Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 32. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Konuşan ilk kişi Wen Renxu oldu. ‘Haha’ diye güldü ve “Çok acıktım, yemeğe gideceğim.” dedi.

“Seninle geleceğim!!” Liu Yutian hemen Wen Renxu’nun adımlarını takip etti.

Onlarla birlikte, diğer insanlar da olabildiğince sessiz bir şekilde yürüyerek dışarı çıkmak için birbirlerini itiştirdiler. Bir yandan da Ye Zhou’nun yanından geçerlerken göz ucuyla dikkatlice baktılar.

Ye Zhou derin bir nefes aldı ve arkaya kaçan Zhou Wendao’yu yakaladı. Gülümseyerek, “Nereye gidiyorsun? Sanki büyük bir belayla bulaşmış gibisin.”

Korkudan titreyen Zhou Wendao ona baktı. Ye Zhou’nun gülümsemesini sayısız kez görmüştü. Nasıl oluyor da bu sefer bu kadar korkunçtu?

“Ve siz çocuklar.” Ye Zhou, Shang Jin’i görmezden gelerek kapıdan çıktı ve kendini beğenmiş bir grup insan için şu sözleri söyledi: “Odamızı dağıttınız. Toplamayacak mısınız?”

Hepsinin içinde aniden büyük bir enerji vardı ve yerdeki kağıtlar kısa sürede temizlendi.

Ye Zhou sandalyeye oturup hiçbir şey olmamış gibi sordu, “Sabah kaçta geldiniz?”

Liu Yutian hızla Ye Zhou’nun yüzüne baktı ve ilk geldiğine kıyasla normal görünümünü geri kazanmış gibi göründüğünü fark etti. Cesaretini toplayıp, “Saat yediye doğru…” dedi.

“Öyleyse giderken neden sizi görmedim?”

Ye Zhou’nun sesi konuştukça daha normal hâle geliyordu. Wen Renxu ve Liu Yutian birbirlerine baktılar ve ilk gördükleri Ye Zhou’nun sahte olduğundan şüphelendiler. “Yemek yedik ve o saatte gitmiş olduğunu düşünerek geri döndük.”

Onlar sohbet ederken Shang Jin yüzünü yıkadı, bilgisayarın başına oturdu ve kulaklıklarını takmadan önce Lui Yutian’a “Dünkü elmaları masanın altına koymuştum.” dedi.

“Ohh, teşekkürler.” Liu Yutian, Shang Jin’i inceledi. Onun da her zamanki gibi olduğunu gördü -her döndüğünde yemek yiyip oyun oynardı- yani farklı bir şey yoktu.

Fazla düşündükleri için olabilir miydi?

405’in iki kafası karışık sakini bir süre onları gözlemlendiler. Ye Zhou’nun hâlâ onlarla şakalaşması, Shang Jin’in her zamanki gibi kendi kendine yemek yemesi ve oyun oynaması anormal bir şey olmadığı anlamına geliyordı. İkisi rahat bir nefes alarak sonunda kalplerindeki gergin ipleri bırakabildiler.

Liu Yutian yatmadan önce bir süre okulun BBS’inde gezindi. Sayfayı yenilediği anda en üstte yeni bir gönderi belirdi– “Shang Ye arızalı mı? Bugünkü sınav, kesinlikle üniversitede geçirdiğim uzun süre boyunca girdiğim en zor sınavdı!!”

Liu Yutian araştırmak için çabucak devreye girdi.

LZ: Shang Ye okulda popüler hâle geldiğinden beri birçok öğrenci birbiri ardına diz çöküp tapınmak için eğildi. Bu kullanıcı da bir istisna değil. Her sınavdan önce Shang Ye için dua etmeye giderim. Shang Ye’nin gerçekten etkili olduğunu söylemeliyim. Daha önce kafamı karıştıran ileri matematik cebir, geçen sefer sorunsuz ve sıkıntısız geçti. Ancak istatistik dersinde birinci olmayı beklerken çakılmayı düşünmemiştim. Açıkçası istatistik notlarını incelemesem bile yüksek bir puan alabilirdim. Bu sefer sadece dersten kalmadığım için dua edebiliyorum!!

1L: Son birkaç gündür sınavlara girmediğim için ibadete gitmedim ama birkaç gün önce dua etmiştim ve bir problem göremedim.

2L: Aynı hissediyorum, etkisi çok iyi. Kullanıcı, sınav tanrısına yanlış duruşta mı dua ettin?

3L: Noel arifesinden bir gün önce sınav tanrısına iki elma sunusunda bulundum. O gün sınav çok iyi geçti.

11L: Sonunda. Shang Ye’nin bir sınav tanrısı olduğunu kim söyledi? Bu sadece bir yas tanrısı! Önceleri Maoizme Giriş kitabı her zaman açık bir kitaptı. Dün geçerken Shang Ye’yi görmeye gittim ve iki kez dua etmek için kalabalıkla birlikte onu takip ettim. Sonuç olarak, Maoizm’den kaldım!!! Bütün mentalim çöktü!!!

13L: Benim de!! Maoizm kapalı bir kitaptı! Daha önce hep açık kitap olmadı mı?? Sınav kitapçığını aldığımda sadece öğretmene diz çökmek istedim!

16L: Kahretsin, bugün ibadet etmiştim. Şimdi gidip geri alabilir miyim? Yarın ki sınav benim zayıf noktam!

20L: Bugünkü sınav nasıl bu kadar kötüydü? Shang Ye lanetlendi mi?

25L: O sınav tanrısı. Kim lanetlemeye cüret edebilir??

37L: Bu kötü! Tam olarak neler oluyor?

Liu Yutian giderek daha fazla insanın Shang Ye’den şüphe duyduğunu gördü ve aniden zihninde ilahi bir ışık parladı!

Bu günlerde, yurt odasındaki atmosferin her zaman garip olduğunu düşünmüştü ama neden garip olduğunu anlayamamıştı. Sonunda anlıyordu!

Ye Zhou’nun tavrı onlar için tamamen normaldi.

Shang Jin’in tavrı da onlar için tamamen normaldi.

İkisi de çok iyilermiş gibi görünüyorlardı ama bu en büyük anormallikti!

Ye Zhou ve Shang Jin birlikte olduktan sonra ikisinin de olağandışı davranışlar sergilemesi gerekiyordu.

Örneğin Ye Zhou, Shang Jin’in masasını düzenlemesine yardım edecekti. Shang Jin artık yalnız takılmayacak, Ye Zhou ile birlikte okula ve yemek yemeye gidecekti.

Ve şimdi iki adam da eski hallerine geri dönmüştü. Sorun yaşamadıklarını söylemek hayaletleri kandırmaktı!

Sınav tanrısına tapınmanın faydasız olmasına şaşmamalıydı. İki sınav tanrısı bir anlaşmazlığa düşmüşlerken, insanların sınavlarını kutsayacak boş zamanı nerede bulacaklardı!

Liu Yutian şüpheci bir tavırla forum hesabına giriş yaptı ve bir metin gönderdi.

Tek Atışta Yükselen 365L: Güvende olmak için bugünlerde kimse Shang Ye’ye tapmamalı!!!

Bu kişinin sözleri hemen herkesin dikkatini çekti, Liu Yutian’ın sadece yazı tipini büyütmekle kalmayıp aynı zamanda kırmızı ile işaretlediğinden bahsetmeye gerek bile yoktu. Bu açıklama ortaya çıkar çıkmaz hemen bir kargaşaya neden oldu.

370L: Neler oluyor? Bu genç kahraman asıl hikayeyi biliyor mu?

375L: Sadece son bir dersim kaldı! Nasıl tam zamanında bozulabilir? Shang Ye ne zaman düzelecek?

382L: Acil, acil, acil! Ne zaman iyileşebilir! Ne şekilde?? Ne yapabilirim?

391L: Shang Ye arızalandı mı? Parasını ödeyeceğim, sadece sınavımdan önce düzeltin!

Liu Yutian doğrudan tarayıcıyı kapattı ve artık diğer insanların ne konuştuğunu umursamadı. Forumdaki öğrenciler endişeliydi ama kavgalı iki sınav tanrısıyla aynı çatı altında yaşamak daha da endişe vericiydi!

Derslerin bitmiş olması ve Ye Zhou’nun ayak yaralanmasının uzun zaman önce iyileşmiş olması kötüydü. Artık alaşmazlıklarını çözmek için bu iki insanı bir araya getirmenin hiçbir nedeni ve yolu yoktu.

Ye Zhou aniden eski sandalyesini kullanmaya geri dönmüştü. Artık alışkın olmadığı eski sandalyesinden kalktı ve boynunu kütletti.

Bu doğru, eski sandalye.

O gün, Noel’den sonra, Ye Zhou’nun Shang Jin’e karşı olan tavrı hiç de iyi değildi. Shang Jin ile ilgili her şey ruh halini mahvediyordu. Shang Jin tarafından alınan döner sandalye, bir yılan olarak lanetlendikten sonra öfkeyle odanın bir köşesine tekmelenmişti.

Ve Shang Jin bu hareketleri gördüğünde, kaşlarını bile kaldırmayıp onu tamamen görmezden gelmişti. Ye Zhou için bu ateşe benzin dökmekle aynı şeydi. Bu yüzden o da onu görmezden gelmeye karar verdi.

Alışkanlık korkunç bir şeydi. Ye Zhou alışkanlıklarından dolayı birkaç kez dağınık masasını toplamasına yardım etmek için neredeyse Shang Jin’in masasına doğru gidiyordu ama sıkı sıkıya kendini tuttu.

Ye Zhou soğuk savaşlarda iyi olan birisi değildi. Dahası, birkaç gün sonra öfkesinin büyük bir kısmı neredeyse yok olmuştu.

Ama Shang Jin ile barışmak için gururunu yok sayamazdı. Kalbinde bir diken var gibiydi, ne zaman Shang Jin’e yaklaşmak istese bu diken ona sürekli uzak durmasını hatırlatıyordu.

Shang Jin ondan daha soğukkanlıydı: yalnız yemek yedi, yalnız kütüphaneye gitti, yurtta yalnız oyun oynadı ve düzenli olarak kendi işleriyle ilgilendi. Sanki Ye Zhou’yla olan ilişkisindeki değişikliğin onun üzerinde hiçbir etkisi yok gibiydi.

Ye Zhou bu durum karşısında öfkelendi. Belki de Shang Jin önceki yaşamında keyifli bir hayat sürdüğü için, şimdi hiçbir şeyi umursamıyordu. Sınavdan sonraki gün Ye Zhou eşyalarını topladı ve Zhan Xing ile karşılaştı, hızla bisikletini Zhan Xing’in yanına sürdü.

“Hey!”

“Zhou?” Zhan Xing yavaşladı. “Neden yalnızsın. Shang Jin nerede?”

Ye Zhou sorusunu görmezden geldi ve “Konuşabilir miyiz?” dedi.

Zhan Xing ve Ye Zhou başka bir yola girdiler. “Ne oldu?”

“Yurt odalarımız…” Ye Zhou duygusuzca, “Hadi tekrar değiştirelim.” dedi.

Fiyuu!!!

Zhan Xing frene bastı ve yere sürtünen lastikler şiddetli bir inilti çıkardı.

Ye Zhou bir ayağını yere koydu, arkasını döndü ve tekrar “Hadi odalarımızı değiştirelim.” dedi.

“İkinizin arası o kadar da kötü değil, değil mi!!” Zhan Xing şaşkınlıkla, “Cinsel olarak uyumlu değil miydiniz? Bu tür bir şey içinse sadece iki kez daha dene ve iyi olacaktır. Ayrılacak kadar ileri gitmeye gerek var mı?”

Cinsel uyumsuzlukla ilgili olarak, Ye Zhou ve Shang Jin dışındaki sınıftaki tüm erkekler bir araya gelmiş ve uykusuz geçen birkaç geceden sonra ortaya çıkan en olası sonuç olarak bunu düşünmüşlerdi. Ama Zhan Xing’in geveze dudakları her şeyi gevelemişti.

Ye Zhou’nun tüm yüzü sersemledi. “Cinsel uyumsuzluk yaşadığımızı kim söyledi?”

Zhan Xing şaşırdı, “Eğer uyumlu olsaydı, neden hâlâ ayrılmak isteyesin ki?”

Ye Zhou nefes alamıyordu. Bu insanların kafası tamamen GV* ile mi doluydu? A Üniversitesi’nin giriş sınavını nasıl geçmişlerdi!
[Ç/N: GV +18 gay videosu]

“Sana Shang Jin ile yattığımı kim söyledi? İkimiz de masumuz. Daha az dedikodu yapın!”

“Öyleyse neden yurtları değiştirmek istiyorsun?”

“Benー” Ye Zhou, Zhan Xing’in dedikoducu ifadesini gördü ve bir söylentiyi bir saniye önce yıktıktan sonra, yeni bir tanesinin tüm okula yayılacağından korktu. Bu yüzden rastgele el salladı, bisikletine bindi ve, “Unut gitsin. Söylemediğimi farz et.” dedi.

O gece herkesin yakından takip ettiği gönderide tanıdık bir kimlik başka bir mesaj gönderdi.

Tek Atışta Yükselen 678L: İki sınav tanrısı tartıştı, bu yüzden…

689L: Çıldıracağım!!! Çalışmayı yeni bitirdim ve bu üzücü haberi duydum!

692L: Ne zamandır kavgalılar?? Noel arifesinden bu yana mı… o gün ne oldu??

702L: Kavga etmeleri bile o kadar büyük bir güce sahip ki, eğer bir gün iki sınav tanrısı ayrılırsa…

709L: Tch, tch, tch!! İyi bir şey söyleyebilir misin!! Büyük Shang Ye dininin iki lideri yüz yıl boyunca birlikte kalmalı!!

711L: Uygulamayı alaşağı edin, Shang Ye’yi yıkamazsınız!

713L: Kafa kırılabilir, kan akabilir, Shang Ye tek yürek, asla nefret yok!!

720L: Kafa kırılabilir, kan akabilir, Shang Ye tek yürek, asla nefret yok!!

721L: Kafa kırılabilir, kan akabilir, Shang Ye tek yürek, asla nefret yok!!

Bu gönderi anında isyan eden insanlarla doldu.

Ye Zhou ertesi gün kütüphaneye gittiğinde bakışların sürekli onda olduğunu hissetse de yukarıya baktığında hiçbir iz bulamıyordu.

Bu garip his ona kafeteryaya kadar eşlik etti.

Kafeteryanın ikinci katında şans eseri yemek penceresinin önünde Shang Jin’i gördü.

Önceki birkaç günün aksine, artık yurtta dinleneceği zaman dışında Shang Jin’den kaçınmayı bırakmıştı. Diğerini görmezden gelmesi imkansızdı, bu yüzden sadece onu gözden ve akıldan uzak tutabilirdi.

Öğle yemeği saatinde biraz daha fazla insan vardı. Ye Zhou tepsisini tuttu, boş bir sandalye gördüğünde oraya yöneldi. Fakat arkasındaki bir kişi hızla boş sandalyeye koşup ondan önce kapınca planı beklenmedik bir şekilde bozuldu.

Ye Zhou yön değiştirdi. Bir kez daha başka biri ondan önce koşup sandalyeyi kaptığı için oturamadı.

Tongxue, yanılmıyorsam şu masada yemek yiyordun değil mi?

Yemeğinin yarısına gelmişken yer değiştirmek için çok fazla mı boş zamanın var?

Bu insanları tanımadığı için Ye Zhou’nun bir şey söylemesi zordu. Öfkesini bastırdı ve yer aramaya devam etti. Bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra, Ye Zhou nihayet bir sandalye bulabildi ve çevre sakinleşti.

Bang!

Ye Zhou tepsiyi ağır bir şekilde masaya koydu, sonra sandalyeyi çekip oturdu.

Şeytan bugün kapısına mı dayanmıştı? Bir yer bulmak savaşmak gibiydi. Ye Zhou su şişesini açtı ve bir yudum su aldı. Henüz yutkunmamıştı ki karşısında oturan Shang Jin’i gördü.

“Öhö öhö…” Ağzındaki su neredeyse burnundan fışkırıyordu.

Shang Jin, karşısında öksürerek tüberküloza girecek olan kişiyi tanımıyormuş gibi davranarak sakince yemeğini yiyordu. Yemeği bitirdikten sonra hızlıca tepsisini topladı ve gitti.

Ye Zhou anormal tavrından hızla kurtuldu. Bununla ilk kez karşılaşmıyordu. Okul başladıktan kısa bir süre sonra tüm sınıfın yanlışlıkla onun Shang Jin’den hoşlandığını düşündükleri zamanı hâlâ hatırlıyordu. O kadar gergindi ki aklını yitirmişti. Ama şimdi tüm bu bakışların neyi temsil ettiğini zaten bildiğinden, onlarla sakince yüzleşebilir ve cevap vermeyebilirdi.

Bu sefer sadece finans bölümü değil, aynı zamanda BBS’deki Shang Ye için endişe duyan öğrenciler de vardı. İki kişinin anlaşmazlığa düştüğünü, aynı zamanda kavgalarının oldukça büyük olduğunu fark etmişlerdi.

Öğrenciler arasında çoğu kişi, onlar zıtlaştığı için el ele vermişlerdi. Ama ikisi de ellerini kıpırdatamayacak kadar tembel olmakla kalmıyor, üstelik birbirlerine tek kelime bile etmiyorlardı. Shang Ye’nin aniden ‘ilahi gücünü’ kaybetmesi şaşırtıcı değildi. Sonuçta bu iki kişi ayrılırsa, ilk bölünecek olan Shang Ye olacaktı.

Ye Zhou öğlen yurda dönmedi ya da kütüphaneye gitmedi. Bunun yerine boş bir sınıf bulup güneşlenmek için pencerenin yanına oturdu. Ancak tarihe baktıktan sonra Yılbaşı olduğunu fark etti. Yılbaşı yaklaştığından, Çin Yeni Yılı da çok uzakta değildi. Çin Yeni Yılı’nda, ailelerin yeniden birleştiği günde, ağabeyi de tekrar gelecek olmalıydı.

Geçen tatilde saklanabilmişti ama Çin Yeni Yılı’nda saklanamazdı.

Tüm Ye ailesinde, Ye Zhou’nun ona karşı nasıl davranacağını en az bildiği kişi ağabeyi Ye Heng’di.

Çocukluğunda iyi bir ağabeye sahip olmak gurur duyulacak bir şeydi. İlk başta Ye Zhou, Ye Heng’e tapıyordu ve her zaman Ye Heng’i örnek almıştı. Fakat daha sonra ailesinin kendisini Ye Heng ile çok fazla karşılaştırdığını duymaya başladığında yavaş yavaş bu tapınma bir tür kıskançlığa dönüştü. Bir kere de olsa Ye Heng orada olmadığında ebeveynlerinin ona daha fazla değer vereceğini ve onun da iyi olduğunu görebileceklerini düşünmüştü.

Böyle bir düşünceye sahip olduğu için kendinden tiksindi. Ağabeyinin yanlış bir şey yapmadığı çok açıktı.

Belki de Ye Heng onun içini okumuştu. Üniversiteye giderken nadiren eve dönmeye başladı. İşe girdikten sonra ise sadece Çin Yeni Yılı’nda geri geliyordu. Ye Zhou bu yılki Ulusal Gün tatilinde acil bir şey olduğunu düşünmüştü ama sormaya ve onunla karşı karşıya gelmeye cesaret edemediği için soramamıştı.

Ye Zhou başını sallayıp dağınık düşüncelerini ders kitabına odaklamaya çalıştı. Şu anda en önemli şey dersti. Önemsiz konular hakkında endişelenerek zaman kaybetmek yerine birkaç bilgi ezberlemek onun için daha iyi olurdu.

Birkaç sayfayı çevirdikten sonra, aniden kafasında bir şey hissetti.

Ye Zhou hızla başını salladı ve kafasından bir şeker düştü.

Tam ortasında pembe bir çilek deseni vardı.

Şekeri alıp başını çevirdi. Shang Jin, elinde yeni açılmış büyük bir çilekli şeker paketiyle masada oturuyordu.

Shang Jin şeker paketini yırttı, tatlıyı ağzına attı ve kafasını sallayarak sordu. “Ne düşünüyorsun?”

Ye Zhou burnunu çekti ve ciddi bir şekilde çalışıyormuş gibi başını çevirdi. Shang Jin masadan kalktı, Ye Zhou’nun yanına oturdu, ona bakmak için çenesini eline yasladı ve “Hâlâ kızgın mısın?” diye sordu.

Ye Zhou uzun süre önce kızgın olmayı bırakmıştı, Shang Jin ile yabancı olmak bile istemiyordu. Ancak barış için adım atma inisiyatifini üstlenen Shang Jin ile karşı karşıya kaldığında, ne yapacağını bilemedi. Esrarengiz bir şekilde, “Kızmaya ne hakkım var? Dediklerin doğruydu. Hayatım boyunca bir amaç için çabalıyor, anlatılmaz zorluklar çekiyor ve her seferinde hayal kırıklığıyla dönüyorum. Sonuç olarak başkalarının hayır işlerine bel bağlamak zorundayım.”

Bu cümleler Ye Zhou’nun kalbine diken diken batıyormuş gibi hissettirdi. Peşinde olduğu şey başkalarının gözünde bir şaka gibi görünüyordu.

“Üzgünüm. O gün yanılmıştım.” Shang Jin şekeri birkaç kıtırtı sesiyle çiğneyip yuttuktan sonra, “Bu yüzden bugün buraya özellikle sana bir şey söylemek için geldim. İlk olarak benim olanı zaten başkasına vermem. Eğer istiyorsan, onu benim elimden alma yeteneğine güvenmelisin.”

“Başta söylemen gereken buydu!!” Ye Zhou gururla, “Sana söylüyorum, bu sefer öncekinden daha ciddi bir şekilde çalıştım.” dedi.

“Ne tesadüf, ben de.”

Kavgadan bir hafta sonra Ye Zhou ve Shang Jin’i çevreleyen gergin hava sonunda tamamen dağılmıştı.

Shang Jin’in ilk olarak özür dilemesiyle Ye Zhou’nun öfkesi ve hırsı dindi. Merhamet gösterip diğerini affetmişti ama yine de biraz memnuniyetsizdi. “O zaman bir dahaki sefere hatanı anladığında hemen gelip özür dile. Bir şeyleri üstlenirsen mahvolacağını düşünme.”

Shang Jin sırıttı, “Sana biraz yüz verdiğimde daha az kibirli davranmaya çalışmalısın.”

Ye Zhou hemen konuyu değiştirdi, “Sınıfta olduğumu nasıl bildin?”

“Artık okulda seni bulmak çok kolay.” Shang Jin cep telefonunu çıkardı ve okul forumundaki son ünlü gönderiyi buldu.

“Shang Ye bozuldu mu?” Ye Zhou önündeki cep telefonunu aldı ve ekrana bakmaya başladı. “Bu ne?”

Shang Jin başka bir şekerin ambalajını yırttı. “Kendin bak.”

Ye Zhou mesajları okudu ve şüpheleri önce şaşkınlığa, ardından kaosa dönüştü. Son olarak özellikle ‘inananlar’ grubunun isyanını gördüğünde, ne tepki vermesi gerektiğini bilmiyordu.

Bugün etrafındaki öğrencilerin bakışlarının çok tuhaf olmasına ve onu Shang Jin’in yanına çekmeye çalışmalarına şaşmamalıydı. Nedeni, ikisinin çabucak uzlaşıp küçük üç tekerlekli aracın ‘Sınav Tanrısı gücünü’ geri kazanmasını sağlamaktı.

“Neden böyle bir yeteneğim olduğunu bilmiyordum?” Yüzlerce gönderiyi karıştırdıktan sonra hâlâ Shang Jin’in onu nasıl bulduğunu anlamayan Ye Zhou, telefonu Shang Jin’e geri verdi ve “Bakmayacağım!” dedi.

Shang Jin ona baktı ve kendi mesajına girdi.

1023L: Ye Zhou’nun nerede olduğunu gördünüz mü? Shang Jin, Ye Zhou’yu arıyor gibi görünüyor.

1042L: Hemen rapor veriyorum! Kafeteryadan çıktığımda Ye Zhou’nun spor sahasına doğru gittiğini gördüm.

1049L: Spor sahasına gitmedi. Spor sahasından çıktığımda üniversitenin kantinine doğru gidiyordu.

1058L: Kütüphanede otururken kantinde durmadığını ve ilerlemeye devam ettiğini gördüm.

1064L: Bisikletini Wensi binasının oraya park etti ve okul çantasını alıp direkt oraya gitti.

“Başlangıçta sınıf sınıf aramayı planlıyordum. Girişe geldiğimde 304’te olduğunu söyleyen bir Tongxue ile karşılaştım.”

Ye Zhou başını kapatıp mızırdandı, “Sınıfa biraz sessizlik için nadiren geliyorum. Bulunduğum yerin keşfedilmesini beklemiyordum.”

Shang Jin şekeri masaya koydu, okul çantasından bir ders kitabı çıkardı. “Pekala hadi konuları gözden geçirelim.”

“Olur.” Ye Zhou çilekli şekeri bir süre elinde tuttu ve yavaş yavaş zihninde bir fikir belirdi.

Ye Zhou ve Shang Jin’in barıştığı haberi bir saatten az bir süre içerisinde tüm kampüse yayıldı. Bütün öğrenciler kutlamak için havai fişek fırlatmaya can atıyordu.

Ertesi gün öğrenciler büyük bir cesaretle üç tekerlekli küçük aracın önünden yürümeye başlamışlardı ve ibadet etmek için ilerliyorlardı. Sınavdan sonra ise Shang Ye’yle ilgili geri bildirimde bulundular.

1652L: Shang Ye normale döndü. Herkes sınav tanrısına dilediği kadar ibadet edebilir!

1663L: Umarım iki büyük sınav tanrısı bir daha asla yanlış yola sapmazlar. Bir kara sınav haftası daha gelirse kesinlikle mezun olamam!!

1670L: Bugünkü sınav çok sorunsuz geçti!! Shang ve Ye sınavımdan önce barıştıkları için şükürler olsun!

1678L: Söylemeye gerek yok! Kafa kırılabilir, kan akabilir, Shang Ye tek yürek, asla nefret yok!!

Wen Renxu şaka yaptı, “Siz ikiniz bir daha kavga etmemelisiniz. Bu birçok insanın yaşamını ve ölümünü ilgilendiriyor!” Ye Zhou bu batıl inançlı kampüste suskun bir şekilde gözlerini devirdi.

İki hafta süren sınavlar nihayet sona eriyordu.

Ye Zhou biraz rahatlamıştı. Son birkaç gündür olduğu gibi her vakti olduğunda şiddetle kitaplara gömülmek yerine süpermarkete gitti ve kendini ödüllendirmek için bazı atıştırmalıklar aldı.

Meyve tezgahının yanından geçerken parlak sarı limonları gördü, biraz tereddüt etti, sonra iki tane alıverdi.

Zhou Wendao merakla, “Limonlar çok ekşi, onları ne için alıyorsun?” dedi.

Ye Zhou güldü, “Yemek için.”

Zhou Wendao ekşi limonu yiyen kendisiymiş gibi kaşlarını çattı ve “Mutlu olduğun sürece ne yapıyorsan yap.” dedi.

Ye Zhou konuşmadı, şekerlemelerin olduğu alana gitti, Shang Jin’in genellikle yediği çilekli şekerlerden aldı ve ödemek için kasaya gitti.

Shang Jin yurtta yalnızdı. Ye Zhou satın aldığı atıştırmalıkları masaya koyup, “Diğerleri nerede?” diye sordu. Shang Jin başını kaldırmadan yanıtladı, “Bilmiyorum, oldukça erken ayrıldılar.”

Ye Zhou sinsice “Heheh.” diye güldü. Çantasından limonu çıkardı ve aniden Shang Jin’in önüne attı. Shang Jin biraz geri çekilip ona sorgulayıcı bakışlarla bakarak, “Ne yapıyorsun?” diye sordu.

“Aç ağzını.”

“İstemiyorum.”

Ye Zhou homurdanarak meyve bıçağıyla limonu musluğun altında kesti. Shang Jin’in isteği ne olursa olsun, keyfi olarak bir limon dilimi kesip ağzına doğru itti.

Shang Jin geri çekildi ve tekrar vurguladı, “İstemiyorum dedim.”

“İsteyip istememen önemli değil!” Ye Zhou henüz pes etmemişti, Shang Jin kaçarken sandalyesinden kalktı kenara çekildi. Ye Zhou onu bırakmaya niyetli değildi, amansızca kovaladı. Limonu Shang Jin’e yedirene kadar pes etmeyecekti.

Shang Jin köşeye sıkışmıştı ve çaresizdi. Bu tür garip bir durumda diğerini geri çekmek için soğuk suratını kullanabilirdi ancak birkaç gün önce Ye Zhou’nun öfkesini kışkırttığı için Shang Jin sadece onunla uğraşmasına izin verdi. Ye Zhou’nun duvara sıkıştırmasıyla karşı karşıya kalan Shang Jin, kollarını kavuşturup iç çekti. Tam konuşmak üzereydi ki…

Takırt.

Yurt kapısı itilerek açıldı.

Liu Yutian ve Wen Renxu, odadaki şok edici durum karşısında donakalmışlardı.

“Bize müsaade!!!”

Bu tür sahnelere o kadar alışmıştı ki Ye Zhou artık ‘Er Kang elini’* uzatmayı bile umursamıyordu. Cinsel uyumsuzluğa sahip olmalarının sanılmasının yanında, birbirlerini duvara sıkıştırmaları pek bir şey değildi. Bu nedenle kapı kapandıktan sonra da yaptığına devam etti. “Çabuk bir ısırık al.”

Ç/N: (1) Er Kang eli; hani dramatik bir şekilde ellerini uzatıp “gitme” derler ya öyle.

Shang Jin, “Ne halt etmek istiyorsun?” diye sordu. Ye Zhou ‘Yemem deme’ ifadesiyle limonu elinde tutuyordu.

“Böyle bir şey söylememelisin. Önce deneyimlemen gerek!” Ye Zhou’nun, Shang Jin’in ona şeker verdiğini gördüğünde düşündüğü yöntem buydu.

Shang Jin ondan özür dilemişti ama o da Shang Jin’e bir özür borçluydu.

O günkü tavrı çok gereksizdi. Öylece durmuş ve hiçbir şeyi bilmediği açıkken Shang Jin’in yaşam tarzını eleştirmişti.

İnsanların onun inatçı olduğunu veya başkalarının işine karıştığını söylemesi önemli değildi. Sadece Shang Jin’in kendi kabuğundan çıkıp hayatın sevinçlerini ve acılarını yaşamasına yardım etmek istiyordu. İncinme korkusundan dolayı hiçbir şeyden kaçınılmamalıydı.

Hedefsiz bir hayatın tuzlu bir balıktan* ne farkı vardı ki!

Ç/N: Tuzlu balık, tembel kişilere denir.

Ye Zhou ona beklentiyle bakıp elini yavaşça cebine attı. “Acele et, bir ısırık al.”

Shang Jin, elindeki limona tatsız bir şekilde baktı. Daha denemeden bile ondan yayılan ekşiliği hissedebiliyordu. Sonunda yavaşça ağzına götürüp bir ısırık aldı.

Ekşi tat anında tüm ağzına yayıldı. Shang Jin’in dişleri bu günlerde elma yemekten ağrıyordu. Kim bilir Ye Zhou’nun başına Shang Jin’e limon yedirmekte ısrar etmesi için nasıl bir çılgınlık gelmişti.

Shang Jin limonu o kadar ekşi bulmuştu ki konuşmak bile istemiyordu, Ye Zhou kulağına doğru mırıldandı, “Tadı nasıl? Ekşi mi?”

Shang Jin sabrının sonuna gelmişti ve ona dik dik baktı. “Kapa çeneni.”

“Çok ekşiymiş gibi görünüyor.” Ye Zhou şekeri eline aldı ve çabucak açtı. Sonra Shang Jin tepki vermeden önce onu ağzına tıktı.

Çilekli şekerin tatlılığı yavaş yavaş yayılırken limonun ekşiliği de yok oldu.

Shang Jin bu zamana kadar birçok kez çilekli şeker yemişti ama hiçbiri bugünkü kadar tatlı değildi.

“Hangi markayı aldın?”

“Hep yediğinden.” İnanmazsa diye Ye Zhou ona ambalajı gösterdi ve gizemli bir şekilde gülümsedi. “Bu sefer ayrı bir tatlı olduğunu mu düşünüyorsun?”

Shang Jin konuşmadı, bu da kısmen onun ifadesiyle aynı fikirde olduğu anlamına geliyordu.

Ye Zhou birkaç adım atıp sandalyesine geri oturdu ve “İlkokuldayken hepimiz kendimize hatırlatmak için bazı ünlü aforizmalar söylemeyi severdik. O sıralar en çok duyduğun cümle neydi?”

“Düşüncelerin sürekli böyle atlayıp duruyor mu?”

Ye Zhou cevabını boşverdi ve şöyle dedi: “O zamanlar en çok duyduğum şey ‘Kılıcın kenarı bir bileme taşında keskinleştirildi, erik çiçeğinin kokusu dondurucu soğukta geldi’ idi. ‘Dondurucu soğukta, erik çiçeği nasıl bu kadar güzel kokabilir?’ Bu iki cümlenin anlamına gelince açıklamama ihtiyacın olmadığına inanıyorum.”

“Bana tavuk çorbası mı yediriyorsun?”

Ç/N: 鸡汤 – Ruh için Tavuk Çorbası, yani iyi hissettiren motivasyon hikayeleri. Bize uyarlarsak “Bana masal mı anlatıyorsun?” anlamına geliyor.

“Çok sinir bozucusun, bitirmeme izin ver!” Ye Zhou şikayet etti ve sonra devam etti, “Sen anlatılmaz zorluklar çektiğimi ve her seferinde hayal kırıklığı içinde döndüğümü söylemeden önce, bunu kabul ediyorum…”

Shang Jin hafifçe kaşlarını çattı ve “Bu sayfanın çoktan çevrildiğini sanıyordumー” dedi.

“Ama katılmadığım bir şey var,” diye sözünü kesti Ye Zhou, “Belki de birçok insan zavallı olduğumu düşünüyor ama ben öyle düşünmüyorum. Uyumsuz hissediyorum, ama asla kendime acımayacağım. Baskı ve engellerle ilerlemek benim motivasyonum. Bu deneyimlerden geçip başarılı olduktan sonraki tatmin duygusu hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Hayatın iyi gidiyor ve aksiliklerin acısını yaşamanın gerekli olduğunu düşünmüyorsun ama bunlar olmadan en büyük mutluluğu ve sevinci nasıl yaşayabilirsin ki? Az önce yediğin çilekli şeker gibi, tatlılığın ne kadar kıymetli olduğunu ancak ekşi yedikten sonra anlayabilirsin.”

Bunları söylerken Ye Zhou’nun gözleri parlıyordu.

Shang Jin başını eğdi ve Ye Zhou’nun bakışlarından kaçındı. Ye Zhou’nun sahip olduğu şey tam olarak onun en çok yoksun olduğu şeydi.

“Gökkuşağının yağmurdan sonra görüldüğü söylenir. Klişe olsa da, aslında doğru.” Ye Zhou, Shang Jin’in omuzlarını ağır bir şekilde okşadı. “Çok genciz ve fırtınaya yakalandık. Zirveye çıkacaksak rüzgar ve yağmur altında sarsılmadığımız sürece asla bir şey başaramayız.”

Shang Jin kıkırdadı ve Ye Zhou’nun daha önce hiç görmediği bir şekilde gülümsedi. Ye Zhou en iyisi olmayabilirdi ama kesinlikle zorluklarla yıkılması en az muhtemel olan kişiydi. Bu yüzden ailesi ona bunca yıl gözlerini kapatmış olsa bile o yine de insanlar farkına varmadan sessizce yürüyecek ve gücünü toplayıp son uçuşu bekleyecekti. Shang Jin sonunda Ye Zhou’nun o gün neden bu kadar sinirli olduğunu anladı. Hiçbir zaman birinciliği kazanmamış olsa da, başardıklarından her zaman gurur duymuştu.

“Hangisini istersin?” Shang Jin, Ye Zhou’nun elini kenara çekti, limonu aldı ve Ye Zhou’nun ağzına tıkıştırdı. “Çilekli şekerin tatlılığını senin de deneyimlemene izin ver.”

“Siktir, sikeyim, sikeyim, sikeyim!!” Ye Zhou hızla ağzındaki limonu tükürdü, “En çok ekşiden nefret ederim.”

“Bu zırvalarla vaktin ayırmak yerine, neden ders çalışmak için acele etmiyorsun?” Shang Jin ders kitabını çıkardı ve masanın üzerine koydu. “Benden ciddi olmamı isteyen sendin, o yüzden sonunda çok fena şekilde kaybetme.”

“Hâlâ beni korkutabileceğini mi sanıyorsun?”

İki kişi bir öğleden sonra boyunca ders çalıştılar. Saat beşe doğru yurt kapısından hafif bir ses geldi.

İlk başta Ye Zhou, Liu Yutian ve Wen Renxu’nun geri geldiğini düşündüğü için dikkatini dağıtmadan kitabını okumaya devam etti. Ama sesler üç dakika boyunca duyulmaya devam etti ve hâlâ kimse içeri girmemişti. Ye Zhou bunun biraz garip olduğunu düşünüp döner sandalyesini geriye doğru hareket ettirdi. Shang Jin’in sandalyesiyle sırt sırta gelirken eğilip fısıltıyla sordu, “Hiç ses duydun mu?”

“Duydum, boşver. İçeri girmek istediklerinde girerler.”

“Şaka yapmayacaklardır, değil mi?” Anahtarın dönüş sesini hiç duymamıştı. Ye Zhou kalktı ve kapıya yürüdü. Açmakta tereddüt etse de yavaşça kolu aşağı indirdi.

Shang Jin, Tai Dağı kadar istikrarlıydı, dikkati birazcık bile dağılmamıştı. “Çok sabırsız değil misin?”

Ye Zhou kapı kolunu tutuyordu. Neyse ne, gerçekten sakinliğini koruyamazdı.

Odanın kapısını açtı ve kapıya yapışmış olan Liu Yutian’la Zhou Wendao, neredeyse kendilerini Ye Zhou’nun üzerine düşer vaziyette buldular. Ye Zhou diğer tarafa çekilip sordu: “Ne yapıyorsunuz?”

Girişteki Liu Yutian ve Zhou Wendao’nun yanında Wen Renxu ve Xu Yangjun da vardı. Ye Zhou’nun dışarı çıktığını görünce ellerini arkalarında bağladılar, bir yandan kendilerini ona gülümsemeye zorlarken, diğer yandan yurt kapısına bir bakış attılar.

Ye Zhou onların bakışlarını takip etti ve ardından oda kapısının tam ortasında 25 santimetrelik bir tabelanın asılı olduğunu gördü.

“Kapalı.” Ye Zhou ön taraftaki kelimeyi okudu, sonra ters çevirdi. “Açık. Ne yapıyorsunuz? Söylemek istediğiniz bir şey var mı?”

Girişte duran iki yeni ve iki eski oda arkadaşları birbirlerini itelediler ama konuşmadılar.

Ye Zhou tabelayı işaret etti ve tekrar “Sessiz mi kalacaksınız?” diye sordu.

Liu Yutian, diğer üç kişi tarafından öne itildi. Hafifçe öksürdü, “Bu sana ve Shang Jin’e karşı düşünceli olmak için… Shang Jin ile özel ilişkiniz nedeniyle, gelecekte ikiniz de yurttayken… Bunu gördüğümüzde, sadece… bilirsin! Bitirdiğinizde ‘açık’ tarafa çevirin doğal olarak geri döneriz.”

“Yaptığınızı yurtta konuşmak kolay değil. Mümkün olduğunca uygun hâle getirmeye çalışacağız.” Zhou Wendao, “Bu benim fikrimdi.”

“İyi bir fikir.” Ye Zhou samimiyetsizce gülümseyerek parmağıyla Zhou Wendao’nun kafasını acımasızca dürttü ve dedi ki, “Hepiniz gece gündüz ne düşünüyorsunuz? Daha sağlıklı şeyler düşünemez misiniz? Kaç kez söyledim: Shang Jin’le aramızda hiçbir şey yok. Neden inanmıyorsunuz?”

“İyi tamam güzel, yok bir şey, yok bir şey,” Wen Renxu yapmacık bir şekilde yanıtladı, sonra bir gülümsemeyle devam etti: “Yani işiniz bitti mi? İçeri girebilir miyiz?”

Ye Zhou alnını tuttu. İnsan konuşmasını anlamayan arkadaşlara sahip olmak gerçekten çok yorucuydu!

Shang Jin onların içeri girmelerini bekliyordu ama meraklanıp kapıya baktı. Tabelayı ters çevirdi ve “Tamam o zaman, siz çocuklar gece dönmüyorsunuz. Güpegündüz kim bir şey yapar ki?”

Liu Yutian endişeyle, “Hey, hey… bu biraz…” dedi.

Shang Jin masumca, “Bize kolaylık sağlamak için yaptığınızı söylememiş miydiniz?” dedi.

Liu Yutian ve Wen Renxu: “……”

Ertesi gün Shang Jin, Liu Yutian ve Wen Renxu dışarı çıkana kadar bekledi, ardından kasıtlı olarak kapıya gitti ve tabelayı kapalıya çevirdi.

“Ne yapıyorsun!” Ye Zhou yürüdü ve onu çevirmeye çalıştı. “Böyle olursa herkes aramızda bir şey olduğunu sanar.”

Ancak Shang Jin konuşmadan gülüp inatla tabelayı kapalıya çevirdi.

On dakikadan kısa bir süre sonra Ye Zhou, dışarıdan yine ayak sesleri geldiğini duydu. Sadece bu da değil, oda kapısından da sesler geliyordu. Yüksek değildi ama yurt çok sessiz olduğu için Ye Zhou ve Shang Jin duyabiliyorlardı.

İki adam birbirine baktı. Ye Zhou kapıya yürüyüp açtığında bir grup tanıdık yüz ayaklarının dibine düştü.

“Heheheh… Zhou, biz sadece… geçiyoruz…geçiyoruz…”

Ye Zhou homurdandı ve tabelayı aşağı çekti. Her iki tarafınıda kavrayıp biraz güç kullandı, sadece 24 saatten az bir süre dayanabilen akrilik tabela kırılıp çöp kutusuna atıldı.

Ye Zhou ellerindeki tozu silkeledi. “Yarın sınav var. Sizi topluca başarısız olmanız için lanetlemememe dikkat edin.”

Ye Zhou ve Shang Jin’in tartıştığı o kara sınav haftasından geçtikten sonra kim sınav tanrılarının gücünü hafife almaya cüret edebilirdi ki? Ye Zhou’nun lanetinden korktukları için itişip kakışarak olay yerinden kaçtılar.

“Bu gruba gerçekten bir ilaç vermemiz gerekiyor.”

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 32. Bölüm, novel Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 32. Bölüm, online Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 32. Bölüm oku, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 32. Bölüm bölüm, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 32. Bölüm yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] 32. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X