Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him 6. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Anlık bir afallamadan sonra Ye Zhou burnundan soludu ve “Korkmam gereken ne var ki?” diye sordu.

Shang Jin merak dolu bir ses tonuyla, “Doğru, ben de garip buluyorum,” dedi. “İnsanların senin bana olan hoşlantını yanlış anlamasından mı…”

Ye Zhou hızla ayağa kalkıp Shang Jin’in ağzını kapattı. “Sanki etrafta kimse yokmuş gibi davranıyorsun, şu an trendeyiz!”

Shang Jin gözlerini kırpıştırdı. Ağzı kapalı olduğu için konuşamıyordu ama gözleri tam olarak söylemek istediği şeyi ifade ediyordu: Ee ne olmuş yani?

Ye Zhou bunu düşündü. Shang Jin ne zaman dedikodudan korkmuştu ki? Hatta tüm dedikoduların farkındaydı. Elini gevşettikten sonra cesareti kırılmış bir şekilde koltuğuna oturdu. Shang Jin’e baktı ve “Hey, hayat felsefen ‘her şeyi olduğu gibi kabul et’ mi?”

“Hayat felsefem mi?” Shang Jin yarım bıraktığı dergiyi okumak için aldı ve dikkatsizce, “Ne yararı var ki?” dedi.

Bu kendinden emin görünümü gerçekten son derece… gıcıktı!

Ye Zhou seyahat ederken cep telefonuna bakmayı hiç sevmezdi. Çoğu zaman uyurdu. Bu sefer de koltuğuna yaslandı ve uyuşuk bir şekilde uykuya daldı.

Shang Jin dergiyi karıştırırken birdenbire omzuna bir kafa düştü. Başını çevirdi, yanağı hafifçe Ye Zhou’nun saçlarına sürtündü. Hareket etmeyi bıraktı ve dikkatini tekrar dergiye verdi.

Bir sınıf arkadaşıyla ilk kez bu kadar yakın temas kuruyordu. Omzundaki ağırlık fazla olmasa da varlığını her an hissettiriyordu. Bu tür bir duygu biraz… buna alışkın değildi ama rahatsız edici de bulmadı.

Shang Jin kendi kendine rahatsızlık verecek biri değildi, omzundaki ağırlık yüzünden vücudunu sabit bir pozisyonda tutmaya çalışmadı. Ye Zhou, Shang Jin omzunu oynatmaya devam ettiği için hafifçe kaşlarını çatarak yarım saat boyunca uyudu. Shang Jin dergi içeriğine iyice daldığında vücudu omzundaki ağırlığa çoktan alışmıştı. Öyle ki bir saattir Ye Zhou’nun kafası için bir yastık olduğunu unutmuştu.

Shang Jin’in doğrulmasının ardından Ye Zhou’nun vücudu yavaşça aşağı kaydı. Shang Jin ancak o zaman yanındaki Ye Zhou’yu hatırladı. Aklı başına geldiğinde Ye Zhou’nun başını avucuyla hızla destekledi.

“Ölü gibi uyuyor.” Shang Jin oldukça sessizdi. Ye Zhou’yu destekledi ve trenin sonundaki tuvalete gitmeden önce başını koltuğa yasladı.

Oturduğu yere döndükten kısa bir süre sonra Ye Zhou’nun başı tekrar Shang Jin’in omzuna yaslandı. Shang Jin kendi kendine, “Kasıtlı olarak mı yapıyorsun?” dedi.

Ye Zhou’nun parmakları hareket etti ve dudakları seğirdi.

Gökyüzü kararırken, tren istasyona varıldığı anons etti.

“Aiya! Cidden iyi uyumuşum!” Ye Zhou vücudunu gerip bulanık görüşüyle Shang Jin’e baktı.

Shang Jin dergiyi kaldırdı ve Ye Zhou’ya aldırış etmeden çıkmaya hazırlandı.

Ye Zhou pamuğu yumruklayamamanın hayal kırıklığını hissediyordu. Aslında, hiç iyi uyumamıştı… Shang Jin’in omzu hem katı hem de sertti, ayrıca bir türlü hareket etmeden duramamıştı.

Karşı tarafın ‘cömertliği’ aslında ona önemsiz görünüyordu. Ye Zhou bu çocukça davranışı kenara attı ve tren durduktan sonra sırt çantasını taşıyıp kalabalığı çıkışa doğru takip etti.

Shang Jin ve kendisi için doğru olan yaklaşımın yolları ayırmak olduğunu biliyordu ancak Ye Zhou buranın yerlisiydi, Shang Jin ise yeni gelen biriydi. Endişeyle Shang Jin’in yanına yaklaşıp “Shang Jin, biri seni almaya gelecek mi?” diye sordu.

Shang Jin durdu ve ona yarım bir sırıtışla baktı. “Neden, beni geçirmek mi istiyorsun?”

Ye Zhou birden samimiyetinin aşağılandığını hissetti, özellikle de karşı taraf ‘istek’ kelimesini vurgulayarak söylediği için. Kalabalık otobüs terminalinde doğuya döndü ve “Tamam, o zaman ben otobüsle gideceğim.” dedi.

Bir an şaşırdıktan sonra Shang Jin elini kaldırdı ve Ye Zhou’ya el salladı, başını geri çevirmeden batı çıkışına yöneldi. Ye Zhou başparmağıyla burnuna dokundu ve küçük bir melodi mırıldandı. Gitmek istediği otobüs durağına geldiğinde artık gülümseyemiyordu.

Pencereden otobüsün içindeki kalabalık durumu gördü, üstelik otobüsün girişinde hâlâ bir sürü insan vardı.

Ye Zhou kalabalığın ucunda durdu ve içeri girip girmemek konusunda tereddüt etti. Sonuç olarak birkaç kız bavullarını sürüklerken onu da içeri itekledi.

Otobüs yavaş yavaş kalktı. Boy avantajına güvenen Ye Zhou, yüksek demiri kolayca tuttu. Arkasından gelen birkaç kız çok uzun değildi ve yükseğe biraz güçlükle ulaşabiliyorlardı. İçlerinden biri Ye Zhou’nun kıyafetlerini tuttu.

Ye Zhou ona baktı.

Kız kızardı, otobüsü kovalamaktan yorulduğu için mi yoksa Ye Zhou’yu gördükten sonra utandığı için mi olduğunu bilmiyordu. “Tongxue, biraz ilerleyebilir misin?” diye fısıldadı.

Ye Zhou ileri baktı ve beceriksizce, “Yürümek zor.” dedi.

“O zaman ayağını kaldırabilir misin? Biraz sarsılıyorum da.” Ye Zhou neden ayağını kaldırmasını istediğinden emin değildi ama yine de hevesle ayağını kaldırdı. Sonra ayağını yere koyacak bir yeri olmadığını fark etti…

Bu ‘altın horoz tek ayak üzerinde’ duruşunu kim bilir ne kadar uzun süre daha korudu, otobüsten inmeden önce bütün sinirleri felç olmuştu.

Otobüsün karışıklığına bakıldığında Ye Zhou aslında bir tür felaketten sonra yeniden doğmuş gibi hissetti. Otobüs bilgi panosunu görünce bunun son otobüs olduğunu fark etti. Bu kadar çok insan olmasına şaşmamalıydı. Ağrıyan bacaklarına vurup topallayarak mahallesine girdi.

Eve geldiğinde saat 10’u geçmişti ve kapı aralığından hiç ışık görünmüyordu. Ye Zhou anahtarı çıkarıp kapıyı açtı. Beklendiği gibi ev tamamen boştu. Ayakkabı dolabını parmağıyla hafifçe sildi ve bir toz tabakasıyla karşılaştı.

Ye Zhou omuzlarını silkti, ayakkabılarını değiştirdi, kollarını sıvadı ve yatağa yatıp uyumadan önce bir süre etrafı süpürdü.

Ertesi gün Ye Zhou gürültülü bir sesle uyandı.

“Anne, döndün mü?”

Annesi yerleri siliyordu ve onu yatak odasından çıkarken görünce irkildi. “Neden evdesin?”

Ye Zhou içgüdüsel olarak bir adım geri çekildi ve “Oda arkadaşlarımın hepsi eve gitti. Okulda tek başıma yapacak hiçbir şeyim yoktu…”

“Yapacak bir şeyin yok muydu?” Ye Anne sesini yükseltti. “Oda arkadaşlarının hepsi geri döndüyse dikkatin dağılmazdı. Böylesine iyi bir öğrenme ortamında, bu değerli tatilde kendini zenginleştirmiyorsun da uzun yolda zamanını mı harcıyorsun? Çoktan bir üniversite öğrencisi oldun. Biraz daha özenli olamaz mısın? İlk seneki kapsamlı değerlendirme sıralamanı unuttuğunu söyleme sakın?! Bu dönem de mi ikinci olmak istiyorsun? Ne durumda olursan ol, en iyisini alamamanın her şeyin boşuna olduğu anlamına geldiğini bilmiyor musun? İkincilikle sonuncu olmak arasında hiçbir fark yok.”

Ye Zhou yumruklarını sıkmaktan kendini alamadı. Çocukluktan yetişkinliğe kadar bu sözleri kaç kez duyduğunu bilmiyordu. Çoktan alıştığını düşünmüştü ama ne zaman işitse kalbi soğukkanlılığını korumakta zorlanıyordu. Annesinin acele edip bu konuyu bitirmesi için derin bir nefes aldı ve tek nefeste, “Geri dönerken kütüphaneden kitap ödünç aldım.” dedi.

“En azından hâlâ biraz bilinçlisin.” Ye Anne konuşmayı bıraktı ve usulca, “Annen bunu senin iyiliğin için söylüyor. Ağabeyine bak. Çocukluktan yetişkinliğe kadar ne zaman birinci değildi? İkinize de aynı eğitim ortamını verdim. Ona nasıl yetişemezsin? Üniversiteye giriş sınavları sırasında kardeşinin üniversitesine başvurmanı söylemiştim ama sen ısrarla reddettin. C Üniversitesi ülkedeki en iyi üniversite ve puanların da yeterince iyiydi, öyleyse neden A Üniversitesi’ne gitmek istedin ki! Bir yıl geçmesine rağmen, bunu her düşündüğümde içimdeki öfke tekrar yükseliyor.”

Ye Zhou annesiyle tartışmak istemedi. Konuyu değiştirdi ve “Birkaç gündür evde değil miydin?” dedi.

“Geçenlerde lise üçüncü sınıfları aldım ve okulda çok meşgulüm. Baban da aynı.” Ye Anne paspası aldı ve yeri paspaslamaya başladı. Mutlu bir şey düşünüyormuş gibi hevesli bir şekilde, “Ağabeyin birkaç gün içinde geri gelecek. Evi biraz temizleyeceğim ve yorganları havalandıracağım. Son zamanlarda nadiren eve geliyor. Çalışırken herhangi bir sorun yaşarsan ona daha çok soru sorabilirsin. Hâlâ kardeşsiniz. Başkaları bilmeseydi sizin yabancı olduğunuzu düşünürlerdi.”

“Yeri ben paspaslayayım mı? Sen…”

Kelimeler henüz bitmeden, Ye Anne aceleyle sözünü kesti. “Hangi ev işlerini yapabilirsin sanki? Büyürken evde herhangi bir şey yapmak için parmağını hareket ettirmeni hiç istedim mi? Puanını yükseltmen için sana çok iyi bir ortam sağladım. Birinci dereceden başka bir sıralama görmeme izin verme. Bu zamanı kitap okumak için kullan.”

Ye Zhou daha fazla konuşmadı ve kapıyı direkt kapattı. İç çekip yatağına uzandı. Odadaki pencere uzun süredir açılmadığı için rutubetli bir koku vardı. Ye Zhou böylesine karanlık ve nemli bir ortamda uyumayı düşündüğünde kaşınıyordu. Açıkça görünüyordu ki bu oda her zaman kapalıydı, masanın üzerinde hâlâ bir toz tabakası vardı.

Dün sabah kütüphaneden ödünç aldığı kitap masanın üstündeydi. Ne olursa olsun, kitaba odaklanabilecek gibi görünmüyordu. Elinde olmadan dönüş biletini çantasından çıkardı.

Altıncı vagon için bir bilet. Ağabeyinin hangi gün geri geleceği belli değildi. Bunu biraz daha erkenden öğrenmiş olsaydı, ağzından laf almak için annesine sorardı.

Ye Zhou bileti bıraktı, cep telefonunu açtı ve fazladan kalan biletler var mı diye aradı.

Hâlâ epeyce vardı…

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him 6. Bölüm, novel Everyone Thinks That I Like Him 6. Bölüm, online Everyone Thinks That I Like Him 6. Bölüm oku, Everyone Thinks That I Like Him 6. Bölüm bölüm, Everyone Thinks That I Like Him 6. Bölüm yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him 6. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X