Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him 18. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Döner sandalye ile Ye Zhou artık yurtta hareket ederken çok daha fazla özgürlüğe sahip olacaktı.

Sonunda kendi başına yaşayabilirdi!

Lakin Shang Jin’in iyi niyetini geçerli bir neden olmaksızın kabul etmek istemiyordu.

“Bu… para…”

Shang Jin ona göz ucuyla bile bakmadan oldukça cömertçe, “Az bir şey, önemli değil.” dedi.

Bu cümle Ye Zhou’nun diyeceklerini boğazına tıkıp onu konuşamaz hâle getirdi ama bunu sakince kabul edemezdi.

Ye Zhou bu sözsüz ‘Ver ve al’ anlaşmasından yatakhanede kimse yokken Shang Jin’in eşyalarını toparlamasına yardım ederek yararlanıyordu.

Neden kimse yokken?

Elbette bunun nedeni Shang Jin ile aralarındaki belirsiz ilişkisinin sınıf arkadaşlarının gözünde düzelmemiş olması ve oda arkadaşlarının onlar için fırsatlar yaratma konusunda son derece hevesli olmalarıydı. Shang Jin’in, Ye Zhou’ya yardım etmek için inisiyatif kulandığını bilselerdi, ‘cömertliğini beğenmek’ için kesinlikle bir baş parmak işareti yaparlardı!

Ye Zhou’nun bilmediği şey, Wen Renxu ve Liu Yutian, onun ve Shang Jin’in birbirine benzeyen masa üstlerini gördüklerinde, ikisinin her zamanki gibi birbirlerine bakıp mücadele sonuçlarını bildirmek için yandaki yurt odasına koşmalarıydı.

Gerçekten de bu ‘plandaki kusur’ olarak tanımlanabilirdi.

Soğuk sonbahar yağmurları yere düşen yaprakları yıkıyordu. Üniversite öğrencileri artık kazaklarını giymeye başlamışlardı ve ara sınavlara hazırlanıyorlardı.

Ye Zhou’nun ayak yaralanması da iyileşiyordu, ancak son iyileşme aşamalarında olmasına rağmen hâlâ çok dikkatliydi, bir anlık dikkatsizliğin sakatlığını tekrar ağırlaştıracağı konusunda oldukça endişeliydi.

Bu yüzden ara sınavlardan önce sınıf arkadaşlarının çoğu kitaplarını alarak ‘Buda’nın ayaklarını sıkmak’ için kütüphaneye giderken, Ye Zhou ders çalışmak için hâlâ yurtta kalıyordu.

Ç/N: Buda’nın ayaklarını sıkmak, son dakikada bir şeyler yapmak.

Hafta sonu sabahı erken saatlerde Liu Yutian ve Wen Renxu yıkandıktan sonra ders kitaplarını alarak kütüphaneye gittiler.

Liu Yutian kapıyı kapatmadan önce başını öne uzattı ve alay etti, “O zaman ikiniz yurtta iyice çalışırsınız.”

“İyice” kelimesini özellikle vurgulamıştı.

Wen Renxu gülümseyerek dışardan bir cümle daha ekledi, “Geç geleceğiz! Emin olabilirsiniz.”

Ye Zhou’nun dudakları dümdüzdü. Neyden emin olması gerekiyordu ki?

“Çabuk gidin, kütüphanede yer kalmayacak!”

“Ya ya ya, sanırım aceleleri var.” Liu Yutian gülümsedi ve yatakhane kapısını kapattı.

Kısa süre içinde birçok kez alay edilen Ye Zhou, onlara tekrar açıklama yapmaya çalışamayacak kadar bıkmıştı. Neyse ne, artık bir itirazı yoktu. Onu sevenler bile onu anlamıyordu. İtibar ya da her ne haltsa önemli değildi.

Ye Zhou yandan yandan yatakta uzanan Shang Jin’e baktı ve “Kütüphaneye gitmeyecek misin?” diye sordu.

Shang Jin sırtını Ye Zhou’ya dönerek, “Gitmeyeceğim.” diye yanıtladı.

“Neden?” Shang Jin’in cevabını beklemeyen Ye Zhou temkinli bir şekilde ekledi: “Bunun benim için olduğunu sakın söyleme. O kadar yüzsüz değilim.”

“Çok fazla düşünüyorsun.” Shang Jin döndü ve rahat bir nefes aldı. “Elbette gitmek istemediğim için gitmiyorum.”

“Bir hafta sonra ara sınavlara gireceğiz ve sınav puanı final değerlendirmesine dahil edilecek.” Ye Zhou yavaşça yataktan kalkıp döner sandalyeye oturdu. Sol ayağıyla iterek döner sandalyeyi lavaboya itti. Bu sandalye epey kullanışlıydı. Sakatlığı iyileşse bile normal kullanım için de çok rahattı. Ye Zhou diş macununu sıktı ve devam etti, “Sınavdan önceki her dakika ve her saniye değerlidir.”

“Sadece ara sınavlar.”

“Hey, omoz solkmo—”

“Önce dişlerini fırçalamayı bitir, sonra konuş.”

Ye Zhou hızla dişlerini fırçaladı ve ağzındaki köpüğü suyla tükürdü. “Nasıl ‘Sadece ara sınavlar.’ diyebiliyorsun? Final değerlendirmesinde etkili olduğu sürece önemli.”

Shang Jin, onunla tartışamayacak kadar tembeldi ve baştan savma bir şekilde, “Hıhı,” dedi. Sonra yataktan atlayarak dişlerini fırçalamak için lavaboya gitti.

Ye Zhou ona birkaç şey daha söylemek istiyordu ama aniden onun her derste birinci olan Shang Jin olduğunu hatırladı. Kütüphaneye gitmiyor olması daha iyi değil miydi? Bu şekilde, sınavdan önce dersleri nasıl gözden geçirdiğini gözlemleyebilirdi.

Ayrıca rakibi tembellik yaparken ona yetişmesi için en iyi fırsat bu değil miydi?

Shang Jin dişlerini fırçalamayı bitirdikten sonra yemek kartını çıkardı. “Ne yemek istersin?”

“Çörek.”

Shang Jin kaşlarını kaldırdı. Ye Zhou’nun yemek kartını evirip çevirirken kendinden emin bir sesle sordu, “Aslında çörek yemeyi sevmiyorsun değil mi?”

Ye Zhou’nun kalbi yakalanma korkusuyla aniden güm güm çarpmaya başladı.

“Kafanda neler düşünüyorsun?” Shang Jin homurdandı, yemek kartını kaldırdı ve kapıya doğru yürüdü. “Sadece doldurulmuş çörek getirmenin en kolay olanı olduğunu falan mı? Merak ediyorum erişte getirmek ne kadar zahmetli olabilir?”

“O zaman bana etli erişte getir! Artı bir fincan soya sütü!” Ye Zhou yumruklarını sıkıca sıkarak homurdandı. Bu tür bir duyguyla fark edilmek gerçekten kötüydü. Gelecekte Shang Jin’den uzak durması gerekiyordu. Kendisi Shang Jin hakkında pek bir şey bilmiyordu ama Shang Jin’in onu çoktan elinin tersi gibi tanıdığını hissediyordu!

Yarım saat sonra Ye Zhou biraz vıcık vıcık olmuş erişteleri höpürdetti ve kızgın bir şekilde, “Erişte yemek istiyordum ama ne kadar yavaş yürüdüğüne bakılırsa buğulanmış çörek yemem daha iyi olurdu.” dedi.

“Yemek yerken bile çenen kapanmıyor.” Shang Jin bilgisayarı açtı ve Ye Zhou’nun kulağının dibinde gevezelik etmesini görmezden gelerek kulaklıklarını taktı.

Gerçeği söylemek gerekirse Ye Zhou’nun hiçbir şikayeti yoktu. Sadece Shang Jin’e yakalandığı için sinirlenmişti ve alışkanlıkla tartışmak için tartışıyordu. Yemeğini getiren diğer oda arkadaşları olsaydı kesinlikle minnettar olur ve utanırdı. Ama Shang Jin… Ye Zhou, Shang Jin’in onun bir baş belası olduğunu düşünmesinden en ufak bir endişe duymuyordu.

Çünkü Shang Jin gerçekten onun can sıkıcı olduğunu düşünseydi, kesinlikle doğrudan söylerdi.

Tabii ki bir şey daha vardı. Ye Zhou onun soğukkanlılığını kaybettiğini görmek için gerçekten sabırsızlanıyordu. Başaramamıştı çünkü diğer taraf çok güçlüydü, Ye Zhou’nun dileği henüz hiç gerçekleşmemişti.

Shang Jin’in yüzünün bir kez olsun değiştiğini gerçekten görmek isterdim…

Ve bu sefer Tanrı onun sesini duyup kısa sürede ihtiyacını karşıladı.

Ye Zhou’nun dikkati ders çalışırken ara sıra dağılıyor ve Shang Jin’i gözlemlerken aynı cümleleri tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordu. Beklemediği şey Shang Jin’in bütün sabah ders kitaplarına hiç dokunmaması ve oyun oynamak için kulaklıklarını takmasıydı.

Bu kasıtlı olarak korumasını düşürmesini sağlayan bir oyalama taktiği olabilir miydi?

Shang Jin’in kulaklıklarını çıkarmasından yararlanan Ye Zhou, ‘dedikodu’ tekniğini kullanıp “Gerçekten çalışmayacak mısın?” diye sordu.

“Sadece sınavlara giriyorum. Notlarla pek ilgim yok.”

Şu çileden çıkaran konuşma şekline bak!

Ye Zhou vücudunu esneterek döner sandalyeyi tuvalete doğru sürdü. Tuvalet kapısından yavaşça içeri girdi. İşini bitirdikten sonra banyo kapısını açmıştı ki Shang Jin’in konuşma sesini duydu.

“Beni neden arayıp duruyorsun… Bu senin işin, benimle ne alakası var… para, para, para, benimle ne zaman konuşsan paradan bahsediyorsun… Buluşmak istemiyorum… İstemediğimi söyledim. Kendini boşuna yorma!”

Telefon bir gümbürtüyle sert bir şekilde masanın üzerine fırlatıldı.

Ye Zhou bir an için dışarı çıkıp çıkmaması gerektiğini bilmeden banyo kapısının arkasına saklandı.

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him 18. Bölüm, novel Everyone Thinks That I Like Him 18. Bölüm, online Everyone Thinks That I Like Him 18. Bölüm oku, Everyone Thinks That I Like Him 18. Bölüm bölüm, Everyone Thinks That I Like Him 18. Bölüm yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him 18. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X