Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 3, Bölüm 60: Teklif

BÖLÜM 60: TEKLİF
***31. Kısım***
Josh, Laura’nın söylediklerini tekrarladı. “İlaç mı alacaksın?”
Derin bir merakla, ‘Chase hala ilaçsız yaşayamıyor mu?’ diye sorgularken, aniden Chase’i son zamanlarda ilaç içerken görmediğini fark etti. ‘Bu durumda çok fazla ilaç kalmış olması lazım, yenilerini daha sonra alsak olmaz mı?’ diye düşündü.
Ama bunu bilmesi mümkün olmayan Laura başını salladı. “Evet, yenilerini alma zamanı. Sakıncası yoksa beni bırakır mısın? Arabamın lastiği patladı.”
Laura özür diler gibi gülümsedi. Olabildiğince nazikti ancak asıl sorun Chase’di. Josh’un Laura’yla birlikte gitmesini yanlış anlayıp kıskandığını hayal edebilen Josh, her zamanki gibi gülümsedi. “Neden tek başıma gitmiyorum?”
“Gerçekten mi? Bunu yapabilir misin?” Laura şaşkınlıkla sordu ve Josh başını salladı. “Sadece ilacı almam gerekiyor, değil mi? O zaman sanırım yalnız gidebilirim.”
İşin aslı Josh, Steward’a hâlâ tam olarak güvenemiyordu ancak buna rağmen ilacın azaltılıp azaltılamayacağını sormak istiyordu. Josh’un ne düşündüğünü bilmeyen Laura gülümseyerek, “Bunu yaparsan minnettar olurum… Aslında son zamanlarda başım dertte, bu yüzden aklımı kaçırmak üzereyim.” dedi.
Kaşlarını çatıp başı ağrıyormuş gibi alnına dokunduğunda, Josh meraklandı. “Ne oldu… Bay Miller’la ilgili bir sorun mu var?”
‘Program yüzünden mi?’ Josh tahmin etmeye çalıştı ama yanılmıştı. Laura başını iki yana salladı ve yorgun bir sesle açıkladı. “Bir dava açıldı. Bay Miller’ın başının belaya girdiği son seferi hatırlıyor musun?”
Josh aceleyle hafızasını yokladı. Aklına gelen sadece bir iki şey değildi. Neyse ki fazla düşünmesine gerek kalmadan Laura cevap verdi. “Başka bir oyuncunun dilini ısırdığı olay… Şükür ki ameliyatı iyi geçti ancak iyileşmesi birkaç ay sürecek. Bu sırada tedavi masraflarının ve zararlarının ödenmesini talep ediyorlar. İsteklerini yerine getirmezsek bize dava açacaklarını söylediler.”
Laura şikayet eder gibi devam etti.
“Nathaniel Miller’la temasa geçtiğimde, şu anda meşgul olduğunu ve mahkemeye çıkmaya vaktinin olmadığını bu yüzden onlara istediğini verip bunu bitirmemi söyledi… Belki de ortasında olduğu cinayet davası yüzündendir ama beş dakikadan kısa bir süre sonra telefonu kapattı. Panik içinde Grayson Miller’ı aradım.”
Josh, bundan sonra ne söyleyeceğini artık tahmin edebiliyordu. Laura içini çekerek ekledi “Avukatı onu savunmayacağını söylediyse ben ne yapabilirim, istedikleri her şeyi ver,” dedi.
‘Biliyordum.’ Laura, kendini karmakarışık hisseden Josh’la konuşmaya devam etti.
“İstedikleri miktardan bahsettim ve bunun beni rahatsız ettiğini söyledim. Bunun Nathaniel Miller’a daha pahalıya mal olacağı doğru. Ama öyle olsa bile, bunu söylemesi yapmaktan kolay. Ayrıca film şirketinin de yapımın ertelenmesi nedeniyle zararların tazminini istediğinden bahsettiğimde onların istediği şeyleri de vermemi söylediler. “
Laura tekrar içini çekti. Şimdiye kadar onlarla bir profesyonel şekilde çalışmıştı ama birdenbire gerçeklik duvarını hissettiği için hayatı sorguluyordu. Kısa bir nefes verdikten sonra, “Zenginler için hayatın nasıl bir şey olduğunu asla anlayamayacağım.” diye mırıldandı.
Josh kısaca cevap verdi. “Merak etme, onlar da bizim hayatımızın nasıl olduğunu asla anlamayacaklar.”
Laura “Haklısın.” dedi ve güldü. Josh da dudaklarında bir gülümsemeyle ona baktı. Laura güldükten sonra çok daha rahatlamış görünüyordu. “Tamam o zaman sana güveniyorum Josh. Steward’a senin gideceğini haber vereceğim.”
“Tamamdır.” Kısa bir vedalaşmanın ardından Josh saatine baktı. Öğleden sonra, Seth’in vardiyası gelmiş olacağından o sırada hastaneye gitmeyi planladı. ‘Ayrıca ilaçlarla ilgili bilgi alabilirim’ diye düşündü.
‘İlaçları düşüncesizce bırakması doğru değil, ancak danışarak azaltmasında bir sakınca yok. Daha önce aşırı doz alarak sorun yarattığı göz önünde bulundurulursa dikkatli düşünülmesi gereken bir konu.’ Josh, Steward’la neler konuşacağını düşünerek harcayacağı zamanı hesapladı.
***
Mola vakti geldikten kısa süre sonra Chase’in birini arıyor gibi göründüğünü düşünen Laura hızla yaklaşıp kontrol ettikten sonra şaşkın bir şekilde “Bir şeye mi ihtiyacınız var?” diye sordu.
Birden, Chase’in bakışları Laura’ya kaydı. Chase’in çarpık alnı onda kötü bir his uyandırdı ve içten içe bir endişeyle ona baktı.
“Hayır, bir şey yok.” Neyse ki, Chase umursamaz bir şekilde cevap verdi ve başını çevirdi. Ondan sonra Laura rahatça bir iç çekti ve konuşmaya devam etti.
“İlaçlarınız bitmek üzere, değil mi? Herhangi bir şikayetiniz varsa lütfen bana söyleyin. Josh bugün ilaçlarınızı almaya gidecek.”
Konuşmasını bitirir bitirmez Chase’in bakışları ona döndü ve gergin bir şekilde sordu “Joshua mı?”
“…? Evet benim gitmem gerekiyordu ama arabamın lastiği patladı. İlacı almaya gitmeyi teklif ettiğimde tek başına gidebileceğini söyledi.”
Laura geçte olsa bunu söylemesine gerek olmadığını fark etti ama her şeyi çoktan söylemişti. Neyse ki onu dinledikten sonra Chase’in yüzü biraz yumuşadı. Laura bu fırsatı kaçırmadı ve konuşmaya devam etti. “Değiştirdiğiniz ilaç nasıldı? Bir sıkıntı oldu mu? Şimdi de aynısından isteyeyim mi?”
Tekrarlanan soruya aldığı yanıt sinir bozucu derecede kısaydı. “Ne istersen yap.”
“Ah, tamam…” Laura’nın utançtan dili tutulmuştu.
30 dakikalık mola sırasında, Chase bir sonraki sahne için makyajı ve kıyafeti kontrol ederdi ama bugün sanki hiçbir şeye dokunmamış gibi çok zamanı kalmıştı.
Hazırlanan sandalyeye oturdu ve bir sigara çıkarıp ağzına koydu. Dumanı yavaş yavaş içine çekerkenki görüntüsü o kadar güzeldi ki Laura bunu her gördüğünde kalbi duracak gibi olurdu. Ondan her türlü sert sözü duymuş olmasına ve göremediği şeyleri görmesine rağmen, böyle zamanlarda her şeyi unutur ve ona tutulmuşçasına bakardı.
“Hah,” Chase içine çektiği dumanı üfledi. Solgun yanaklarında hiç renk yoktu. Sanki her an kaybolacakmış gibi boş gözlerle uzaklara bakıyordu.
Laura, Chase Miller’ın neden bu kadar boş gözlere sahip olduğunu hep merak ederdi. ‘Zenginlik ve şöhretten yakışıklılığa kadar her şeye sahip bir adam değil mi o?’
Laura bir kez daha cevap bulamadan ona bakarken, Chase konuştu. “Güvenlik ekibinin başına bir şey soracağım, buraya gelmesini söyle.”
“Peki.” Laura aceleyle arkasını döndü ve telefonundan numarayı tuşladı. Aynı anda Naomi’nin onlara doğru yürüdüğünü gördüler. Kısa süre sonra bağlantı sesi duyuldu ve Laura hızla Mark’a durumu açıkladı.
Naomi yaklaştı “Chase, bana bir sigara verir misin?” diye sordu. Chase sessizce ceketinin cebinden çelik kutuyu çıkardı ve uzattı.
“Teşekkürler, canını sıkan bir şey mi var?” Naomi gülümsedi, bir tane çıkardı, ağzına koydu ve kutuyu geri verdi. “Neden bu kadar gerginsin?”
Chase, sigara içerken konuşan Naomi’ye baktı. Naomi ona kaşlarını çatarak bakan Chase’e gülümsedi. “Bugün çok depresif görünüyorsun.”
“Boşver.”
“İsterdim ama senin iyi durumda olmaman beni de etkiliyor. Bir şey olmadıysa ne mutlu bana.”
Chase yine sustu. Ona yukarıdan bakan Naomi tekrar şansını denedi. “Geçen sefer söylediğin şey yüzünden mi? Bir partneri varken seninle yatan kişi?”
Chase hızla başını kaldırdı. Naomi tepkisinden bunun doğru olduğunu düşündü ama Chase’in de saklamaya niyeti yok gibiydi. Naomi Chase’in sert bakışları karşısında içten içe ürkmüştü ama sigarasını ağzına götürerek bir sorun yokmuş gibi davrandı.
“Zor bir varsayım değil, değil mi? Yine de kim olduğunu bilmiyorum ama Miller ailesinden birini bu şekilde seçenek olarak görmesi inanılmaz bir şey.”
Naomi komikmiş gibi güldü ve Chase hiçbir şey söylemeden bakışlarını kaçırdı. Naomi kaşlarını kaşlarını çatarak sigara içen adama baktı ve ağzını açtı. “Evli mi?”
“Karışık.”
“Öyle görünüyor.”
“…” Chase, gergin bir şekilde dumanı içine çekti ve konuştu. “Bir çocuğu var ama evli değil… Sanırım.” Son sözlerini emin olamadan ekledi. Naomi, onun gergin bir şekilde saçlarını karıştırdığını görünce garip hissetti.
Kardeş olmalarına rağmen Grayson ve Chase birbirlerinden çok farklıydı. Chase’i yüzünde bir gülümsemeyle her zaman ortalığı karıştıran bir playboyla karşılaştırmak, onun için üzülmesine neden oldu. ‘Chase en azından insan. Bir düşününce Grayson’ın gülümsemesi bile sahte gibi.’
Naomi kaşlarını çatarak dumanı içine çekerken Chase’in saçlarının ortası görüş alanına girdi. Boyu 1.80’in çok üzerinde olan bir adamın saçlarının ortasını görmek sık yaşadığı deneyim değildi. Gür saçları bir şekilde oldukça sevimliydi.
‘Aman tanrım, çıldırmış olmalıyım.’ Kendi düşüncelerine şaşıran Naomi ağzını açtı. “Ona evlenme teklif et.”
Chase aniden başını kaldırdı. Naomi ürktü ama hiçbir sorun yokmuş gibi konuşmaya devam etti. “Teklif edersen, evli olup olmadığını öğreneceksin.”
“Ya evliyse?”
“Ah?” Naomi gözlerini kırpıştırdı. Başı dönmüştü. Gözlerini kısıp gülümsedi.
“Kalbinde sen varsan boşanır. Nasılsa evlilik teklifi aldığında ikinizden birini seçmek zorunda kalacak. Bu durumda karar vermesi senin için daha kolay olmaz mı? Evli olup olmaması fark etmez eğer senden hoşlanıyorsa seninle birlikte cehenneme dahi gider.”
Chase hiçbir şey söylemedi. Ciddi bir ifadeyle sigarasını içti. Koruması ve Laura aceleyle yanlarına yaklaşana dek Naomi tepkisini ilgiyle izlemeye devam etti.
“Bay Miller, sorun nedir?” Chase, Mark’ın sorusu üzerine başını kaldırdı. Naomi gitme vaktinin geldiğini anladı, hiçbir şey bilmiyormuş gibi yaptı ve gitti. Uzaklaşırken arkasına baktı ve Chase’in Mark’a bir şey sorduğunu gördü.
Naomi içinden meraklanarak yürümeye devam etti. ‘Chase Miller’la oynayan evli kadın da kim?’
*
*
“Ne?” Mark şaşırmıştı, neden böyle bir şey sormak için onu oraya çağırdığını anlayamıyordu, ama önündeki adam ciddiydi.
“Joshua’nın bir çocuğu olduğu doğru mu?”
Değişen bir şey yoktu, soru aynıydı. Mark kafası karışmış bir şekilde başını salladığında Chase’in yüzündeki kan çekildi. Aceleyle sigarasını ağzına götürdü, titreyen parmaklarıyla sigarasını içti ve ağzından çekti. Chase dumanı üfledikten sonra ağzını açtı. “…Yani evli mi? Karısı falan mı var.”
Chase hafif titremesini gizlemeye başardı ama sözlerinin kesilmesine engel olamadı. Mark, onun alışılmadık derecede solgun yüzüne endişeyle bakarak cevap verdi.
“Ah, hayır. Sadece partnerinin çocuğu doğurduğunu biliyorum. Görünüşe göre çocuğun annesiyle bağlantılarını kaybedeli bir kaç sene oldu ama ayrıntıları ben de bilmiyorum.”
“…”
“Um, Bay Miller?” Mark temkinli bir şekilde seslendiğinde, Chase yeni bir sigara yaktı ve işi bitmiş gibi elini kaldırdı. Mark geri çekildi. Yalnız kalan Chase, sönmek üzere olan sigarasını atıp sigara kutusuna uzandı. Yenisini çıkarmaya çalıştı ama titreyen eli ona engel oldu ve sonunda elindeki kutuyu yere düşürdü.
“Klik,” metalik bir sesle kutu açıldı ve tüm sigaralar yerde yuvarlandı. Birkaç adım öteden onu izleyen Laura, aceleyle gelip yerdeki sigaraları toparladı. Chase tek kelime etmeden onu izledi.
<Ona evlenme teklif et.> Naomi’nin sesi bir siren şarkısı gibi tuhaf bir şekilde Chase’in kulaklarında yankılandı.
***
Film setinden hastaneye giden yol ıpıssızdı. Josh bir süre önce bu yolda uğradıkları terör saldırısını hatırladığında kötü bir ruh haline büründü.
Kısa süre sonra aklı tamamen Chase’le doldu. İlaçlarla ilgili durumu şahsen sormak istemişti ama çekimler başladığı için buna şansı olmamıştı. Bunun yerine Laura’nın söylediği gibi herhangi bir sorun olmadığı için aynı ilacı alacaktı. Neyse ki, yeni ilaç Chase’de işe yaramış gibi görünüyordu ve şimdiye kadar hiçbir yan etkisi olmamıştı.
‘Son zamanlarda ilaçlarını sürekli olarak içmediği doğru ve Chase’in durumu oldukça iyi görünüyor, öyleyse ilaçların dozunu neden yeniden ayarlayamıyoruz.’ Josh bir yandan merak ediyordu ama diğer yandan doktora güvenmiyordu. Yüzünde garip bir gülümsemesi olan doktoru düşündüğünde kaşları çatıldı. ‘Ne kadar düşünürsem düşüneyim, onda şüpheli bir şeyler var gibi geliyor.’
Ancak polis soruşturmasının sonuçları ortadaydı. Suçsuz olduğu söylendiği için Josh Steward’la ilgili şüphelerini dile getiremezdi.
“Lanet olsun.” Josh içinden küfretti ve gaza bastı. Kuşkulanmaya devam ederek hızla hastaneye doğru sürdü.
*
*
“Hoş geldin, Chase’in korumasıydın değil mi? Adın neydi?”
*******************************************************************************
Herkese merhaba arkadaşlar.
Çevirirken fark ettim. Yazar çokça Nathaniel Miller’dan ve Savcı’dan bahsediyor. Tam bunu yazdığım sıralarda bir açıklama yaptı ve Nathaniel’in serisinin adının “Run away if you can” olacağını söyledi. Muhtemelen onun Beta(?) olan Savcı’yla bir hikayesi gelecek. Soğuk semelere ayrı bir sempatim olduğu için acayip merak ediyorum kendisini ve hikayesini.
Ayrıca şunu da söylemem lazım ki Chase ve Naomi’nin konuşmalarını okumayı seviyorum ama çevirirken acayip zorlanıyorum. Naomi çok rastgele konuşuyor ve Chase de Josh’tan başka herkese karşı ağzından cımbızla laf alınan biri gibi davranıyor. -Ashily
Yorum