Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 49. Bölüm
Çeviren: Ari
Shang Ming’in ayrılmasından iki gün sonra, Shang Jin’in özenle beslediği çilek sonunda tomurcuklanmaya başlamıştı.
O gün, Shang Jin gözlerini açtığında hava güneşliydi. Yataktan kalkıp diş macununu sıkarken pencere pervazına yürüdü. Tepedeki geniş yaprağı zahmetsizce hareket ettirdi ve gölgelerde gizlenmiş birkaç küçük çiçek tomurcuğunun başları dışarı çıktı. Shang Jin’in kalbini bir sevinç kaplamıştı. Diş fırçasını kenara koydu ve her yaprağın altına baktı. Ne yazık ki yalnızca birkaç çiçek tomurcuğu vardı.
Shang Jin hızla lavaboya yürüyüp dişlerini fırçalamayı çabucak bitirdi. Cep telefonunu aldı ve çilek fidesinin açtığı ilk tomurcukların fotoğrafını çekti.
“Ne yapıyorsun?” Ye Zhou bir anda arkasında belirdi. Çilek fidesinin yaprakları o kadar büyüktü ki, on santimetrelik saksıyı neredeyse tamamen kaplıyordu. “Bu iki günde bir şeyi unutmuş gibiydim. Kabını değiştirmek olmalı.”
“Fazladan bir kabım var. Masanın altına koydum ve içinde hâlâ toprak var.” Shang Jin çilek bitkisini naklettiği gün, Ye Zhou’nun çilek fidesini de değiştirmek istemişti ama Ye Zhou ona çileği verdiğinde bunun bir yarışma olduğunu söylemişti. Araya girmek iyi olmazdı. Fakat bir saksı alırken Ye Zhou için de bir tane daha almıştı. Ye Zhou’nun yük hissedeceğinden endişelenen Shang Jin, “Bir alana bir bedavaydı, onu boşa harcama.” dedi.
Ye Zhou kıkırdadı ve onu ifşa etmedi. “O zaman bu benim saksım.”
“Çileğim çiçek tomurcukları yetiştirdi.”
“Ne?” Ye Zhou pencere kenarında yarı çömeldi ve Shang Jin’in çilek fidesine baktı. Gerçekten de yaprakların altında birkaç küçük çiçek tomurcuğu vardı. Ye Zhou baktıktan sonra aceleyle kendi saksısını çevirdi ama dolgun yaprakların yanında çiçek tomurcuklarının büyüdüğüne dair herhangi bir işaret göremedi. Kendi kendine düşünmeye başladı. Gerçekten de çilek fidesine olan ilgisi çok düşüktü. Çilek fidesi güçlü bir şekilde büyümesine rağmen, sadece büyüyen yapraklar ne işe yarardı ki? Çilek yetiştiriyordu ama bir saksı bitkiye bile bakamıyordu. Çiçeklenmede bir adım daha yavaştı, bu yüzden sonuç olarak Shang Jin’in gerisinde kalmıştı. Çok dikkatsizdi. Oysaki yarışmayı o önermişti ve sonunda buna kalbini veren kişi Shang Jin olmuştu.
Ye Zhou bir aksilik yaşasa bile daha fazla oyalanmayacaktı. Shang Jin’in fazla saksısını çıkarıp yere bir gazete serdi ve çilek fidesini dikkatlice taşıdı. Solan yaprakları budadığında çilek fidesi artık çok daha temizdi.
Shang Jin zamanı hesaplamıştı. Çiçek açtıktan sonra meyve vermesi çabuk olacaktı.
Yurtta çilek yetiştiriyorlardı ve doğal olarak dördüncü katta çok az arı ve kelebek vardı. Meyveleri iyi yetiştirmeleri yapay tozlaşmaya bağlıydı. Shang Jin kitapta yapay bir tozlaşma yöntemi bulmuş ve yün fırçası almaya gitmişti. Yumuşak yün, bitkileri tozlaştırırken kırılgan çiçeklere zarar vermiyordu.
Zhou Wendao odaya uğradı ve Shang Jin’in bu çilek bitkisi için satın aldığı aletleri görünce afalladı. Ye Zhou’ya gizlice, “Shang Jin ona verdiğin hediye için yeterince ilgili. Bu alet yığınına harcadığı parayla kaç tane çilek alabileceğini bilmiyorum.”
Bu da dolaylı olarak karşı tarafın niyetini gösteriyordu. Ye Zhou memnun ve sevinçliydi, bu yüzden küçümseyerek söyledi, “Bir hediyeyle ilgili en önemli şeyin niyet olduğunu söylemiştim. Senin anladığın gibi nasıl olabilirdi ki?”
Shang Jin, arkasındaki tartışmayı bilmiyordu. Takvimi karıştırdı ve bir ay içinde çilek üretebileceğini tahmin etti.
Ve bir ay sonra… Test çözdükleri sırada, Ye Zhou’nun Shang Jin’in doğum gününü hatırlaması gibi Shang Jin de Ye Zhou’nun doğum gününü hatırladı. Kasıtlı olarak hatırlamamıştı; sadece bu sayı dizisi aklından geçtiğinde belli belirsiz bir izlenim bırakıyordu ve sonra özel bir anda, aniden aklına geldi.
Shang Jin planını iyi hazırlamıştı ancak plan değişikliklere ayak uyduramadı.
Mayıs ayının ortasında, Qin Fei’nin göbeği her an doğuma girebilecek kadar büyüktü.
Bu konu aslında Shang Jin ile pek ilgili değildi. Qin Fei’nin etrafta dolaşması elverişsiz olduğu anda aile sadece fazladan bir dadı talep etmekle kalmamış, aynı zamanda Qin Fei’nin annesi de Qin Fei’ye bakmak için gelmişti. Qin Fei’nin bir bebeği olsa bile, yine de her zamanki gibi yiyip içiyordi. En fazla doğumdan sonra yeni doğan bebeğe bakardı. Diğer şeyler için endişelenmesine hiç gerek yoktu.
Fakat şımarık davranan ama her zaman itaatkar olan Shang Youyou, nedeni bilinmez bir şekilde bir anda asileşti. Qin Fei kendine bile bakamayacak kadar meşguldü ve ayrıca bu Cumartesi kontroller için hastaneye gitmesi gerekiyordu. Shang Youyou’nun son zamanlardaki hırçınlığı yüzünden onu dadıya bırakmaya güvenmiyordu, bu yüzden kısa süre sonra Shang Jin’e, Shang Youyou’ya bakmak amacıyla geri dönmesi için yalvardı.
Yurdun geri kalanı sabahın erken saatlerinde hâlâ uykudayken Shang Jin gözlerini açtı ve yumuşak yataktan sessizce çıktı. Yıkandıktan sonra pencere pervazına yürüdü, zümrüt yeşili yaprakların altında beyaz bir renk belirmişti.
Yaprakları kenara itti, beyaz çiçek güneşin altında sessizce açmıştı.
O kadar uzun süre onunla ilgilenmişti ki… Bu çilek bitkisi için çok fazla enerji harcamıştı. Çiçeklenme anını görünce önceki sıkı çalışmanın buna değdiğini hissetti.
Ye Zhou’nun bahsettiği tatmin duygusu bu olabilir miydi…
“Çok erken kalkmışsın.” Ye Zhou’nun sesi yeni uyandığı için boğuktu. Gözlerini kıstı ve pencere pervazının önündeki Shang Jin’e baktı. Güneş, Shang Jin’in vücudunu yumuşak bir ışık tabakasıyla kaplıyordu, Shang Jin başını çevirip kıkırdadı ve “Çiçek açtı.” dedi.
O anda Ye Zhou’nun kalbi, çiçek açanın sadece Shang Jin’in çileği değil, havanın da çiçek açtığı hissiyle büyük bir güm güm sesiyle çarptı. Hafifçe öksürüp dengesiz kalp atışlarını yavaşlattı. Zorla rahatlamış gibi davrandı ve küçük beyaz çiçeğe bakmak için yataktan kalkıp Shang Jin’in yanına yürüdü. Doğrudan Shang Jin’in gözlerine bakmaya cesaret edemediğinden yapraklara dokunup iç çekti, “Gerçekten güzel görünüyor.”
Bu cümlenin çiçeği mi övdüğü yoksa kişiyi mi övdüğü bilinmiyordu.
Shang Jin eşyalarını toplayıp aceleyle eve gitti.
Qin Fei ve annesi girişte ayakkabılarını değiştiriyorlardı. Shang Youyou elinde yuvarlak bir oyuncakla kanepede oturuyordu, ruh hali pek iyi değildi.
Qin Fei zorla gülümsedi ve “Shang Jin, Youyou’yu sana emanet ediyorum.” dedi.
Shang Jin başını salladı ve “İyi bakacağım.” dedi.
Qin Fei gittikten sonra Shang Jin ayakkabılarını değiştirip Shang Youyou’nun yanına oturdu. Shang Youyou “Ge.” dedi ama yine de mutsuzdu. Geçmişte Shang Youyou ona sarılmak için acele ederdi. Bu sefer önce sarılan Shang Jin oldu ama konuyu nasıl başlatacağını bilmiyordu.
Ye Zhou şu an burada olsaydı iyi olurdu. Nazik bir gülümsemeyle şaka yapar, “Sevimli küçük prensesi mutsuz eden ne? Abine söyler misin?” derdi.
Ama o Ye Zhou değildi ve bu sözleri söyleyemedi.
“Youyou.”
Shang Youyou oyuncağın ağzını dürttü ve ciddiymiş gibi davranarak Shang Jin’i görmezden geldi.
Görünüşe göre mantıksız tüm bu olağandışılık sadece dikkat çekmek içindi.
Shang Jin her şeyi anladı. Bu açıkça ebeveynlerinin ihmaliydi. Aileye yeni bir üye eklemek isterlerken aslında Shang Youyou’yu zihinsel olarak hazırlamakta iyi bir iş çıkarmamışlardı. Bir önceki ay annesinin karnı hâlâ küçükken Shang Youyou bunu hissetmiyordu. Qin Fei’nin göbeği büyüdükçe Shang Youyou’ya olan ilgi giderek azaldı. Daha önce Qin Fei, Shang Youyou’ya evde sabırlı olması ve abisiyle uyumlu olması gerektiğini söylemişti. Şimdi ona küçük kardeşine karşı sabırlı ve hoşgörülü olmasını söylemiş olmaları çok olasıydı. Ne de olsa Shang Youyou üç yaşını biraz geçmiş küçük bir çocuktu. Kalbinde gömülü olan huzursuzluklar ve şikayetler, Qin Fei doğum yapmadan önce nihayet patlak vermişti.
Shang Youyou bir an titredi, Shang Jin’in sabırsız sesinin az önce onun için olduğunu düşündü ve gözleri yaşlarla doldu. Ağzını kapatıp hiç ses çıkarmadan vücudunu yavaşça Shang Jin’in kucağına oturttu.
Bu tepkiye baktığında, bu süre zarfında Qin Fei ve diğerlerinin Shang Youyou’yu çok azarlamış olmalarından korktu.
Shang Jin, Shang Youyou’ya kucağındayken sarıldı ve gözyaşlarının bileklerine damladığını hissetti. “Youyou, ağlama.”
Bu cümleden sonra Shang Youyou daha çok ağladı. Alçak sesle hıçkırıklarını bastırdı ve koluyla gözyaşlarını silmeye devam etti. Eğer bırakırsa Shang Jin’in de onu terk edeceği korkusuyla boş eliyle Shang Jin’in kıyafetlerini sıkıca kavramıştı.
Shang Jin, Shang Youyou’nun küçük kafasına dokundu ve yumuşak bir sesle, “Ağlama, Ge’n burada.” dedi.
Shang Youyou sonunda boynuna sarılmadan edemedi ve gözyaşlarına boğuldu, “Baba evde değil. Anne beni görmezden geliyor. Büyükanne bana abinin de burada olmadığını söyledi…” Küçük yaşı nedeniyle bazı şeyleri söyleyemedi ve sadece bu birkaç kelimeyi kurabildi.
Shang Youyou’nun istediği kadar ağlamasını bekleyen Shang Jin nazikçe sırtını sıvazladı ve “Ge burada.” dedi.
Shang Jin insanları rahatlatmakta kötüydü. Neyse ki Shang Youyou’nun fazla teselliye ihtiyacı yoktu. Ağladıktan hemen sonra uykuya dalmıştı. Shang Youyou’yu yukarı çıkardı ve küçük yatağının yanına oturup dizüstü bilgisayarına baktı.
Öğlen Shang Youyou uyanmıştı. Gözlerini açtığı anda yanında Shang Jin’i gördü ve parmağıyla Shang Jin’in elinin arkasını dürttü. Shang Jin elini tuttu ve salladı. Shang Youyou gözlerini bir gülümsemeyle kıstı.
Shang Jin iki gün evde kaldı ve Pazar gecesi okula döndü.
“Ailenin küçük prensesi iyi mi?” Ye Zhou, çoğunlukla Shang Jin’in aile durumunu anlamıştı. Böyle itaatkar bir çocuğun duygularını dışa vurması için, içten içe ne kadar acı çekmesi gerekiyordu? Bunu düşünmek bile yüreğini sızlattı.
Shang Jin basitçe, “Ağladı ama çabucak iyileşti.” dedi.
“Youyou bebeğime internetten saç bağlamanın bir yolunu öğrendiğimi ve bir dahaki sefere saçını çok güzel bağlayacağımı söyle.”
Shang Jin alay etti, “Videolara mı baktın? Nasıl antrenman yaptın peki?”
“Seni ilgilendirmez…” Aslında, geçenlerde okulun drama kulübünde oynamıştı ve modellik yapan bir kız öğrencinin parmaklarını esnek bir şekilde hareket ettirdiğini ve çabucak basit ve güzel bir saç modeli çıkardığını görmüştü. Bir numara öğrenmek için arsızca stilist kıza sorup drama kulübünün üyeleri üzerinde pratik yapmıştı. Bu nedenle drama kulübü üyeleri tarafından epeyce alay edilmişti.
Shang Jin, Shang Youyou ile iki gün geçirdikten sonra hiç sıkı çalışmamasına rağmen çok fazla enerji harcadığını hissediyordu. Yurda döner dönmez banyo yaptı ve uyumak için yatağına uzandı.
Ertesi sabah uyandığında aniden iki gündür çilek fidesini görmediğini ve diğer çiçeklerin açıp açmadığını bilmediğini hatırladı.
Shang Jin yataktan kalkıp pencere pervazına yürüdü. Beklenmedik olan, çiçeklerin ve yaprakların saksının içinde kırılıp düzensiz şekilde düşerek sefil bir görüntü oluşturmasıydı.
En üstteki yaprakta büyük bir eksiklik vardı ve kırılmış yaprak toprağa düşmüştü. Beyaz çiçek yapraktan ayrılmış, kırılan yaprakların yanında sessizce uzanıyordu. Ye Zhou’nun yanındaki çilek fidesi de bundan nasibini almıştı.
Shang Jin bilinçsizce yumruklarını sıktı. Başta bu çilek bitkisi çiçek açtığında zaten yeterince geç olmuştu ve üstüne yağmalanmıştı. Derin bir nefes aldı ve kendini sakinleştirmeye çalıştı.
Yorum