Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 3, Bölüm 66: Yemekhane

BÖLÜM 66: YEMEKHANE
“Haa…” İstemsizce içini çeken Josh utanarak kızardı. Chase’in feromonu azalmıştı, bu sayede Josh bir dereceye kadar bilincini geri kazanmıştı. Ona neden uyumadığını sormak üzereydi ki Chase konuştu. “Kimdi?”
Merakla Josh’un kulağını okşadığında Josh sorduğu sorunun ne anlama geldiğini çabucak anladı. Chase, Josh’un kulaklarındaki işaretle oynamaya devam ederek tekrar sordu. “Kim bıraktı bunu?”
“Kim olabilir?” Josh bilmiyormuş gibi sorduğunda, Chase kendinden emin bir şekilde cevap verdi. “Onu öldüreceğim.”
‘İntihar etmek istediğini mi söylüyorsun?’ Josh bir an için, bu adamın dünyadan kaybolması halinde insanlığın neler kazanacağını ve neler kaybedeceğini düşündü. Ardından kendi kendine sordu ‘Şaka mı yapıyor yoksa ciddi mi?’
“Üzerine yeni bir iz bırakabilirsin.” Josh, Henry’nin fikrini öne sürdüğünde Chase’in cevabı değişmedi. “Önemli değil, onu öldüreceğim.”
Josh söyleyecek başka bir şey bulamadı. ‘Şimdi izi bırakanın sen olduğunu söylemeli miyim?’
Chase’in şoka girmemesi için biraz daha beklemek kötü bir fikir olabilirdi. Ona şimdi gerçeklerden bahsetmek daha iyi gibi görünüyordu. Josh kararını verdi ve ağzını açtı.
“O…” Tam konuşacakken Chase üzerine çıktı ve onu dudaklarından öptü. Dolayısıyla Josh konuşma şansını kaçırdı. “Bekle,” onu durdurmaya çalıştı ama Chase izin vermedi. Elini aşağı indirdi, kendisinin ve Josh’un penisini aynı anda tuttu.
“Ah,” Josh’un ağzından beklenti dolu bir inilti çıktı. Josh sabırsızca Chase’in eline uzandı ve penislerini birbirine sürtmeye başladı.
“Haa, haa. Haa, haa.” Düzensiz nefesleri birbirine karıştı ve Josh’un deliği yeniden ıslandı.
“Joshua.” Chase boşalmadan önce alaycı bir şekilde elini durdurdu. “İçine sokayım mı?”
Cevap çoktan belliydi. Josh başını salladı. Ve Chase’in penisi nazikçe gevşetilen deliğe girdiğinde, Josh çabucak boşaldı.
***36.Kısım***
“Durun, kestik!”
Yönetmenin gergin bağırışı üzerine oyuncular durdu ve ona baktılar. Diğer personeller de yönetmene baktı ama yönetmenin baktığı tek bir kişi vardı.
“Chase, senin neyin var? Bugün neden konsantre olamıyorsun!” Yönetmenin sözleri üzerine bütün gözler Chase’e çevrildi. Elini özenle taranmış saçlarından geçiren Chase duraksadı. Havada duran eli sıkıntılı bir şekilde dordu ve yere düştü. Onu bu halde gören yönetmen yine küfür etti. “Lanet olsun! 30 dakika ara veriyoruz!”
Yönetmen “Ben gidiyorum!” diye bağırarak öfkeyle uzaklaştı. Kendi kendine konuşuyor gibiydi ama kime söylediği ortadaydı. Buna rağmen Chase ifadesiz bir yüzle arkasını döndü.
Kaçırıldıktan sonra çekimlere döndüğünde Chase’in durumu daha da kötü bir hal almıştı ve sık sık basit hatalar yapıyordu. Yönetmenden her türlü bağırışı ve sözü duymuştu ama yine de değişen bir şey olmamıştı. Sonunda iki günlük bir tatil verilmişti ancak bu her şeyi daha da kötüleştirmişti.
“Bunu daha fazla erteleyemem.” Yönetmen başını ellerinin arasına aldı ve sızlandı. Çekimler zorla durdurulmuştu ama Chase’in durumu aynı kalmıştı. Sanki bir şeylere dalmış gibi konsantre olamıyor, repliklerini unutup duruyor ya da boş boş bakıyordu.
Yönetmen kısa bir aranın ardından çekimlere devam etti. Ama bu sefer işler daha berbat hal almıştı. Chase, sahneyi birçok kez tekrarladıktan sonra, Naomi’ye vermesi gereken dergiyi kaybettiğinde her yerden iç çekişler yükseldi.
“Daha fazla böyle devam edemeyiz, bugünlük burada bitirelim… Neden böylesin? Aklın hangi cehennemde?” diye bağıran yönetmen sonunda çekimin bittiğini duyurdu ve ertesi gün bu sahnelerin yeniden çekilmesine karar verdi.
Bu durum birkaç gündür tekrar ediyordu. Hepsi Chase’in suçuydu ama özür dilemedi, utanma belirtisi bile göstermedi. Onun karavana doğru gidişini izleyen yönetmen başını salladı. “Artık oyuncuları değiştiremem.”
Acı içinde içini çekti ancak buna bir çözüm bulması mümkün değildi. Kendi kendine küfür ettikten sonra o da oradan ayrıldı.
***
“…Yani…yine…yaptınız…”
Laura yanında bir şeyler söylemeye devam ediyordu ama Chase söylediklerinin tek kelimesini bile duymamıştı. Aklı tamamen Josh’la doluydu. Etrafına bakınan Chase’i gören Laura, sanki Chase’in etrafına bakması artık doğal bir şeymiş gibi ağzını açtı.
“Josh’un akşam çalışacağını duydum, sanırım şimdi yatak odasında dinleniyor. Gelmesini isteyeyim mi?”
Sözlerini bitirir bitirmez Chase hemen arkasını döndü ve korumaların kaldığı yere doğru yöneldi. Laura iç çekti ve onu takip etti. Artık bu bir alışkanlık haline gelmişti. Chase’in arkasından Laura, Isaac, Seth ve menajeri de peşinden gitti.
Sonunda Josh’un kaldığı yere vardığında, Chase derin bir nefes aldı. Bir süreliğine duraksadıktan sonra öncekinden daha hızlı bir şekilde yürümeye devam etti.
Vardıklarında yatak odası boştu. Bunu görmek Chase’i dehşete düşürmüştü. Kısa bir süre sonra Chase kaşlarını çatarak arkasını dönüp dışarı çıktıktan sonra onu takip edenler tekrar peşinden koştu. Bu da sık sık tekrarlanan bir durumdu.
“Josh, Beta olduğu konusunda ne kadar yalan söylemiş olursa olsun, onu gereğinden fazla gözetim altında tutmuyor mu?”
Boğuk bir sesle homurdanan Isaac’e bakan Seth kendi kendine mırıldandı. “Bu kadar sersemken bu dünyada nasıl yaşıyorsun…?”
“Ha? Ne dedin?”
Seth kafası karışmış bir şekilde soran Isaac’e başını salladı. “Hiç, hiçbir şey.”
Laura aniden arkasına baktı ve Seth’e, “Josh’u arayabilir misin? Nerede olduğunu öğrenmek için.” diye sordu.
“Tamamdır.” Seth hiçbir şey söylemeden telefonunu çıkardı. Telefon bir süre çaldıktan sonra, Josh telefona cevap verdi.
“Neredesin?”
Seth birkaç kelime konuştuktan sonra, Laura’ya Josh’un nerede olduğunu söyledi. “Yemek yiyormuş. Muhtemelen personelin yemek yediği yerde…”
Cümlesini bitiremeden Chase durdu. “Nerede?”
Laura alçak sesle bir yönü işaret etti. “Bu tarafta Bay Miller, Ben Josh’u çağıracağım, biz gelene kadar neden karavanda beklemiyorsunuz…”
Laura makul bir çözüm önerdi ama Chase elbette onu dinlemedi. Hızla yön değiştirdikten sonra peşindeki grupta onu takip etti.
Öğle yemeğinden sonra restoran oldukça boştu. Geç yemek yemeye gelen birkaç personel, açık büfenin önünde duruyordu. Chase, içeri girer girmez Josh’u buldu. Et ocağının önünde durmuş bir şeyler söylüyordu. Onu gören Chase’in yüzü aydınlandı.
“Joshua…”
Farkında olmadan ona seslendikten sonra duraksadı. Josh yalnız değildi. Yanında durup onunla sohbet eden minyon kadını gördüğü anda Chase’in aklı başından gitti. Sadece bu da değildi. Josh bir şey söyledikten sonra kadın kahkahalara boğuldu.
İstemsizce yumruklarını sıkan Chase, hızla Josh’a doğru yürüdü.
*
*
Öğleden sonra kaldığı yerden çıkan Josh, etrafta dolaşarak personel yemekhanesine gitti. Akşam vardiyası için yeterince dinlenmişti ve şimdi yemek yiyecekti.
Yemekhane, ağaçlar ve çimenler nedeniyle sık sık böceklerin saldırısına uğrayan bir yerdeydi bu yüzden zaman zaman kapıyı kapatıp klimayı açmak zorunda kalıyordular. Yoğun olmayan saatlerde bile çalışmaya devam eden klimanın fanına bir göz atan Josh, kapıyı açıp içeri girdi.
Vardığında ne öğle ne de akşam yemeği saati olmadığı için restoranın içi kalabalık değildi. Hemen bir tabak aldı ve bir köşesine salata koydu. Sonunda boş bir et tezgahı bulduğunda hiç tereddüt etmeden oraya doğru yürüdü.
“Ah.” Neredeyse onunla aynı anda gelen kadın nefes verdi. Josh bir adım geri çekildi ve gülümseyerek elini uzattı. “Önce sen seç.”
“Teşekkür ederim.” Gülümsedi ve ateş başındaki personelle konuştu. “Lütfen iyi pişmiş olsun.”
Personel ateşe büyük bir parça biftek koydu ve Josh’a doğru baktı. Sen nasıl istersin, diye sorar gibiydi.
“Az pişmiş yapabilir misiniz? Teşekkürler.” dedikten sonra personel etleri karıştırdı ve hem büyük hem de iştah açıcı bir et parçası çıkardı.
“Ah, bu ayrımcılık mı? Benimkinden daha iyi görünüyor.”
Personel, kadının şakasına gülmedi. Kadın utanarak başını çevirdi ve Josh’la göz teması kurdu. Garip bir şekilde güldükten sonra öksürdü ve başka bir konu açtı.
“Bay Miller’ın korumasısın, değil mi? Sence nasıl, buna değer mi? Zorlu biri olduğu söyleniyor.”
Kendisini başka bir oyuncunun sekreteri olarak tanıtırken acıyan bir ifade takındı. Josh her zamanki gülümseyerek karşılık verdi.
“Zor olsa da buna değer…” cümlesinin devamında bir iltifat eklemek istedi ama aklına hiçbir şey gelmedi. Kaçınılmaz olarak sözlerini bitirdi.
“Yüzüne bakınca ne demek istediğini anlıyorum.”
“Ah, doğru. Ben de ona hayranım. Oyuncuları izlemenin sıkıcı olduğunu düşünürdüm ama Bay Miller…”
Kadın sanki bir şey hatırlamış gibi bir ifadeyle Josh’a baktı ve konuştu. “Kadın kıyafetleri içindeki çekimlerini gördün mü?”
“Evet, elbette.”
“Bu kadar yakışacağını bilmiyordum. Farkında olmadan büyülenmiştim.” Hemen ekledi. “O reklamı biliyor musun?”
Josh gözlerini kıstı ve ritimli bir şekilde şarkıyı söyledi. “Tatlı, tatlı.”
“Arkadaşım çikolata.” Şarkıyı devam ettiren kadın kahkahalara boğuldu. Josh da ona gülümsedi. Tam o anda, biri onu omzundan tuttu ve sertçe kendine çevirdi.
“…Ah.” Josh şaşkınlıkla haykırdı. Ama yumruğunu savurmadı. Çünkü karşısındaki kişinin kim olduğunu bakmadan tahmin etmişti.
“Chase… Bay Miller.” Beklediği yüzü gördükten sonra istemsizce adını söyleyen Josh, çabucak düzeltti. Sonra sessizlik oldu. Chase’in bakışları Josh’tan yanındaki kadına kaydı.
Ortamdaki havanın değiştiğini fark eden kadın şaşkınlıkla başını çevirip etrafına bakındı. Tam o sırada, eti pişirmiş olan personel ızgarayı tabağa koydu ve kadın teşekkür ederim bile etmeden aceleyle oradan ayrıldı.
Josh onun gidişini izledikten sonra tekrar Chase’e baktı. Aynı şekilde kadının gidişini izleyen Chase de bakışlarını tekrar Josh’a çevirdi. “Bu kadın da senin kardeşin mi?”
Alaycı sorusuna Josh dürüstçe “Hayır,” diye cevap verdi. “Beklerken sohbet ettik… Başka bir şey değildi.”
Ama Chase aynı şeyi düşünmüyordu. Josh’u kolundan tutup sertçe çekiştirdi. Chase’in peşinden gelen grup aceleyle yanlarına koştu ve onları takip etti. Arkasına bakmadan karavana doğru yürüyen Chase, Josh’u içeri sürükledi ve kapıyı kapattı.
“Patt,” Çarpma sesi sessiz arazide yankılandı. Arkasından gelenler gerginlikle göğüslerine dokundular.
Nefes nefese kalan Laura solgun bir yüzle alnını silerek konuştu. “Bugünkü çekimler bitti, yani herkes geri dönebilir. Bay Miller’ın bir isteği varsa lütfen benimle irtibata geçin. “
“Tamamdır.” Seth ekledi. “İki saat sonra Josh’un vardiyası başlayacak, bu yüzden geri kalanı Josh’un halledeceğini düşünüyorum.”
“Sanırım.” Laura tuhaf bir ifadeyle karavana baktıktan sonra Seth’e döndü. Seth, Laura’nın ne düşündüğünü anladı ama fark etmemiş gibi yaparak arkasını döndü. Laura ciddi bir ifadeyle kendi kendine mırıldandı. “Mümkün değil.”
Seth içinden ‘Doğru olmalı,’ diye düşündü. Kısa süre sonra Laura ve diğerlerini selamlayıp Isaac’le birlikte oradan uzaklaştı.
O zamana kadar yanında sessizce duran Isaac ağzını açtı. “İçeri girmemiz gerekmez mi? Ya Josh tek başına dövülüyorsa?”
“Josh öylece dayak yiyecek biri mi? Sebepsizce ortalığı karıştırma.” Seth gelişigüzel bir şekilde fikrini reddetti. Utanan Isaac başını kaşıdı, sonra endişeyle arkasına baktı.
‘Umarım bir şey olmaz.’
*
*
İçerisi sessizdi. Chase, Josh’u karavana sürükledikten sonra tek kelime etmedi. Josh aç olduğu için gergindi ama şimdilik mevcut duruma odaklanmaya karar verdi.
**************************************************************************************
Bebekler herkese merhaba ♥
Giderek sona yaklaşıyoruz. Seri final vereceği için içten içe çok mutluyum. Chase, Josh’u kaybetme korkusu yaşadığı için ne yapacağını şaşırmış durumda. Bakalım neler olacak.
-Ashily
Yorum