Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 4: Çılgının C’si

BÖLÜM 4: ÇILGININ C’Sİ
“Tamamen benimsin”, demişti.
Josh uzun zaman önce unuttuğu sözleri yeniden hatırlamıştı. Kalbinin bir köşesi buz tuttu ve içgüdüsel olarak kaşlarını çattı.
***
Pitt’i annesiyle ve kız kardeşinin yanına bırakmak zorunda olduğu için, ekibin geri kalanından önce Josh’un gitmesine ve diğerleri çalışmaya başladıktan sonra onlara katılmasına karar verilmişti. Uzun bir aradan sonra ilk kez ailesiyle görüşeceği için onlarla birlikte birkaç gün vakit geçirmek istiyordu.
Bayan Robert’a her şey için teşekkür etti ve onunla iletişimde kalacağına söz verdi. Bayan Robert Pitt’e sımsıkı sarılırken hayal kırıklığını saklamamıştı. Bunun sonrasında uykusuz geçirdiği birkaç geceden sonra Josh, havaalanına gitmeden önce her şeyi zar zor toparlayabilmişti.
Bir elinde çocuk, diğer elinde küçük bir bavulla uçağa bindiğinde, hosteslerin karışık duygular içinde olduğu yüzlerinden okunuyordu. Başta Josh’un yüzüne bakıp gülümsemiştiler, ardından kucağındaki çocuğu görünce irkilip tekrar müşteri hizmetleri gülümsemesini takınmıştılar. Bu her zaman olurdu.
Josh Pitt’i bebek koltuğuna oturttu ve vücudunu sıcacık bir battaniyeye sardı, bir de ağzına şeker verdi, bu da Pitt’i kıpırdamadan oturmasına yetecek kadar memnun etmişti.
Bavulları baş üstü bagaja yerleştirirken çocuğunun yüzüne baktı. Şekerini emerken aşağı yukarı inip çıkan yuvarlak, şişkin, çekici yanakları doğal olarak Josh’a o adamı hatırlatmıştı.
Pitt’in onun çocuğu olduğunu bildiği için mi yoksa Pitt gerçekten ona benzediği için mi böyle düşünüyordu?
Josh, kimseye bunu soramazdı. Bu rahatsız edici merakını bastırmaktan başka seçeneği yoktu.
Çocuk çabucak uykuya dalmıştı. Josh Pitt’in ağzından akan erimiş şekeri silerken, ‘Beni tanır mı acaba? Hatırlar mı ki?’ diye düşünmüştü.
Kendi kendine düşünürken adamın ilk karşılaştıklarında ona ne söylediğini hatırladı ve kaşlarını çattı. O adamın aklındaki imajı her zaman aynıydı: züppe bir narsist.
Baskın Alfaların çoğu gerçekte sosyopat değildi. Ancak ergenlikten önce Baskın Alfa olanlar “ergenlik bunalımı” denen şeyin duygusal gelgitlerini asla yaşayamazdılar. Bu da onların büyüdüklerinde psikopat olma olasılıklarının çok yüksek olmasına neden olurdu.
Chase C. Miller’ın durumunda, Baskın Alfa olduğunda ergenlik dönemini geçtiği söyleniyordu. Bu sayede, en azından duyguları anlıyordu; tek sorun duygularının çoğunun saf öfkeden ibaret olmasıydı.
Josh huysuz bir şekilde ‘Psikopatların da öfke hissedebildiği söylenir,‘ diye düşündü.
Yine de oyunculuk sadece duyguları olanlar için mümkündü- ya da Josh’a göre öyleydi. En güzel insanlar bile oyunculuk yapamıyorlarsa oyuncu olarak başarılı olamazlardı.
‘Aslında, sadece dış görünüşüyle, oyunculuk bile yapmadan orada öylece durabilir…’ diye düzeltti Josh.
Josh, Chase’in beş yaşındayken çektiği çikolata reklamını hatırladı. Chase’in ilk işi olan reklam yayınlandığında, Kuzey Amerika’nın tamamı çılgına dönmüştü. Şimdi bile o çikolata reklamını zaman zaman insanlar hala konuşuyordu. Reklam o kadar büyük bir sansasyon yaratmıştı ki, o zamanlar küçük bir çocuk olan Josh bile baştan çıkarılmıştı.
Birkaç yıl sonra oyuncunun erkek olduğunu öğrendiğinde gerçekten hayal kırıklığına uğramıştı.
Tabi ki, hayal kırıklığına uğrayan yalnızca Josh değildi. Küçük kızla romantik hayaller kuran ülke çapındaki yaşıtlarının, kalpleri kırılmıştı. Aynı zamanda, hayatın tek gerçeğini öğrenmiştiler: ilk aşklar asla mutlu sonla bitmez.
Şimdi bile, durum aynıydı. Chase’in senaryoyu ezberlemek ve oyunculuk yapmak için çaba sarf etmesine gerek yoktu. Sadece orada durması yeterliydi.
Bir noktada, Josh bu adamın neden oyunculuk kariyerini sürdürmek için uğraştığını merak etmişti.
Ancak bu, Josh, Chase’in filmlerinden birini izleyene kadardı.
Chase Miller gerçekten de rolünü çok iyi oynamıştı – neredeyse korkutucu derecede.
Bu çektiği reklam filmi için dahi geçerliydi.
Birisi yumuşak bir sesle “Aman Tanrım,” diye çığlık attı.
Josh yukarı baktı. Pitt’in karşısında oturan yolcu, koltuğun arkasındaki ekrana dikkatle bakıyordu. Monitörün yansımasıyla, Josh düşüncelerini ele geçiren adamı ekranda kanlı canlı olarak gördü. Bir anlığına aklını yitirdiğini sandı.
‘Evet, aynen öyle’, diye düşündü.
Okyanusun sert dalgalarının arasından sırılsıklam bir adam çıktı. Sanki deniz tanrısı insan şeklini almıştı ve varlığıyla yeryüzünü onurlandırıyordu. Islak saçlarının arasından geçirdiği uzun parmakları, doğrudan kameraya bakan koyu mor gözleri, hafif, soğuk bir gülümsemeyle kıvrılmış dudakları – Chase Miller’ın herkes gibi bir insan olmasının imkanı yoktu.
Kalbinin hızla çarptığını hisseden Josh, güçlü bir duygu dalgası hissetti. Ne acı ki, beyni tamamen toz haline getirilmedikçe, muhtemelen ölene kadar onu unutamayacaktı. Boşa çabalayan kalbi bunun en büyük kanıtıydı.
Bir süre sonra, reklam bitmişti ve ekran başka bir şey göstermek üzere değişmişti. Ancak, Josh, gözlerini ekrandan ayıramamıştı.
Yakında onunla iş dolayısıyla yüz yüze gelecekti. O anı tüm gücüyle geciktirmek istedi.
Gözlerini kapattı ve gerçeklikten uzaklaşmak için gözlerini yol boyunca açmadı, ancak uçak, Josh’un isteklerini umursamadan Kaliforniya’ya doğru yaklaşıyordu.
***
“Josh!”
Havaalanında Josh’u bekleyen Emma, gözlerini kıstı ve görür görmez kardeşine doğru koştu. Josh, bir koluyla Pitt’i tutarken, diğeriyle bavulu sürüklediği için, kollarını kız kardeşine saramadığından, onun kendisini kucaklamasına izin verdi.
Emma, yüzünü gömdüğü göğüsten başını kaldırmadan önce, taşan duygularını bastırmak istercesine derin bir nefes aldı. Göz göze geldiklerinde ilk gülümseyen Josh oldu. Emma da gülümseyerek karşılık verdi.
Yıllar sonra ilk kez bir araya gelmişlerdi. Josh neşeyle konuştu, “Her zamanki gibi çirkinsin.”
Dokunaklı buluşma orada sona erdi.
*
*
Emma dişlerini sıkarak, “Kimsenin senin ne kadar sinir bozucu biri olduğunu bilmediğine inanamıyorum” dedi.
Josh, ön koltukta otururken ilgisizce ileriye bakıyordu. “Şimdi oraya geç.”
“Kapa çeneni. Şoför benim.”
“Gaza bas, lanet olsun, o araba selektör yapıyor!”
“Çeneni kapa dedim! Son kez söylüyorum, şoför benim!”
Beraberinde, Emma direksiyonu sertçe çevirdi. Hızla ileriye sürdükten sonra önüne baktı ve sessizce küfretti. İstenmeyen tavsiyesi yüzünden, direksiyonu kırıp Josh’un kafasına vurmaktan uzakta değil gibi görünüyordu.
Josh omzunun üzerinden arkasına baktı. Pitt endişeli gözlerle etrafa bakınıyordu. Josh sıcak bir gülümsemeyle elleriyle kanat çırparak kuş yaptı. Pitt kıkırdadı ve alkışladı. Tüm bu süre boyunca, Emma sessizce küfür etmeye devam etti.
Josh gözlerini kapatıp üzerine düşen güneş ışınlarının tadını çıkarırken, kendi kendine “Gerçekten geri döndüm,” diye düşündü.
***4.Kısım***
Josh bir hafta kaldıktan sonra diğerlerine katılacaktı. O zamana kadar, ailesiyle vakit geçirdi, Pitt’e yeni şeyler aldı ve kendini yeni işine hazırladı.
Uzun zaman sonra ilk kez döndüğü ev gerçekten perişan haldeydi. Evdeki her şeyi çabucak onarması istendi ve sonuç olarak bütün gün bir şeyleri çekiçledi. Bu da yetmezmiş gibi çılgınca büyümüş çimleri biçti, ağaçları budadı, Emma ile tartıştı, birkaç kez de çakalları kovaladı. O farkına bile varmadan tatil bitmişti.
Son bir haftadır her gün Pitt’le vakit geçirmesine rağmen çocuğuna veda etmek zorunda kalması kalbini acıtmıştı. Her zaman olduğu gibi gözlerinde yaşlarla Josh’u bırakmayı reddeden çocuk, iş için ayrılma vakti geldiğinde bir kez daha Josh’un bacağına sarıldı, yüzünden yaşlar akıyordu. “Baba, baba…”
Josh, Pitt’in sırtını sıvazladığında, Pitt hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Şimdiye kadar, sabah ayrılsalar bile akşamları birbirlerini görebiliyorlardı. Ancak bu kez, durum farklıydı. Ekip sırayla tatil yaptığından, Josh’un Pitt’i 10 gün boyunca görememesi mümkündü.
Pitt’i bir daha ne zaman görebileceğini bilemeyen Josh, gitme konusunda isteksizdi. Çocuğu kucakladı ve rahatlattı, yaklaşık 30 dakika oyalanmıştı.
Onları izleyen Josh’un annesi kollarını uzattı, “Geç kalacaksın, Josh. Gitmelisin.”
Josh, artık ertelenemeyecek olan gerçeği güçlükle kabul etti. Çocuğuna son kez sımsıkı sarıldı ve isteksizce annesine emanet ettiğinde, Pitt çığlık atmaya ve çırpınmaya başladı. Josh ağlayan çocuğa sırtını döndü, arabaya bindi ve uzaklaştı. Kalbi küt küt atıyordu ve gözleri yaşlarla dolmuştu.
*
*
Josh, kahvaltı için restoranda toplanan ekibe katılmıştı. Mark “Evet. Bu dünyanın en zor şeyi,” diye başını salladı. Mark üç çocuk babasıydı.
“En büyük çocuğumun artık büyümüş olması iyi bir şey. Üçü de bebekken bacaklarımı hareket ettirmek çok zordu. Janet gerçekten zor zamanlar geçirdi” diye ekledi Mark.
İş, aylarca aileden bu şekilde uzak durmayı gerektirdiğinden, çocuğu olanlar için ilgi çekici bir konuydu. Isaac ve Henry hala evlenmemişlerdi, çok fazla tepki vermeden robotik olarak kreplerini yemeye devam ettiler. Uzun süredir birlikte olduğu partneriyle beraber yaşayan Seth de aynı tepkiyi verdi.
“Kahve harika olur, teşekkürler.” Josh çoktan yemek yemiş olduğundan, kendisi için içecek sipariş etti. Garson gülümsedi ve siparişi getirmek üzere gitti. Döndüğünde, büyük bir avuç dolusu kalitesiz kremayla dolu kahveyi getirdi ve masaya koydu. Josh’a gizli bir bakış attı ve gitti.
Henry tükürdü, “Şu lanet yüzüğünü tak, seni aldatan p*ç”.
Josh acı acı gülümseyerek karşılık verdi. Krepinin üzerine bolca akçaağaç şurubu döken Isaac, ağzına koca bir dilim atarken, “Artık bize işten bahsetmelisin.” dedi.
Gözler Mark’a doğru çevrildi. Mark çevresine baktı. Yemek saati geçmişti ve restoranda neredeyse hiç kimse kalmamıştı.
Restoranın bir tarafında toplanan personelin kendi aralarında sohbet edip etmediğini kontrol ettikten sonra, Mark “Yetkililer yaklaşık bir ay önce C’nin K alması konusunda onları uyaran bir mesaj aldılar.” diye başladı.
C, Chase; K ise kaçırılma tehditi anlamına geliyordu. Bu ekibin gizli kodlamasının bir parçasıydı. Müşteri çok ünlü ya da bilgileri özellikle gizli tutulması gereken biriyse, ekip, aralarında konuşulanların yayılmasını önlemek için birkaç gizli terime karar vermişti.
Tabi ki de Chase C. Miller ile ilgili her şey çok gizliydi. Chase’in alfabetik kodu, isminin baş harfi olduğu için C’ydi; bu aynı zamanda başka bir anlama daha geliyordu. Çılgının C’si.
*********************************************************
NOT: Arkadaşlar bir açıklama yapayım. Chase C. Miller’ın adındaki C harfiyle İngilizce Crazy’i kodlamışlar. Crazy’nin C’si.
Türkçe karşılığı çılgın/deli. Bunu çevirirken C adının baş harfi olduğu için “Çılgın” olarak kullanmayı tercih ettim. O yüzden neden Çılgın’ın Ç’si değil de, C’si diye sormayın.
Bununla ilgili daha iyi bir önerisi olan varsa yorumlarda belirttiği taktirde mutlaka dikkate alırım. Teşekkürler~~
****************************************************
“FBI araştırıyor ama doğru dürüst bir kanıt yok. Tabii muhbirin kimliği de henüz bilinmiyor. Birkaç şüpheli var ama…”
Isaac, Mark’ın sözünü keserek, “İntikam mı?” diye sordu.
Yanında oturan Henry, hemen eleştirdi, “Seni aptal, neden beynini taşıma zahmetine giriyorsun? Eğer intikamsa, asla bir şüpheli bulamayacaklar. Bu or*spu çocuğunu tanıyan herkes yüzde yüz onu öldürmek ister.”
Haklıydı. Chase Miller, yalnızca varlığıyla bile insanları kendisine düşman edebilecek kadar seçkin biriydi. Bununla birlikte, onunla paylaşılan tek bir kelime, bu düşmanlığı kolayca öldürücü bir niyete dönüştürebilirdi. Masanın etrafında oturan hiç kimse Henry’nin sözlerini yalanlamadı. Josh bile sessizce kahvesini yudumladı.
Isaac de dudaklarını büzerken bu fikre katılmış olmalıydı. Ancak ifadesi rahatsızlığını gösteriyordu. Sürpriz değildi. Henry’nin sert diline yıllar sonra bile alışmak zordu.
Mark boğazını temizledi ve konuşmaya devam etti.
Yorum