Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 33: Röportaj

BÖLÜM 33: RÖPORTAJ
Menajerin son söylediklerine herkes içinden hak verdi.
O sırada buzdolabını açıp içine bakmakta olan Isaac, koltuğuna döndüğünde ellerinin boş olduğunu fark ettikten sonra kısa bir küfür etti. Fazlasıyla şaşırmıştı. Şaşıran sadece o değildi. Seth de şaşkın bir ifadeyle başını çevirdikten sonra, Mark konuştu. “Peki nelere dikkat etmeliyiz?”
Mark’ın doğrudan sorduğu soruya cevap olarak, menajer asıl konuşmak istediği konuya değindi. “Bay Miller çekimler başladığında normalden daha fazla ilaç içecek, bu yüzden ilaçlarının bitmediğinden veya onları keyfi olarak bırakmadığından emin olun. İlaçlar bitmeden önce Laura yenilerini hazırlayacaktır. Size ilaçların şekillerini ve listesini ayrı ayrı vereceğim. Laura her seferinde ilaçlarla ilgilenecek ama… Unutmayın Bay Miller uyuşturucu olmadan yaşayamaz.”
Menajerin bunu söylerken yüzünde tuhaf bir gülümseme oluştu.
“Hiç bu kadar çok uyuşturucu içen bir Baskın Alfa görmemiştim. Umm, ruttayken bir kaç tane ilaç içmesi işe yaramayacak, dolayısıyla çok daha fazla içmesi gerekecek… Adını bile duymadığım ilaçları çok fazla içmenin kolay bir şey olduğunu sanmıyorum. Aslında Baskın Alfaların seks için çıldırdıklarında uyuşturucu kullandıklarını sanıyordum ama bu durumdayken uyuşturucu kullandıklarında aniden ruta girmiyorlar… Bu çok enteresan.”
Odada sessizlik hakimdi. Mark dahil herkes birbirine baktı. Seth kaşlarını çatmıştı, Isaac içini çekiyordu ve Josh’un teni kararmıştı. Mark başını çevirip tekrar konuştu. “Bize söylemediğiniz başka bir sırrınız var mı?”
“Yok.” Mark, menajerin tereddütsüz cevabına kaşlarını çattı. “Gizlediğiniz her şey güvenliği tehlikeye sokar.”
“Gerçekten yok.”
“…” Menajer kendinden emin şekilde gülümsedi ve tekrar konuştu, “Yok.”
Tabi ki hiç güvenilir değildi. Ardından konuşacakları bitmiş gibi ellerini iki kez çırptı. “Tamam o halde, ben Bay Miller’ı görmeye gidiyorum. Tekrar altını çizeyim, az önce söylediğim her şey güvenlik sırrı. Herkesin sözleşmenin maddelerini hatırladığına inanıyorum.”
Menajer bunu söyledikten sonra arkasını döndü ve merdivenlere doğru yürüdü. Geride kalan herkes bir süre tek kelime etmeden arkasından baktılar. Aralarında en kafası karışmış olan Josh’tu.
Isaac ilk kez konuştu ve “Çekimler başladığında çok işimiz olacak,” dedi. Sessizlik içindeki Mark cevap verdi. “Hayranların sete gelip saldırmasından endişeleniyorum… Umarım C bizi iyi dinler.”
Henry’i geride bırakma olayından sonra ek bir sözleşme imzalanmıştı ancak kimse Chase’in sözleşmeye ne kadar uyacağını bilmiyordu. Birbirlerine baktılar ve sonunda bir kaç saat sonraki programa gitmeye hazırlanmak için kendi yerlerine gittiler.
*
*
“Tak, tak.”
Menajer kapıyı çaldı ama içeriden cevap alamadı. Her zamanki gibi kapıyı açmadan önce bir süreliğine bekledi ve ardından kapıyı açtı. İçeri girdiğinde serin esinti bir kez kuvvetlice estikten sonra durdu. Kafasını çevirip baktığında balkon kapısının ardına kadar açık olduğunu gördü. Chase’in bahçeye bakan çay masasında oturduğunu gören menajer tereddüt etmeden ona doğru yürüdü.
Sakince konuştu, “Bay Miller, dünkü parti nasıldı? Sizi rahatsız eden bir şey var mıydı?”
Ama Chase mimik dahi oynatmadı. Menajer içinden ‘Neye bakıyor?’ diye geçirdi ve merakla başını uzattı. Tek görebildiği, yapraklarla kaplanmış bahçeydi. Malikanenin arkasında kaldığı için bahçe düzenlemesi yoktu. Müdür başını eğmişti ama çok geçmeden boşverdi. ‘Bu adam ne zaman anlaşılır bir şey yaptı ki?’ diye düşündü.
“Daha öncede söylediğim gibi buraya kitabı teslim etmeye geldim. Umarım birkaç kez okursunuz. Bu Dr. Flame’in ana karakter olduğu tek kitap. Dizi boyunca önemli bir rol oynuyor ama ana karakter olmadığı için diğer kitaplardan elde edilebilecek bilgiler sınırlı. Başka bir şey okumasanız bile bunu okumanız yeterli olacaktır.”
Uzun bir konuşmaydı yine de Chase buna da cevap vermedi. Menajere bakmayı denemedi bile. Menajer için bu şekilde görmezden gelinmek bir iki gün meselesi değildi. Doğal olarak her seferinde enerjisini daha da kaybetmesi kaçınılmazdı. Menajer sözlerine devam etmeden önce kısa bir iç çekti.
“Soyunma ve dinlenme için karavanınız hazır, içinin fotoğrafını çekip size göndereceğim. Başka bir şeye ihtiyacınız olursa lütfen bana bildirin. Bugünkü programınızı biliyor musunuz? Güvenlik ekibi çoktan hazır, siz de yola çıkmaya hazırlanın…”
“…” O sırada Chase bir şeyler mırıldandı. Menajer durdu ve dinledi. Ancak Chase başka bir şey söylemedi. Tereddüt eden menajer dikkatle sordu. “Bay Miller, üzgünüm ama ne istediğinizi anlayamadım?”
Sabırla beklemesine rağmen Chase cevap vermedi. Menajer hem utanmış hem de sinirlenmişti, tam pes etmek üzereydi ki, Chase konuştu. “…Koruma.”
“Ah, evet. Korumalar mı?” Hızla cevap veren menajera yanıt vermeden önce Chase bir süre duraksadı ve ardından konuşmaya devam etti. “Korumalar arasındaki şu Beta.”
“Ah, evet. Ekip lideri mi? Yoksa Josh mu?”
“…” Chase yine sustu. Aniden, menajer ne olduğunu bilmese de korumalardan birinin başının çok büyük bir belada olduğunu hissetti. “Korumanızdan hoşlanmıyor olsanız bile şu an için yapabileceğimiz bir şey yok…”
“Öyle değil.” Menajerin sözlerini kesen Chase yüzünü buruşturdu. Hala bahçeye bakıyordu.
“Öyle değil, mi?”
“Neyse, boşver. “Kısa süre sonra sustu. Artık konuşma belirtisi göstermiyordu. Menajer bir süre daha bekleyip konuyu değiştirdi.
“O zaman röportaj için yola çıkmaya hazır mısınız? Siz duş alırken giyinmeniz için kıyafet ve diğer şeyleri seçeceğim. Kostüm ve aksesuarlar oraya getirilecek o yüzden burada giymeniz için basit şeyler ayarlayacağım.” Bu sözleri söyledikten sonra menajer hızla odadan çıktı ve soyunma odasına gitti.
O zamana kadar kıpırdamayan Chase dişlerini sıktı ve küfretti. Bakışları Josh’un Emma’yla birlikte olduğu yere sabitlenmişti. Chase, Pittman’ın sekreteriyle kendi korumasının orada ne yaptığını bilmiyordu. Onu gerçekten sinirlendiren şey, bu herkese mavi boncuk dağıtan adamın hünerli ellerinde boşalmış olmasıydı.
“…S*ktir.” Sinirli bir şekilde göz kapaklarını ovuşturdu.
‘Sonuç olarak, Grayson ve diğer Baskın Alfalardan hiçbir farkım yok.’ Nefretten deliye dönmüş gibiydi. Hemen içeri gidip Josh’u boğmak istedi ama bunun anlamsız olduğunu biliyordu. Kiminle olduğunun bir önemi yoktu. Tekrar aynı durumda kalsaydı, yine aynı sonuçla karşılaşacaktı.
Sonunda banyoya gitti, dolaptan bir avuç ilaç aldı ve ağzına attı. Ta ki alışıldık bir baş dönmesiyle gözlerini kapatana dek. Sonrasında öfkesi biraz azaldı.
Puslu bilincinin ötesinde, ‘Keşke bütün çapkınlar ölse,’ diye düşündü. Tabii ki, buna Josh ve kendisi de dahildi.
***17.Kısım***
“Merhaba, Bay Miller. Uzun zaman oldu. Nasılsınız?” Chase ofise geldiğinde, onu bekleyen baş editör hemen yanına yaklaştı ve onu sıcak bir şekilde karşıladı. Chase ona cevap vermeden bir kez baktı ve ardından tekrar başını çevirdi. Bunu orada bulunan herkesin görmesi utanç verici bir durumdu ama baş editör sanki hiçbir şey olmamış gibi konuyu gelişigüzel değiştirdi.
“Çekim yapmaya hazırız. Bay Miller saçınız ve makyajınız yapılacak ayrıca üzerinizi değiştirmeniz için kıyafetleriniz hazırlandı. Röportaj çekimler bittikten sonra gerçekleşecek. Birlikte röportaj yapacağınız kişi birazdan burada olur. Herkes bekliyor, hadi gidelim. Anne, lütfen Bay Miller’a yolu göster.”
“Evet, bu taraftan.” Çok gergin görünen sekreter Chase’e aceleyle yolu gösterdi. Menajer ve diğer çalışanlar da Chase’in peşinden gittiler. Henry ve Seth de arkalarından gittiler. Planlandığı gibi Josh ve Isaac, Mark’ı takip ettiler ve ileride ters yöne döndüler. Geçen seferki hayranların binaya hücum etmesi olayından dolayı ekip çok gergindi.
“Her şeyi kusursuz şekilde yapmamız gerek.” Mark defalarca kez aynı şeyi söylemişti. Ekipteki herkes onu tamamen anladıkları için sessizce başlarını salladılar. Tüm yollar kontrol edilmişti. Binanın yapısı ve planları da her 30 dakikada bir kontrol edildi. Alışık oldukları bir durum olmasına rağmen tansiyon yükselmişti çünkü Chase Miller’ı korumak zorunda kaldıklarında neler olabileceğini biliyorlardı.
Josh, Chase’e baktı. Ancak Chase odasına kapandıktan ve odasından çıktıktan sonra bile Josh’a bakmadı. Sanki orada değilmiş gibi Josh’u görmezden geliyordu.
Josh kendince mantıklı bir tahminde bulundu. ‘Hiçbir şey olmamış gibi davranması garip değil.’ Her zaman olduğu gibi, Chase onu ve diğerlerini görmezden geliyordu, yani bu yeni bir şey değildi.
Yine de Josh, önceki gün olanlar yüzünden Chase’in daha hassas olduğunu düşündü. Belki de bu yüzden feromon kokusu her zamankinden daha güçlü geliyordu. Josh, fazla umursamadı ve Mark’la beraber Chase’i stüdyoya kadar takip etti.
Chase ve grubu kaybolduktan kısa bir süre sonra kapı aniden açıldı ve bir adam belirdi. “Merhaba, herkesi beklettim. Geç kaldığım için üzgünüm, özür dilerim!” Herkesin bakışları adamın gür sesine çevrildi. Hepsi adamın düzensiz nefes alış verişine güçlükle katlandı.
Adamın adı Duncan Conrad’dı. Piyasada yükselen bir model ve oyuncuydu ancak kısa bir süre önce iş değişikliği yaptığını açıklamıştı. Eski bir model olarak uzun boylu ve yakışıklı bir görünüme sahip bir adamdı ama ne yazık ki oyunculuk becerileri dış görünüşüyle aynı oranda değildi.
Yine de istikrarlı şekilde güçlü bir hayran kitlesi inşa ediyordu ve yönetim şirketinin de desteğiyle oldukça iyi bir filmografi oluşturuyordu. Bu şekilde ilerlemeye devam ederse herkes onun iyi bir yere gelmesine bekliyordu. Tabi söylediklerine dikkat ederse. “Beklettiğim için özür dilerim.”
Onu takip eden yönetici gülümsedi ve özrünü kabul etti. Sesini alçalttı ve sessizce ekledi, “Chase’i fazla kışkırtma Duncan.”
Onu kaygıyla uyarmasına rağmen Duncan onu duymazdan geldi. Yönetici, Duncan’ın adını duyurma arzusundan kaynaklanan çok ileri gitme alışkanlığından endişe duyuyordu. Ayrıca bugün karşısındaki kişi Chase Miller’dı. Chase hakkında dolaşan söylentileri düşünürseniz, onu kışkırttığında neler olacağını hayal dahi edemiyordu.
Ancak isim yapmaya can atan Duncan için bu altın bir fırsattı. Chase Miller’la birlikte röportaj yapacaktı ve adı bile yan yana yazılsa popülaritesinin on kat artacağı belliydi. Mümkün olan her şekilde Chase’i kışkırtacağı ortadaydı. Yönetici içinden ‘Umarım her şey yolunda gider.’ diye geçirdi ve yüzünde endişeli bir ifadeyle Conrad’ın arkasından koştu.
Conrad heyecanını zar zar bastırarak sordu, “Miller benimle çekim yapacağını biliyor mu?”
Yönetici şaşkınlıkla cevap verdi. “Umm, tabi ki söylenmiş olmalı…”
Duncan, yöneticinin kesilen sesinin anlamını biliyordu. Chase elbette Duncan’ın varlığından ne öncesinde ne de şimdi habersizdi. Bu her zaman Conrad’ın aşağılık kompleksini etkilemişti.
Yakın tarihli bir sokak röportajında, yüzünü 20 kişi arasından sadece bir kişi tanımıştı ve tek yaptığı “tanıdık geliyor” diyerek kim olduğunu düşünmek olmuştu. Röportajın yapıldığı gün Chase için çıldıran kalabalığın neden olduğu kargaşadan dolayı yaralananlar olduğu haberi çıktığında, haset ve kıskançlıktan günlerce uyuyamamıştı. O günden sonra Duncan, Chase’den derinden nefret etmişti. Bu sefer onun kim olduğunu bildiğinden emin olacaktı.
****************************************
Chase Josh’la konuşmasa yemin ediyorum ben de konuşamıyor zannedeceğim bu adamlara ne yaşatıyor böyle sfsfsffsfs
Bir de ufak bir açıklama yapmam gerekiyor, çoğu kişinin bilmediğini fark ettim. Arkadaşlar bu seri 2018 yılında yayınlanmış ve bitmiş bir seri. 3 Ana kitap ve 2 Ekstra’dan oluşuyor. Biz şu an 2. kitaptayız. Alakasız olacak ama aklınızda daha net yer edinmesi için şunu da söyleyeyim Kiss Me, Liar serisi de 2017 yılında kitabı yayınlanmış bir seri. Webtoonu 2020 yılında novel baz alınarak çizildi. Takip edenler bilir ben KMIYC’i KML’nin finalinde bulmuştum ve sonrasında okudum. Çok hoşuma gitti ve kitaplarını satın aldım bu şekilde çevirisine başladım. Haftalık 1 bölüm gelmesinin sebebi elimdeki diğer serilere de vakit ayırıyor oluşum.
Son olarak fanart için teşekkürler, kendisini Instagram’dan takip etmeyi unutmayın. Sevgiyle kalın ♥ -Ashily
Yorum