Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 3, Bölüm 68: Seçim

BÖLÜM 68: SEÇİM
***37.Kısım***
Josh, toprak yol boyunca ciddi bir ifadeyle yürümeye devam etti. Yanından geçen personeller ara sıra ona selam veriyordu ama onları fark etmedi. Düşüncelerde kaybolmuştu ve etrafa doğru dürüst bakacak vakti yoktu.
Laura’dan gelen telefondan sonra yatak odasından ayrıldı. Mark’ın söylediklerini duyduğundan beri bu konu hakkında ne yapacağını düşünüyordu. Görünüşe göre Chase’in de bundan haberi vardı.
<Her neyse, Miller zaten korumalarını umursamıyor, bu yüzden diğerlerinin geldikten sonra onunla ne yapacağını merak ediyorum.> Mark bunu söylerken gülüyordu ama Josh gülmedi.
Artık ona her şeyi anlatma zamanı gelmişti. ‘Yeterince bekledim. Bu fırsatı değerlendirip sakince konuşacağım. Çok şaşıracak.’
İç çekip kaşlarını çattı. Birden tuhaf bir şey hissetti. Durdu ve etrafa bakındı. Tek görebildiği Chase’in karavanıydı, başka bir şey göremedi. Karavan kapısı ardına kadar açıktı ve kapının önünde olması gereken Henry ortalıkta görünmüyordu. Bir terslik olduğu ortadaydı.
Josh solgun bir yüzle saçlarını karıştırdı. Tam o anda bir patırtı koptu ve dehşete düşüren bir silah sesi duyuldu.
“Chase!” İstemsizce bağırdı ve karavana doğru koştu.
***
Vicky bembeyaz olmuştu ve titriyordu. Ne yaptığını anlaması biraz zaman aldı.
“Ah, ne yaptım ben?”
İrkildi ve silahı fırlattı. Yere düşen silah bir kez sekti ve ardından Chase’in önünde durdu.
Henry, Vicky’nin önünde nefes nefese yatıyordu. Karnına bastırdığı parmaklarının arasından kıpkırmızı bir kan fışkırdı.
Güçlükle soluyarak bağırdı. “Ah, kahretsin… Ne yapıyorsun sen…”
Vicky şok içinde yere çöktü. “Ö-özür dilerim. Sadece seni tehdit etmeye çalışıyordum… Ah, ne yapacağım ben!”
Henry, “S*ktir! Ambulansı ara…! Beni gerçekten öldürecek misin?” diye bağırdı. İşin aslı kendisi bağırdığını düşünüyordu gerçekte sesi acı dolu inlemelerle ve zorla çıkmıştı.
“Ühhü.” Vicky ağlamaya başladı ve kısa süre sonra bakışlarını Chase’e çevirdi. “Hepsi senin suçun!”
Chase ani suçlama karşısında kaşlarını çattı. “Benim suçum mu?”
Vicky yaş dolu gözlerle dik dik bakarak “Evet!” diye bağırdı.
“En başta beni görmezden gelmeseydin bunlar olmayacaktı. O gün sen gittikten sonra ne kadar acı çektim biliyor musun? Bana o şekilde baktın ve benimle konuştun. Neden? Derdin neydi?”
Sesi sanki yaşadığı acıları hatırlıyor gibi çıkıyordu ve gözyaşlarıyla konuşmaya devam etti.
“Seni o kadar çok sevdim ki… Tüm çekim boyunca benden özür dilemeni bekledim! Ama sen ne yaptın? Sana su bile hazırladım, sense Omega gibi kokuyor diyerek hepsini attın! Sonrasında bana gülümsediğin için bu yaptıklarını görmezden geldim. Kimse fark etmedi ama o gün bana gülümsediğini biliyorum!”
Kısa süre sonra, Vicky heyecanla fısıldadı. “Elbette, sen Dr. Flame’sin ve ben de senin çiçeğinim. Senin sonsuz alevlerinde yanan gelininim…”
************************
ÇN: Flame kelimesi alev anlamına geliyor. İkinci cümlede sonsuz alevler kısmı bu isme atıf aslında.
************************
Chase cevap vermedi. Tepkisi karşısında Vicky yüzünü buruşturdu ve çok geçmeden gözleri büyüdü.
“Ama bak, bu tavrında ne böyle? Hepsi senin suçun! Benden daha önce özür dileseydin, beni böyle görmezden gelmeye devam etmeseydin, bunların hiçbiri olmayacaktı! Hepsi senin yüzünden, sen olmasaydın bu adam vurulmazdı!
“S*ktir beni vuran sendin ama neden…” Henry acı içinde inlerken asıl suçluyu işaret etmeye çalıştı. Ama ne Chase ne de Vicky onu duymadı. O ana kadar susan Chase, duvara yaslanıp aşağı baktı. Vicky’nin düşürdüğü silah hala oradaydı.
Vicky hıçkıra hıçkıra ağlarken Chase’in eğilip silahı yerden almasını izledi. Hala barut kokan tabancayı yerden alan Chase çevirerek konuştu.
“Öyle mi? O halde ölmeli miyim?” Birden silahı kendi kafasına doğrulttu.
Şok olmuş Vicky, gözlerini kocaman açtığında, Chase soğukkanlılıkla konuşmaya devam etti. “Çok basit. Sadece tetiği çekmem gerekiyor değil mi?”
“Chase, ben, bunları tüm kalbimle söyledim…”
“Şu anda ne yapıyorsunuz?” Aniden gelen sesle Chase ve Vicky aynı anda karavanın girişine doğru baktılar. Ardına kadar açılmış kapının önünde Josh solgun bir yüzle derin derin nefes alıyordu.
“Neden…”
Bakışları Henry’e ve yerde yatan kadına, ardından Chase’e ve son olarak da Chase’in elindeki tabancaya kaydı.
“Ne yapıyorsunuz?”
Josh şok olmuştu. Vicky korku içinde Chase’e ve Josh’a bakıyordu. Josh ne olduğunu anlayamıyordu. Henry neden vuruldu? Onu vuran bu kadın mı? O zaman Chase neden kafasına silah dayamış?
Hiçbir şey anlayamıyordu. Kesin olan tek şey Chase’i durdurması gerektiğiydi.
Josh, Chase’e bir adım yaklaşarak konuştu. “Sakin ol, Chase. Neler olduğunu bilmiyorum ama hadi konuşalım.”
Chase her an tetiği çekecekmiş gibi görünüyordu. Josh’un sırtından aşağı ürpertiler indi ve şakaklarından soğuk terler aktı. Vicky titreyerek onları izlemeye devam etti.
Josh, gergin sessizlik içinde adım adım Chase’e yaklaştı. Kulaklarında sadece nefes alışverişinin sesi yankılanıyordu.
Chase hala ifadesiz bir yüzle ona bakıyordu. Ancak silahı tutan eli hiç titremedi. Josh gözlerini Chase’in elindeki silahtan ayırmadan ağzını açtı.
“Sorun yok, Chase. Silahı indir ve konuşalım… Köpük banyosunu sever misin? Senin için sabunu köpürteceğim, sana masaj da yapacağım. Yemek istediğin bir şey var mı? Bana her şeyi söyle, çörek veya kurabiye, her şeyi yaparım….”
Josh çaresizdi, onu bir şekilde ikna etmesi gerekiyordu. Birkaç adım daha attı. Hızla Chase’le arasındaki mesafeyi kontrol etti. ‘Neredeyse oradayım, Chase. Biraz daha bekle.’
Ciddiyetle elini uzattı ama geri dönen tek şey Chase’in soğukkanlı gülümsemesiydi. “Geç kaldın.”
Ve tetiği çekti. Karavanda yüksek bir silah sesi yankılandı ve Vicky çığlık attı.
“…!”
Barutun keskin kokusu burnunun ucuna geldi. Bir an için gözlerini kapayan Chase, yavaşça gözlerini araladı. Hiçbir şey değişmemişti. Ağlayan Vicky ve kanlar içinde yerde yatan Henry hala aynıydı.
Sadece bembeyaz bir yüzle nefes nefese kalan Josh farklıydı. Fazla yakın duruyordu.
“…Lanet olsun!” Josh küfrederek ateş edilen silahı fırlattı. Az önce Chase’in kendini vurmaya çalıştığı silahtı.
“Or*spu çocuğu..!” Josh öfkeli bir şekilde Chase’i yakasından tuttu. Tereddüt etmeden Chase’i sürükledi. Sıktığı dişleri ve dik dik bakan gözleri o kadar korkunçtu ki, Chase’i her an öldürebilirdi.
Chase içinden ‘Bu şekilde ölmek o kadar da kötü değil.’ diye geçirdi. Yumruğunu kaldıran Josh durdu. Dudaklarını ısırdı ve hafifçe titreyerek elini uzattı. Chase bu sefer ona vuracağını düşündü ama Josh, Chase’in şakağına şefkatle dokundu.
Josh dokunana kadar merminin onu sıyırdığını fark etmemişti.
Josh ağzını açtı. “Neden?” Titrek bir sesle, “Bunu neden yapıyorsun?” diye sordu. İçini çekerek devam etti. “Neden ölmeye çalışıyorsun?”
Sinirlenen Josh’un gözleri yaşla doldu. Chase şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Bir süre ikisi de hiçbir şey söylemedi. Sessizce birbirlerinin nefesini dinlediler.
Ta ki, dışarıdan ayak sesleri duyulana ve Isaac koşarak içeri girene dek.
“Bir sorun mu? Bay Miller, iyi misiniz…” diye bağırırken gördüğü manzara karşısında şaşkınlıkla duraksadı. Onunla birlikte devriye gezen Seth de aynı şeyi yaptı ve gözlerini şaşkınlıkla kocaman açtı. “Tüm bunlar da ne?”
Kısa süre sonra Vicky’i fark etti. Devriye gezerken tanıştığı kadındı. ‘Sık gördüğüm bir oyuncu olduğu için pek umursamamıştım ama bu da ne demek oluyor?’
Ancak neler olduğunu düşünecek zamanları yoktu.
Isaac, “Henry! Tanrım, burada ne oldu!” diye bağırdı. Yarı baygın haldeki Henry’e doğru koştu. Henry bir şeyler fısıldadığında Isaac şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne oldu? Öleceğini mi düşünüyor?” Seth’in sorusu üzerine Isaac gözlerini kırpıştırarak “Hayır” dedi.
Sonrasında derin bir nefes aldıktan sonra ağzını açtı. “Ambulans çağır.”
“Ve polis.” Josh’un sesi üzerine Isaac ve Seth aynı anda ona baktılar. Duygularını yatıştıran Josh, silahı bir mendile sardı ve Seth’e uzattı.
“Daha fazlası için, polisten soruşturma yapmasını isteyin… C’nin sakinleştiğinde ifade vereceğini söyleyin.”
Seth, Chase’e baktıktan sonra “C iyi mi?” diye sordu.
“Sadece sıyırdı. Sağlıkçılara onu tedavi etmelerini söyleyeceğim.”
Josh’u sözlerini bitirdikten sonra Isaac konuştu. “911’den önce revire gidip ilk yardım bulsak daha iyi olur. Henry, bana tutunabilir misin?”
“Ben iyiyim, seni aptal.”
“Evet, rahatladım.” Isaac kuru bir sesle cevap verdi. Sonra hızla kolunu Henry’nin omzunun altına koydu ve onu kaldırdı.
Önde Isaac’in yardımıyla topallayarak uzaklaşan Henry ve arkalarında Seth ve Vicky karavandan ayrıldı. Vicky sanki tamamen şoka girmiş gibi dalgındı ve daha fazla ağlamadan, ona söylendiği gibi ağır adımlarla yürüyordu.
Josh hemen Mark ve Laura’yı aradı. Durumu açıklayıp bundan sonra ne yapılacağına dair talimatları aldıktan ve setteki asistan doktorla iletişime geçtikten sonra telefonu kapattı.
Yorgun bir şekilde iç çekip başını çevirdiğinde, Chase’in başı önde yerde oturduğunu gördü. Josh onu bir süre izledikten sonra yanına yaklaştı.
Chase ayak seslerini duymasına rağmen tepki vermedi. Josh sonunda tam önünde durup ona baktı.
“Chase.” Tek dizinin üzerine çöküp ona doğru eğilen Josh ağzını açtı. “Bunu neden yaptın?”
“…”
“Neden tekrar ölmek istedin?” Josh tekrar sordu ama Chase hâlâ sessizdi. Josh bir cevap duymak için ne kadar beklemesi gerekirse gereksin bekleyebilirdi. Bununla beraber çok geçmeden Chase konuştu. “Ben ölürsem ağlar mısın?”
Josh alçak bir sesle cevap verdi. “Evet.” Fısıldayarak, “Çok ağlarım.” dedi.
“…” Chase yine sustu. Birden Josh tuhaf bir duyguya kapıldı. Chase’in yüzünü kontrol etmek için yavaşça başını eğdiğinde duraksadı. Chase ağlıyordu.
“…Chase.”
Josh bir mendil çıkarıp yüzünü silmek istedi ama cebinin boş olduğunu fark etti. Mahçup bir şekilde etrafa baktı ve tekrar Chase’e döndükten sonra istemsizce derin bir iç çekti.
Chase hala ağlıyordu, gözyaşları yanaklarından aşağı akıyordu. Koyu mor gözleri ıslaktı.
Gözyaşları yanaklarından aşağı süzülüyor, çenesinde biriktikten sonra yere düşüyordu. Dökülen gözyaşlarına yenileri ekleniyordu. Josh konuşamıyordu çünkü Chase’in sessizce döktüğü gözyaşları göğsünü sıkıştırıyordu.
“Chase.” Sonunda tekrar seslendiğinde, Chase yavaşça başını kaldırdı. Josh göz göze geleceklerini sandı ama kısa süre sonra Chase’in gözleri tekrar yaşlarla doldu.
“Ha,” Chase titrek bir nefes aldı. Başını eğdi ve Josh’un dudaklarını öptü. Ağzında tuzlu tadı hisseden Josh, gözlerini açtığında tam önünde Chase’in yüzünü gördü.
“Seni seviyorum.” Chase onu sevdiğini itiraf ettikten sonra alt dudağını ısırdı.
Josh, hıçkırıklarını nefes alarak bastırmasını izledi. “Haa,” Chase kısa bir nefes verdikten sonra tekrar ağzını açtı. “O kadına gitme.”
Josh güçlükle “…Kadın mı?” diye sordu. Şaşkın bir halde Chase’e baktığında, Chase nefesini kontrol altına almaya çalışarak ağzını açtı.
“Kulak misafiri oldum. Senin… bir oğlun olduğunu ve annesini beklediğini duydum.”
Josh bir an kalakaldı. Onun titreyen bakışlarını yanlış anlayan Chase konuşmaya devam etti.
“Erkeklerle ilgilenmediğini söyledin, yani o bir kadın Alfa olmalı, değil mi? Çocuğu sen doğurmuş olmalısın… Karnındaki ameliyat izlerinin de sezaryen izi olduğunu biliyordum.”
Josh bu sözler karşısında ne diyeceğini bilemedi. Josh’a bakan Chase yeniden ağlamaya başladı.
“Beni seç.”
“…”
“Onu değil, beni seç.” Chase hıçkırıklarla yalvardı. “Lütfen… Ne istersen yaparım, istediğin her şeyi yaparım.”
Chase duygularına hakim olamayarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam etti. Josh, onun ağlamasına daha fazla dayanamadı. Dudaklarını zar zor kıpırdatıp konuştu.
“Öyle söyleme, ya kötü bir adam olduğum için dilenci olursam?” Josh hafifçe titreyen bir sesle şaka yaptı ama Chase ciddiydi. “Umrumda değil.”
“Bir fahişe olmak istemiyorum.” (ÇN: Chase lafı her şeyi veririm getirdiği için, Josh burada seninle paran için birlikte olan biri olmak istemiyorum demek istiyor.)
Chase’in yüzü şok olmuş gibi mosmor oldu. Josh onu rahatlatmak için öptü. Göğsü sızlarken, endişesini bastırarak nefesini tuttu.
“Bu yüzden mi feromonlarını azalttın?”
“…”
“Senden gerçekten hoşlanıp hoşlanmadığımı anlamak için mi?”
Chase yine cevap vermedi. Ancak, ona bakan yaşlı gözler endişeyle doluydu. Josh kendini suçlu hissederek ona sarıldı. ‘Ne zamandır bunun için endişelisin?’
Chase’in duygularının gerçekliği şüphe götürmezdi. Josh çok az feromon kokuyordu. Ama Josh’un durumu farklıydı. Feromonları tarafından baştan çıkarıldığına dair sürekli şüphelenip acı çekmiş olan Chase’i görmek Josh’un yüreğini sızlattı.
“Seninle feromonların yüzünden yatmadım.”
“Neden yattın o zaman?”
Josh bir süre düşündükten sonra cevap verdi. “Yüzünü beğendiğim için seninle yattım.”
“…”
Chase’in bir şey söylemediğini gören Josh, bir kez daha vurguladı. “Yüzünü, feromonlarını değil.”
Josh gülümserken, ‘Artık sadece yüzün değil,’ diye düşündü. Bu saatten sonra ertelemek için bir nedeni yoktu. Chase’in acısına son vermesi gerekiyordu.
“Her şey için üzgünüm.” Josh konuşmaya devam etmeden önce onu dudaklarından öptü ve ekledi. “Seni oğlumla tanıştıracağım…”
Chase’in yüzü sertleşti. Josh, Chase’in endişeyle titreyen gözlerine bakarak şefkatle konuştu. “Endişelenme, seni sevecek. Çünkü…”
‘Çünkü seni seviyorum.’ Son sözler dilinin ucunda durdu. Chase bir sonraki sözlerini bekler gibi Josh’a baktı ama Josh devam edemedi. ‘Her zaman rastgele seni seviyorum dedim ama neden şimdi söyleyemiyorum?’
“Çünkü…” Lafı tekrar gevelemeye başladığında telefonu çaldı. Josh cevap vermek için aceleyle ayağa kalktı.
“Evet, Mark. Ah… Öyle mi? Evet, her şey halloldu. Seni bekleyeceğim. Tamamdır.”
Telefonu kapatıp hâlâ yerde oturan ve ona bakan Chase ile konuştu. “Doktor gelecek. Şimdilik uzan biraz.”
Josh, Chase’i kaldırdı ve yatağa götürdü. Bir havluyu suyla ıslattı ve yüzünü sildi. Josh kurumuş kan lekelerini temizlerken Chase kaşlarını çattı.
“Acıyor mu?”
“İyiyim…” Bunu söylerken bile, havlu yarasının çevresine değdiği anda irkildi. Görünüşü çok güzeldi, bu yüzden Josh onu dudaklarından öptü.
“…Neden beni öpüp duruyorsun?”
Chase sorana kadar Josh onu beş defadan fazla öptüğünü fark etmemişti. Tek bir cevabı vardı.
“Çünkü güzelsin.”
“…Ah.”
Chase şaşkınlıkla içini çekti. Josh gülümsedi. Tam o sırada, dışarıdan bir ses duydular. Doktor ve Laura karavana koştular.
Tedavi sırasında Josh dışarı çıktı ve bir sigara çıkarıp ağzına koydu. Elleri hafifçe titrediği için ateşi yakmakta zorlanmıştı.
“Hahh.” Ancak dumanı üfledikten sonra söyleyecekleri üzerinde düşünebildi. ‘Her şeyi itiraf etmeliyim.’ Dumanı bir kez daha içine çekti. ‘Chase her şeyi öğrendikten sonra yine beni sevdiğini söyleyebilecek mi?’
Yorum