Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 13. Bölüm

Çevirmen: Ashily
***13. Kısım***
“Son zamanlarda garip davranıyorsun.”
Okuldan sonra Ashley ve buz hokeyi takımı, kız arkadaşlarıyla Green Bell’de toplanmıştılar.
Ariel, bir canavardan farkı olmayan erkek arkadaşı antrenmanını bitirdikten sonra büyük bir iştahla yemek yerken, konuyu açarak aklındakileri dile getirdi. Ashley, kız arkadaşının kaşlarını çatarak söylediği şey karşısında şaşırmış bir şekilde ona baktı.
“Garip mi davranıyorum?”
“Evet.”
Yanlarındaki diğer çocuklar da onlara ilgiyle baktı. Ariel konuşmaya devam etti.
“Tuhaf bir ezikle takılıyorsun, daha önce o tür çocuklara bakmazdın bile.”
“Kimle?”
İzleyen çocuklardan biri, kaşlarını çatan Ashley’e “Koi’den bahsediyor.” dedi.
Ancak o zaman Ashley Ahh, dedi ve anlamış gibi başını salladı. Ariel kollarını göğsünün altında kavuşturdu ve dudaklarını büzdü.
“Onları umursamazdın, birdenbire sana ne oldu? Herhangi bir zayıflığını falan mı buldu?”
“Benim mi?”
Ashley yüksek sesle güldü. Birlikte oturdukları buz hokeyi takımının diğer oyuncuları da kahkahalara boğuldu. Ariel’in yanakları kızardı ama sanki hiçbir şey olmamış gibi devam etti.
“Yani, lafın gelişi öyle söyledim.”
“Evet, biz de merak ediyoruz.”
Orada bulunanlardan biri olan Bill konuştu.
“Onu her öğle yemeğinde kolluyorsun. Bunu neden yapıyorsun? Bir zayıflığı bulunmuş gibi değilsin.”
Bill son sözlerini kasıtlı olarak ekledi ve Ariel’e gülümsedi. Ariel kaşlarını çatarken hamburgerini büyük bir lokmada yutan Ashley ağzını açtı.
“Bir şey yok. Sadece, onun için üzülüyorum.”
Ariel şaşkınlıkla sordu. “Üzülüyor musun?”
Sonra Ashley yerine başka biri başını salladı. “Görünüşe göre kötü çocuklar tarafından epey zorbalığa uğramış.”
Bunun üzerine içlerinden biri daha söze katıldı. “Doğru, onu ilk gördüğümde dövülüyordu, değil mi?”
“Dövülmüyordu. Dövülmek üzereydi.”
“Her neyse aynı şey.”
“Farklı. Tamamen farklı şey.” Bir süre sohbeti kendi haline bırakan Ashley ağzını açtı. “Her neyse, bu yüzden ona iyi davranın. O zavallı bir çocuk.”
Hepsi birbirine bakıp onaylar şekilde başını salladı.
“Sadece selam vermemiz gerekiyor, değil mi?”
Bill’in söylediği sözler üzerine, ağzı patatesle dolu olan Ashley başını onaylayarak salladı. O zamana kadar memnuniyetsiz bir suratla oturan Ariel tekrar konuştu.
“Böyle bir çocukla takılma. Çünkü daha az mesafeli görünüyorsun.” Kolasını ağzına götürerek cilveli bir tavırla ekledi. “Biz onun gibi çocuklardan farklıyız.”
Ashley kolasındaki buza dalgın dalgın baktı ve ağzını açtı. “Farklı tabii.”
Kendi kendine ‘Çünkü kolasına buz koymayan tek kişi o.’ diye düşünürken gülümsedi ve ardından düşünmeyi bıraktı.
“Ah, bir düşününce, o bizimle aynı sınıftaydı.” Bill şimdi hatırlamış gibi konuştuğunda, diğer çocuk başını salladı. “Benim de onunla birkaç dersim var. Ash’le olan dersleri hemen hemen aynı, değil mi? Sanırım tüm AP derslerini birlikte alıyorlar.”
Kısa bir ıslık çalan çocuğa kız arkadaşı gülümseyerek şöyle dedi. “Yapacak bir işin yoksa ders çalışmalısın. Hiç arkadaşı yok, değil mi?”
“Böyle bir ezikle kim takılır?” Ariel onu tersleyerek cevap verdiğinde herkes güldü. Ashley de gülümsedi ve kalbinin bir köşesindeki suçluluk hissinin farkında değilmiş gibi davrandı.
‘Neden şimdi onun gülen yüzünü hatırlıyorum?’
Bardağının içindeki buzu bilerek ağzına atıp ses çıkararak çiğnedi ve kısa süre sonra kafasını boşaltıp diğerleriyle sohbet etmeye devam etti.
*
*
“Merhaba Koi.”
“Merhaba Bill.”
Dolabın önünde karşılaştığı buz hokeyi takımının as oyuncularından biri el sallayınca Koi de selamına sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi ve dolabına yöneldi.
O günden sonra Ashley ile takılan çocuklar sık sık Koi’ye selam verdiler. Bu sadece basit bir selamlamaydı ama Koi için çok büyük bir değişiklikti. Şimdiye kadar okuldaki hiç kimse onu önce selamlamamıştı, bu yüzden tek bir selamlamanın ne kadar yürek burkan bir neşe verdiğini kendisinden başka kimse bilmiyordu.
Tek değişiklik bu değildi. Çocukların Koi’ye karşı tutumu da değişmişti. Sanki orada yokmuş gibi davranmaları, perde arkasında konuşulan şeyler ortadan kayboldu ve selamlaşmaya, hatta bir adım daha ileri gidip ufak sohbetler etmeye başladılar.
Aynı derse girdiği bir sınıf arkadaşı ilk kez önceki gün izlediği bir televizyon programından rastgele bahsettiğinde Koi az kalsın şaşkınlıktan bayılacaktı. Sonrasında Koi programla ilgili doğru düzgün cevap veremeyince kısa süre sonra oradan ayrıldı ama bu onun için büyük bir gelişmeydi. O gün Koi, tüm gününü sınıf arkadaşlarının söylediği programları cep telefonunda arayarak, içeriklerini kontrol ederek ve YouTube’da yayınlanan görüntüleri izleyerek geçirdi.
En güzel yanı da, Nelson çetesinin zorbalığının ortadan kalkmış olmasıydı. Alay edilmeden, dövülmeden ve korkmadan bir gün geçirmek ne kadar huzur ve neşe vericiydi. Koi ilk defa hayattan zevk alıyor ve son derece tatmin olduğunu hissediyordu. Bunların hepsi Ashley Miller sayesinde olmuştu.
‘Böyle bir insan nasıl var olabilir?’ Koi kalbinin yeniden attığını hissediyordu. Kendi kendine ‘Yakışıklı, iyi bir vücudu var, uzun boylu, sporda iyi, zeki ve iyi bir kişiliği var! Dünyada bu kadar mükemmel olan başka biri daha var mı?’ diye düşündü.
Ashley Miller diye bir din olsaydı Koi onun ilk inananı olurdu. Ashley onun için bu kadar büyüktü. Ashley için çok büyük bir şey olmamış olabilirdi ama Koi’nin çaresizlikten başka bir şey olmayan hayatını böylesine mutlu ve tatmin edici bir hayata çevirmişti. Ashley’e hayatının geri kalanında ne kadar minnettar olsa azdı. ‘Bir gün ona yardım etmem gerekirse, elimden gelen her şeyi yaparım’ Koi kendi kendine düşündü. ‘Ancak Ashley Miller’ın asla Conor Niles’a ihtiyacı olmaz.’
Böylece zaman geçti, okul bitti ve tatile girdiler.
***
♪♪♪♬♬♩♪…
Ashley sabahın erken saatlerinde telefonunun sesiyle uyandı.
“Ahh…” Uykulu bir halde sızlandı, yüzünü yastığa gömdü, kollarını uzatıp telefonunu bulmak için yanındaki sehpayı yoklarken telefonu çalmaya devam etti.
– Ash?
Ashley, telefonu açar açmaz gelen tiz sese kısaca cevap verdi.
“…Al?” Uykulu sesle konuşunca, Ariel diğer taraftan cevap verdi.
– Ash, ne yapıyorsun? Hala uyuyor musun?
“…Saat kaç?”
Ash hâlâ kapalı olan göz kapaklarını aralayıp cep telefonunun saatine baktığında neredeyse küfür edecekti.
“Pekala ne oldu?”
Ariel, sert ses üzerine duraksadı.
– Bugün seninle bulaşamayacağım. Babam birlikte akşam yemeği yemek istiyor.
Kaşlarını çatan Ashley kısa sürede ne olduğunu anladı.
“…4 Temmuz.”
——————————————————
ÇN: 4 Temmuz, ABD Bağımsızlık günü.
——————————————————
Ariel iç çekişi andıran bir mırıltıyla konuşmaya devam etti.
– Özür dilerim, anne baban gelmeyecek mi?
Ashley’nin ailesinin Doğu Yakası’nda olduğunu ve burada yalnız yaşadığını herkes biliyordu. Ashley duygusuzca cevap verdi.
“Sorun değil, Bağımsızlık Günü’nde aileler bir arada olmalıdır. Tamam.”
– Peki, seni sonra arayacağım, Ash.
Ariel, telefonun diğer ucundan öpücük gönderdikten sonra telefonu kapattı. Ashley bir süre kapanan telefona bakıp yatağın üzerine fırlattı ve iç çekerek döndü.
“Evet, tatillerini ailenle geçirmelisin.”
Söylediklerini tekrarlayarak sustu. Etraftaki sessizliğin sonu yoktu.
*
*
Koi uzaktan gelen sesleri duyabileceğini sandı ama sadece büyük bir uğultu duyuldu ve havai fişekler atılmaya başladı. Kasanın içinde duran Koi istemsizce dışarıya baktı. Cam kapının ötesindeki gökyüzünde, yalnızca sönen alevlerin izleri zar zor görülebiliyordu.
‘Eğlenceli görünüyor.’ Koi dalgınlıkla düşündü. Bağımsızlık Günü yılın en büyük bayramlarından biridir ve nereye giderseniz gidin kalabalıktır. Restoranlar özellikle pahalıdır ve aileler birlikte vakit geçirmek için onlara bu paraları öderler.
Ama bugünün onun için hiçbir anlamı yoktu. Özellikle ailesiyle vakit geçirmeyeli uzun zaman olmuştu. ‘Böyle bir günde çalışmayı tercih ederim.’ Kendini toparladı ve başını çevirdi. Şimdi önemli olan tek şey gelecek ayki üniversiteye giriş sınavıydı. ‘Hazırlıklar bitti. Geriye kalan tek şey notlar.’
Bir gün önce çözemediği matematik problemine odaklandığı sırada aniden çalan zil Koi’yi kendine getirdi.
“Ah.”
Koi dükkânın kapısını açan beklenmedik kişiye şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırarak baktı. İçeri girmek isteyen kişi de kasada Koi’yi görünce duraksadı.
“Ash.”
**************************************
Vay canına dedim. Ariel egosundan ölüyor ne sinir bozucu bir tavır.
Yorum