hatırlıyorum. ‘Koca, yanılmışım’ dedin.

“Ben–” Tu Yan inkar etmek üzereydi ama Gu Chenbai’nin bakışları altında sustu.

“Tu Bao.” Gu Chenbai, önceki derin sevgiyle hitap şekline geri döndü ve ona nazikçe seslenirken Tu Yan’ın dudaklarını öptü.

Tu Yan burnunu çekerek belli belirsiz, “Bana bir daha tam adımla seslenme iznin yok,” dedi.

“Tamam.” Gu Chenbai daha sonra birkaç kez tekrarladı, “Tu Bao, seni seviyorum.”

Tu Yan, Gu Chenbai’ye baktı ve aniden, “Sektöre ilk girdiğimde bir yapımcı beni cinsel olarak taciz etmeye çalıştı. Beni sarhoş etti, uyuşturucu almaya zorladı ve bir filmde oynamam karşılığında onunla yatağa girmemi söyledi. Ona cevap vermedim ve kafasını başucu lambasıyla ezdim, sonra da dövdüm. Ondan sonra yarım yıl uzaklaştırıldım ve bu süre boyunca bütün ekiplerde arka planda çalıştım.”

Kalp ağrısı hisseden Gu Chenbai elini ovuşturdu.

Tu Yan, sözlerinin ana noktasını sessizce ifade ederken başını eğdi, “Sevmediğim biriyle yatağa girmem.”

Gu Chenbai yaklaştı ve Tu Yan’a bir sır veriyormuş gibi alay etti, “Tu Bao söyleyeceklerini çarpıtamazsın, gerçekten aptal olduğum için ne demek istediğini anlayamıyorum.”

“Anladın.” Tu Yan mırıldandı.

Gu Chenbai’nin dudaklarında bir gülümseme vardı, Tu Yan’ın bacakları yumuşayana ve Gu Chenbai’ye tamamen yapışana kadar dudaklarını öptü.

“Hadi yatalım ve bana söylemek istediğini yavaşça söyle, tamam mı?”

Tu Yan yine tepki vermedi, sadece Gu Chenbai tarafından kafası karışmış bir şekilde odaya sürüklendiğinde aniden kendine geldi.

“Bütün öğleden sonra boyunca oyunculuk mu yapıyordun?”

Gu Chenbai gülmeden edemedi, “Az önce ne dediğimi duymadın mı?”

Tu Yan utanmıştı, öfkeyle Gu Chenbai’nin yakasını kavradı. Nefret dolu sözlerin yarısını bile söyleyemeden Gu Chenbai ensesini tuttu ve onu öptü.

Etiketler: novel oku Limited Possession [Novel] 18. Bölüm, novel Limited Possession [Novel] 18. Bölüm, online Limited Possession [Novel] 18. Bölüm oku, Limited Possession [Novel] 18. Bölüm bölüm, Limited Possession [Novel] 18. Bölüm yüksek kalite, Limited Possession [Novel] 18. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X