Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 47: Joshua

BÖLÜM 47: JOSHUA
Seth’in söylediklerini birkaç saniye aradan sonra anlayan Josh şaşkınlıkla sordu. “Az önce ne dedin?”
Seth umursamaz bir şekilde cevap verdi. “Isaac senden hoşlanıyor. Bu kadar heyecanlanmasının sebebi seni çaldığımı düşünmesi.”
“Ne?”
“Ne dedin?”
“Hey!”
Josh, Henry ve Isaac bağırdılar. Üçü sırayla birbirlerine baktılar. Hepsi şaşkınlık içindeydi. Sadece Seth her zamanki gibi sakindi. Isaac kıpkırmızı bir yüzle dişlerini sıktı. “Orospu çocuğu, nasıl, nasıl…”
Seth öfkeyle titreyen Isaac’i umursamayarak karşılık verdi. “Beni buna sen zorladın. Ayrıca yanlış anlaşılmayı da düzeltmem gerekiyordu.”
Bununla birlikte, Isaac sanki öfkesine hakim olamıyormuş ve ne yapacağını bilemiyormuş gibi derin derin nefes aldı. Josh, Isaac’i ilk kez bu kadar sinirli görüyordu. Hem merak hem de utanç duygusu birbirine karıştığında, araya Henry girdi. “Gerçekten mi?”
Josh ilk defa Henry’nin sesinin bu kadar yüksek çıktığını duyuyordu. Isaac ona baktı ve duraksadı. Henry her zamankinden daha yüksek bir sesle bağırdı. “Gerçekten mi, or*spu çocuğu! Gerçekten Josh’tan mı hoşlanıyorsun? Gerçekten mi?”
Isaac cevap veremedi. Sadece yüzü daha da kızardı. Bu Henry’nin daha da sinirlenmesine neden oldu.
“Henry!”
Durdurmaya fırsat bile bulamadan Henry yumruğunu Isaac’in yanağına sertçe vurdu. ‘Kütt,’ korkunç bir ses yankılandı ve Isaac geriye sendeledi.
O kadar sert bir yumruktu ki Josh, Isaac’in çenesinin kırılmış olabileceğini düşündü. Ancak Henry’nin siniri hala geçmemişti. Hızla yanına gitti ve yakasından tuttu ama hepsi bu kadardı. Bir sonraki adımda yumruğunu kaldıramadı, yumruğu havada titredi, sonunda küfür etti, Isaac’i iter gibi bırakıp arkasını döndü ve deli gibi koşarak gitti.
‘Bu da neydi böyle…?’ Önündeki durumu anlayamayan Josh, kocaman açılmış gözlerini dehşet içinde kırpıştırdı. Seth aniden uzaklaşan Henry’nin arkasından baktı ve ilgisizce konuştu. “Bilmiyor muydun? O Isaac’i seviyor. Bu çok belliydi.”
“Ne?”
‘Bu da ne demek oluyor?’ diye düşünen Josh istemsizce bağırdı ama Isaac’in tepkisi beklenmedik bir şekilde soğukkanlıydı. Josh bunu görünce ‘İnanamıyorum’ diye düşündü. Seth konuşmaya devam etti. “Yine de bilmene şaşırdım. Asla bilmeyeceğini düşünmüştüm.”
Isaac utanarak bakışlarını kaçırdı ve cevap verdi. “…Çünkü bana itiraf etti.”
“Henry itiraf mı etti?” Şaşkınlıkla sözlerini tekrarlayan Isaac sessizce Josh’a cevap verdi.
“Pittman’ın partisinde… beni bir şey söylemek için çağırdı ve orada itiraf etti.”
Josh ikisinin neden aynı anda ortadan kaybolduğunu ve ardından garip bir hava yaydığını ancak o zaman anladı. Seth, suskun ve sersemlemiş haldeki Josh’un yanında kendi kendine mırıldandı. “Ne karmaşa ama.”
Josh hiçbir şey söyleyemedi ve Isaac çaresizce kızaran yüzünü saklamaya çalışarak sessiz kaldı.
“…Ben gidiyorum.” Gereksiz bir veda sözü mırıldandıktan sonra Isaac arkasını döndü ve gözden kayboldu. Hâlâ boş boş gözlerini kırpıştıran Josh, Seth’e baktı. “Nasıl bildin?”
“Nasıl bilmiyordun? Çok belliydi.” dedi Seth acıklı bir şekilde. Josh’un söyleyecek başka bir şeyi yoktu.
***
Malikane ölümcül bir sessizlik içindeydi. Josh yatakta uzanmış ve boş gözlerle tavana bakıyordu.
Neredeyse bir saat olmuştu ve bir türlü uyuyamamıştı. Bugün izleme odası Seth’in sorumluluğundaydı. Bu sayede onunla aynı odayı paylaşan Josh, rahatça dinlebiliyordu. Sağa sola dönüp, müzik dinledi ve anlamsızca cep telefonuyla oynadı. Zaman geçtikçe zihni daha da açıldı.
“Lanet olsun.” Josh lanet ederek ayağa kalktı. Banyodan çıkarken, birden unuttuğu bir şeyi hatırladı. Chase’in yanına gitmesi gerektiğini unutmuştu.
“Tanrım.” Yüksek sesle bağırdıktan sonra tekrar sızlandı ve odadan çıktı. Yanına gitmeyi unuttuğunu duyan Mark, “Bunu unuttuğuna inanamıyorum,” dedi.
Isaac ve Henry’nin arasındaki olay şok edici olursa olsun, Josh’un bunu olabildiğince geciktirmesi ve sonrasında unutması kendi suçuydu. Chase ona vursa bile söyleyecek hiçbir şeyi yoktu.
Uzun koridorda yürürken ‘Şimdiye kadar uyumamış mıdır?’ diye düşündü. Ama yanına gitmek için yarın sabahı beklerse Mark’ın tekrar hoş olmayan bir şey söyleyeceğini düşündü. ‘Her neyse, bu benim işim, o yüzden bunu halletmek zorundayım.’ Josh kararını verdi ve adımlarını hızlandırdı.
Merdivenleri çıktıktan, koridorlardan ve birkaç kapıdan daha geçtikten sonra, sonunda Chase’in odasının önünde durdu.
“Öhö.”Kapının kapalı olduğunu gören Josh gerginliğini bastırmak için boğazını temizledi. Elini kaldırdı ama kapıyı çalmak daha fazla cesaret gerektiriyordu. ‘Bu kadar korkak biri miydim ben?’ Josh kendini sorgulayarak kapıyı çaldı.
“Tak, Tak.”
Kapıyı çaldığında beklenmedik derecede yüksek bir ses çıktı ve koridorda yankılandı. Cevap gelmedi ama zaten her zaman böyleydi, bu yüzden Josh acele etmedi ve kapı kolunu tuttu. Ellerinin hafifçe titrediğini görebiliyordu. Kararını verdi ve kapıyı sertçe açtı.
Gıcırt…
Ağır kapı kasvetli bir sesle açıldı. Josh kuru tükürüğünü yuttu ve odaya girdi.
“Bay Miller, beni görmek istediğinizi duydum. Geç kaldığım için özür dilerim…”
Dikkatle konuştu ama cevap alamadı. Gözlerini boş yataktan ayırdı ve boş odaya baktı. Chase’in gölgesi bile görünmüyordu.
‘Nerede?’ Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı ve yavaş yavaş hareket etti. Odadaki banyoda görünmüyordu. Saklanacak hiçbir yeri olmayan, sade ve geniş odanın ortasında duran Josh, Chase’in orada olmadığından emin oldu.
“Bu ne şimdi…?” İstemsizce saçlarını karıştırdı. Aniden, dalgaların sakin sesi kulaklarına ulaştı.
‘Şimdi düşündüm de.’ Geç de olsa hatırladığı şeyle odanın diğer tarafına yürüdü. Kapıyı açar açmaz, kıyaya inen, geniş, eğilimli sarmal merdiven ortaya çıktı. Chase’in canı istediğinde denize atlayabileceği bir yan yol gibiydi ama Josh onu yüzerken hiç görmemişti. Tabi ekibin geri kalanı da öyle. Özel bir plaj olması, orada hiçkimsenin olmamasını açıklıyordu.
Şu an hariç.
‘O da kim?’ Josh merdivenlerde şaşkınlıkla duraksadı ve uzaktaki gölgeyi izledi. Dalgaların arasında görünüp kaybolan ve yeniden ortaya çıkan gölge kesinlikle bir insan gölgesiydi.
‘Paparazi mi? Yoksa şu lanet dini grubun başka bir üyesi mi? Başka bir tehdit mi? Ya da aşırı takıntılı bir hayran mı?’
Kim olduğunu anlamaya çalışırken, uzaktaki gölge aniden başını çevirdiğinde birden yıldırım çarpmış gibi kim olduğunu anladı.
Bir düşününce bu özel plaja girebilecek kişiler ya ekip üyeleri ya da buranın sahibi olabilirdi. Aralarında şu anda bu kadar özgüvenle yüzebilme olasılığı olan tek bir kişi vardı.
Chase Miller’dı.
Dalgaların sesini tekrar duydu. Bir süre orada durup dalgalar arasında yüzen adamı izledi.
Bekleyişi uzun sürmedi. Dalgaların -zaman zaman durgun sessizliği bozan- düzenli sesi eşliğinde merdivenlerden indi.
*
*
Geniş sahildeki kumun sadece belirli bir kısmı ıslanmıştı. Muhtemelen her seferinde aynı aralıklarla gelen deniz suyu yüzündendi. Bu düzenli gidiş gelişi insanı rahatlatıyordu ama her seferinde aynı aralıkta kumu ıslattıktan sonra geri dönen suyu izlemek nedense o düzeni bozma isteği uyandırıyordu.
Josh tam olarak böyle hissediyordu. Uzaklaşan dalgaları kovalayarak bu düzeni bozmak istediğini düşünürken, Chase görüş alanına girdi.
“… !”
Josh boş gözlerle uzaktaki denize baktı. Chase döndü ve Josh’un olduğu sahile doğru yüzmeye başladı. Birden Josh, Chase’in bir reklamını hatırladı. Denizden sırılsıklam bir şekilde çıkıyordu. Dosdoğru karşıya bakan mor gözler, dağınık sarı saçlar, soğuktan solgunlaşan ten ve hafifçe aralanmış kırmızı dudaklar.
Şimdi tamamen öyle görünüyordu. Chase sudan çıktı ve dalgaların arasından adım adım kıyıya yürüdü. Josh, Chase’in yavaşça kendisine yaklaşmasını izledi.
Chase sırılsıklam halde başını kaldırdı. Sinirle saçlarını geriye attı ve bakışlarını sabitledi. Josh afallamış şekilde ona bakmaya devam etti.
Saçından, yüzünden, uzun boynundan, köprücük kemiğinden ve göğsünden aşağı akan su, meme uçlarında damlacıklar oluşturdu. Kısa süre sonra, sıkı göbeğinin üzerine çizgi çizen su aşağı aktı. Josh su damlalarını takip eden gözlerini, seksi leğen kemiği ve uzun baldır kaslarına çevirdiğinde nefes almayı bıraktı.
Chase tamamen çıplaktı.
***23. Kısım***
Bir süre dalgaların yumuşak sesi kulaklarında dolaşmaya devam etti. Ne Chase ne de Josh konuştu. Sessizce birbirlerine baktılar.
Ancak Josh, her zamankinden daha yüksek sesli bir deneyim yaşıyordu. Kalbi o kadar çılgınca atıyordu ki düşünemiyordu bile. Kendi nabzının bu kadar yüksek attığını ilk kez görüyordu.
Bununla birlikte gözleri hala aşağıdaydı. Josh’u utandıracak kadar devam eden bu bakış karşısında kulakları kıpkırmızı oldu.
Gözlerini zar zor vücudundan ayırıp yukarı baktığında nefesi yine kesildi. Karşısında bir yüz vardı. Kahrolası güzel bir yüz Josh’a bakıyordu.
“…”
“…”
Sessizlik ikisinin arasına çöktü. Dalgaların sesi bile sessizliği bozmaya yetmedi. Aksine kendi nefesi daha yüksek sesle duyuluyordu. Josh utandı ve gecikmiş bir öksürükle boğazını temizledi. “Geç kaldığım için özür dilerim. Mesajı aldım…”
Birden Josh, bu adamın onu boğarak öldürmeye çalıştığını hatırladı. ‘Neden şimdi hatırladım ki?’ diye kendi kendine sordu ama cevabı bulamadı. Bununla birlikte, bir anda ortaya çıkan korku kalbini dondurdu. “Sakıncası yoksa, şimdi gidiyorum…”
‘Denizde tek başına yüzme, geceleri böyle dolaşma yoksa bir süre önceki terör saldırısında dehşete kapıldıktan sonrası gibi aklını kaybedebilirsin.’ Söylenecek çok şey vardı ama Josh tek kelime etmedi. Daha sonra, Mark’a uyarıda bulunabilmesi için rapor verecekti. Şu anda buradan gitmekten başka bir şey düşünemiyordu. Ama Chase gitmesine izin vermedi.
Aniden, Josh’un omzunu tuttu. Josh sadece bir adım attıktan sonra durdu. Chase yaklaşırken, nefesini tutup yavaşça arkasını döndü. Yumuşak kum yavaşça ayaklarının altına yayıldı. Chase daha da yaklaşırken Josh ona baktı.
Birden Josh onu uzun zamandır görmemiş gibi hissetti. Toplasan üç-dört gün olsa bile.
Mutlu bir kalple yabancı bir duygu kesiştiğinde, Chase karşısında duruyordu. Josh sessizce onun konuşmasını bekledi. ‘Hayır, konuşmayacak. En azından nereye bakarsam bakayım yüzümü kızartacak bir durum olmasın.’
Chase ona bakarken birden gözlerini kıstı.
‘…Ha?’ Bu beklenmedik bakış karşısında Josh şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Bunun ne anlama geldiğini düşünürken omzunu tutan el aşağı indi ve kolunu tuttu. Uzun parmakları gerilirken, bandajda hissettiği tutuştan dolayı Josh yüzünü buruşturdu.
“Ah.” İstemsizce alçak bir sesle haykırdığında, Chase gözlerini aşağıya çevirdi. Karanlığın gölgelediği yüzündeki duyguları anlamak zordu. Josh ne düşündüğünü bilmek istedi ama elbette bu imkansızdı.
‘Bu adamın ne düşündüğünü anlayacağım bir gün gelecek mi?’ Josh, aniden aklına gelen fikri çabucak reddetti. Dahası, bu adamın kolunu neden tuttuğunu ve ne zaman bırakacağını merak ediyordu. Çok sert tutmamasına rağmen kolu uyuşmuştu.
Chase bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açarken Josh, bekledi. Ama çok geçmeden Chase ağzını tekrar kapadı. Bakışları hâlâ Josh’un kolundaydı. Sonunda sabrı tükendiğinde Chase konuştu. “…Acıyor mu?”
Josh tereddüt etmeden cevap verdi. “Tabii ki.”
Kolunu tutmasının gizli bir anlamı vardı ve Chase kolunu bırakmak yerine daha sıkı tuttu. Josh kolunu kurtarmak için çırpındı. O anda Chase başını çevirdi ve Josh’un yüzüne baktı. Josh, bu bakışlar karşısında tekrar hareket etmeyi bıraktı.
Dalgaların sakin sesi kulaklarını rahatsız etti. Chase, nefes nefese kalan Josh’u izlerken elini kaldırdı.
Islak ve soğuk parmakları Josh’un yanağına dokundu. Josh refleks olarak irkildiğinde Chase duraksadı. Kısa bir süre sonra elini tekrar uzattı.
Parmaklarını Josh’un yanağında gezdirdikten sonra nazikçe saçlarının arasından geçirdi ve çok doğal bir şekilde arkaya doğru taradı.
“…!”
Afallayan Josh bir anda tökezledi ve ona çarptı. Islak vücudu Josh’unkine değdi. İnce gömleği yavaş yavaş ıslandı. Josh tereddütle başını kaldırdı. Chase elini indirdi ve onu belinden çekti. Vücutları birbirine bir santim boşluk olmadan yapıştı.
Josh’un vücudunun alt tarafı bir anda ısındı. Deli gibi atan kalbinin sesi tüm dünyada yankılanıyor gibiydi.
Dudakları birleştiğinde Josh bir süre neler olduğunu anlayamadı. Kocaman açılan gözlerini kırpıştırdı ve yaptığı şeyi yapmasına izin verdi.
Chase’in dili ağzına girdi. Tek bir öpücükle tanıdık vücut ısısı ve ağırlığı ağzını doldurdu.
“Haa,haa.”
Çok geçmeden nefesi hızlandı ve görüşü bulanıklaştı. Suçlanacak olan sadece Chase’in feromonları değildi. Sırılsıklam haldeki çıplak vücudu Josh’un vücuduna yapışmıştı ve dilleri birbirine karışmıştı. Josh bir süre tereddütle kollarını nereye koyacağını dahi bilemedi
Dudakları aralandığında göz göze geldiler. Aynı derecede sert nefes alışverişleri birbirlerinin dudaklarını ıslattı. Chase, sessizce bakan Josh’a fısıldadı.
“Bana söylemezsen canının acıyıp acımadığını nasıl bileceğim?”
“…”
“Söyle bana, acıdı mı?”
Josh isteksizce cevap verdi. “Evet.”
Chase alçak bir sesle “Kim hatalıydı?” diye sordu. Tutuşu daha da güçlendi. Josh, buruşmuş yüzüyle daha fazla dayanamadı ve güçlükle cevap verdi.
“…Ben?”
Yüksek sesle cevap vererek azıcıkta olsa direndi. Bunu fark eden Chase tek kaşını kaldırdı ama Josh başka bir şey söylemedi.
Chase bir süre sessizce Josh’a baktıktan sonra konuştu.
“Joshua.”
Josh irkildi ve bir an için acıyı unuttu. İlk kez ona adıyla hitap ediyordu. Ayrıca, bu bir lakap değildi, ‘Joshua’ demişti. Chase, hayretle gözlerini kırpıştıran Josh’a bakarken gülümsedi. “Yatalım mı?”
Josh, Chase’in dediklerini anlayamıyordu. Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırırken Chase ona tuhaf bir şekilde gülümsedi. Josh, bu gülümsemeyi daha önce de gördüğünü düşündüğünde bunun kendi söylediği şey olduğunu fark etti.
Bir süre sonra dudakları tekrar üst üste geldi ve dili içeri girdi. Josh’un istemsizce içine çektiği nefesle Chase’in tatlı kokusu ağzını doldurdu.
Cinsel istekle yoğun bir şekilde yayılan feromonların kokusuydu.
<2. CİLDİN SONU>
***********************************************************************************************
Bu bölümle birlikte 2. kitaba son verdik. Şimdi en sevdiğim kitaba geçiyoruz. Mükemmel bölümler bizi bekliyor.
Yorum