Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 25: Dr Flame’in İkilemi

BÖLÜM 25: DR. FLAME’İN İKİLEMİ
İşi bırakmış olamaz değil mi, olabilir mi yoksa?
Ona yemek pişirdiği günden beri Josh’un ortalarda görünmediğini fark etmesi Chase’in irkilmesine neden oldu.
Chase kendi kendine “Neden onun gibi birini düşünüyorum ki? İşten ayrılıp ayrılmamasının ne önemi var?” diye düşündü. Kesin parti çok sıkıcı olduğu içindi.
Kendini eğlendirecek bir şeye ihtiyacı vardı ancak böyle bir şeyin var olmasının imkanı yoktu. Baskın Alfalara sirk hayvanı gibi davranılması alışıldık bir şeydi ama bu özellikle Chase’in daha sık ve daha bariz karşılaştığı bir durumdu. Ne var ki Chase de mecburiyetten katıldığı bir partide insanları memnun etmek için kendini yormak istemiyordu. Belki etrafındakiler de düşüncelerini okumuştu; herkes uzakta durup kendi aralarında fısıldaşıyordu.
Chase’in yapabileceği en iyi savunma onları görmezden gelmekti. Sadece bir süre vakit geçirmesi, Keith Pittman’la selamlaşması ve her zaman yaptığı gibi- eve dönmesi gerekiyordu.
Ama etraf aşırı samimi insan kaynıyordu.
“Uzun zaman oldu, Chase. Nasıl gidiyor?” diye sordu kadın. Chase bir anlığına kadına baktı, kim olduğunu hatırlamadığı ortadaydı. Kadın gülümsedi ve kendini tanıttı, “Naomi Parker. Aynı filmde oynayacağız. Seninle çalışmayı dört gözle bekliyorum.”
Chase, formalite gereği uzattığı elini sıktı ve çabucak bıraktı.
Sert bir ifadeyle karşısındaki kadına bakarken ‘Git artık’ diye geçirdi içinden. Ancak Naomi hiç umursamıyor gibiydi.
Bakışlarını bir kez daha yüzüne sabitlemeden önce Chase’i aşağıdan yukarı doğru süzerek ilgisini açıkça gösterdi. “Grayson, rolün sana uymadığından şikayet edip duruyordu ama bence tam sana göre. Neden bu kadar sızlandı ki? Onun küçük kardeşi olduğun için tuhaf hissetmiş olmalı.”
Kardeşinin adı yakın olmadığı bir aktris tarafından söylenmişti, ama Chase şaşırmamıştı. Komik bir anısını hatırlamış gibi kıkırdayan kadına bakarak, sert bir şekilde yanıtladı. “Muhtemelen ciddiydi.”
Naomi, gözlerini abartılı bir şekilde kırparak, “Tanrım, gerçekten mi? Neden? Harika görünüyorsun,” diye yanıtladı.
Chase cevap vermek yerine şampanya kadehini dudaklarına götürdü. Büyük olasılıkla Grayson bu kadınla yatmıştı. Bu çok sık olan bir şey olduğu için Chase’in tepkisi oldukça soğuktu. Grayson kendini her zaman “gerçek aşkı arayan yalnız kurt” olarak tanıtırdı, bu çok komikti ve Chase bunu yapacak daha iyi bir şeyi olmayan bir playboyun ağzından çıkan saçmalıktan başka bir şey olarak görmüyordu.
…Üstelik Grayson daha önce hiçbir duyguyu hissetmemiş biriydi.
Chase’in yaklaşan rolü hakkında Grayson’ın ne düşündüğünü anlamak için Naomi’ye ne dediğini sormasına gerek bile yoktu. Diğerleri, Grayson’ın tuhaf ve abartılı yorumlar yaptığını zannebilirlerdi ama durum Grayson için kesinlikle böyle değildi. Grayson gerçekten Chase’in bu rolü almasından nefret etmişti. Ve işin aslı Chase, gerçekten abisinden bıkmıştı.
Chase’in ilgisiz tavrını gören Naomi utanarak gülümsedi ve konuyu değiştirdi. “Orijinal eseri okudun mu? Seri o kadar uzundu ki hepsini okumayı bitiremedim. Dürüst olmam gerekirse Dr. Flame olarak seçilmene çok şaşırdım. Gerçi benim rolüm de çok konuşulacak gibi görünüyor.”
Aktris, karmaşık bir özel hayata sahip olmasıyla ün salmıştı. Halkın gözündeki imajının tam tersi bir rol için seçildiğinden, biraz tedirgin görünüyordu.
“İkimiz de elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız, hmm?” diye mırıldandı. Gülen yüzünün aksine, gözleri endişeyle titriyordu. Yüksek özgüvene sahip üst düzey bir aktristi ama her şeye rağmen huzursuz hissediyor olmalıydı. Chase kaşlarını çatarak ona baktı.
Chase’in verdiği tepki, Naomi’yi tamamen farklı bir nedenden dolayı tedirgin etti. Böyle adamla nasıl oynayacaktı?
Chase’in başrol olarak rol aldığı birçok filmi izlemişti, bu yüzden onun çok yetenekli bir oyuncu olduğunu biliyordu. Ama bu sadece kurgunun sonucuydu. Birlikte film çekmek tamamen farklı bir hikayeydi. Naomi içinde bir şüphe tohumunun kök saldığını hissetti.
Belki de filmleri sayısız düzenlemenin ürünüydü.
“Hangi rollerde yer alacağımızı biliyor musun?” diye şüpheyle sordu.
Chase cevap veremeden, farklı bir ses araya girdi. “Tabii ki de biliyor. Sonuçta sözleşmeyi imzaladı.”
Naomi irkildi ve arkasını döndü. Karşısında duran tanıdık yüzü gördüğünde yüzü hızla aydınlandı. Rahatsız edici bir durumdan kurtulduğu için mutlu olduğu belliydi ama bu Chase’in umurunda değildi. Bunun gibi şeyler her zaman başına geliyordu.
“Keith,” dedi kadın, Keith’i gördüğü için mutlu görünüyordu. Chase’le konuştuğu için pişman olmaya başlamıştı. Gülümsedi ve “Uzun zaman oldu. Bu rolü bana verdiğin için teşekkürler. Aslında bu rolü almayı hiç beklemiyordum.”
Keith Pittman’ın ifadesi sanki bunu bekliyormuş gibi değişmedi. “Sadece bu rolün tam sana göre olduğunu düşündüm.”
Naomi yüzsüzce, “Senden başka kimse öyle düşünmüyor galiba,” diye yanıtladı.
Keith soğuk bir şekilde, yanıtladı, “O zaman herkese onların mı yoksa benim mi benim haklı olduğumu gösterebilirsin.”
“Tanrım.” kadın çınlayan şekilde gülmüştü.
Hollywood’un en seksi aktrisi imajının aksine, kıkırdaması hareketli bir çocuğunki gibiydi. Biraz daha mutlu görünen Naomi Keith’in etrafına baktı ve gözlerini kırpıştırdı. “Bu arada, partnerine ne oldu? Onu az önce gördüğümü sanıyordum. Yanıldım mı?”
‘Bu adamın partiyi yalnız geçirmesinin imkanı yok,’ diye düşündü Naomi. Ancak Keith ona cevap vermeye pek hevesli görünmüyordu. Tek yaptığı sigarasını kutusundan çıkarıp ağzına götürmek oldu. Ya eşinin nerede olduğunu bilmiyor ya da hiç umursamıyor gibi görünüyordu.
Naomi, yönetmeni gözünün ucuyla gördüğünde gereksiz bir soru sorduğu için pişman olmaya başlamıştı. Onlara veda etti ve hızla uzaklaştı.
İki Baskın Alfa’nın etrafındaki mırıltılar sessizce devam etti. Ancak ikisi de birbirine bir şey söylemedi. Tek yaptıkları susarak birbirine bakmaktı.
İlk konuşan Keith oldu. “Grayson beni günlerce takip edip dırdır etti.”
Chase alaycı şekilde gülümsedi, şaşırmamıştı. Ama hala Keith’in tepkisini merak ediyordu. Keith ustaca sigarasını yaktı ve peşinden bir duman izi bırakarak derin bir nefes verdi.
“Gerçekten yapmak istemiyorsan, kendini zorlamana gerek yok. Tabi sözleşmenin cayma bedelini ödemek zorundasın.” Keith bunu sesinde hiçbir duygu belirtisi olmadan söylemişti. Tamamen ciddiydi ve Chase de öyleydi.
“Ceza ödemeye niyetim yok,” diye yanıtladı Chase.
“Tamam,” dedi Keith.
Ve bu kadardı. Keith başka bir şey söylemedi. Sessizlik bir süre daha devam etti.
Keith sigarasını dudaklarına götürdü ve usulca mırıldandı. “Grayson’ın kardeşi olarak yaşamak kolay değil.”
Chase güldü. “Abim sen olsaydın daha iyi olurdu.”
Chase’in şaka yapıp yapmadığı belli değildi. Keith ifadesiz kaldı ve hiç tepki vermedi. Bir kez daha sigarasını çekip nefes verdi ve beyaz bir duman havaya karıştı. İnce parmaklarının arasında tuttuğu sigarayı bir kaç kez salladı ve külleri savurdu. “Benim kardeşlerim buna kesinlikle katılmazdı.”
Chase soğukkanlılıkla ‘Eğer Grayson bir günlüğüne onların abisi olsaydı, abileri Keith olduğu için tanrıya şükrederlerdi’ diye düşündü.
Keith, yarısı sönmüş sigarasının küllerini, yanından geçen bir garsonun taşıdığı kül tablasının üzerine çırptı. Tam o anda, Keith’in bakışları başka bir tarafa kaydı. Parmaklarının arasındaki sigaradan uzun bir duman yükseldi.
Garip bir şekilde, bir yöne dikkatle baktı, olduğu yerde dondu kaldı ve daha sonra Chase’in başka bir şey söylemesine fırsat vermeden gitti. Keith hızla gözden kayboldu; tek başına kalan Chase bir sigara yaktı ve bir süre daha aynı yerde durdu.
Kendi aralarında sohbet eden insanların sesi Chase’in kulaklarında çınlıyordu. Şampanyasını bitirmeye çalıştı ama bu kadarı onu sarhoş etmeye yetmezdi. Parti için hazırlanan tüm şampanyaları ziyan olmaması için içmesi gerektiğini zaten biliyordu.
Etrafından kahkahalar ve anlamsız konuşmalar geliyordu ama o yalnızdı. Usulca iç çekti. Chase, dudaklarının arasına bir sigara sıkıştırarak boş boş gözlerini kırptı. Aniden serin bir hava alma isteği duydu.
Arkasını dönüp parti salonundan çıkmak üzereyken tanımadığı bir kadın önüne çıktı. Chase içgüdüsel olarak kaşlarını çattı. Kadın gülümsedi ve neşeyle konuştu. “Merhaba, Bay Miller. Sana Chase desem olur mu?”
Chase ona ters ters baktı. Ne dediğinin bir önemi yoktu, sonunda kadın zaten ona kendi isteği şekilde seslenecekti.
“Tanıştığımıza memnun oldum, Chase. Ben Veronica Lee. Bu filmde beraber olacağız. Bana Vicky diyebilirsin.” Beklediği gibi, ona hemen adıyla seslendi ve dostane bir şekilde ona kendi takma adını söyledi. Bununla birlikte, Chase ilgisiz ifadesini sürdürdü ve hiçbir tepki vermedi.
Tek düşünebildiği bu salondan nasıl çıkacağıydı. Soğuk tepkisi herkesi utandırmaya yeterli olsa da Vicky ısrarcıydı. Yüzünde bir gülümsemeyle, konuşmaya devam etti. “Aslında her zaman seninle tanışmak istemiştim, gerçekten. Şimdiye kadar hiç Baskın Alfa görmemiştim. Bugün Bay Pittman’la da tanıştım ama sen gerçekten güzelsin.
Vicky’nin yüzünü masum bir övgü pırıltısı kapladı. Bu, Chase’in kendisini bu kadar açık bir şekilde iltifat yağmuruna tutan biriyle ilk karşılaşması değildi ama aynı zamanda çok sık olmadığı da kesindi. Chase gözlerini kıstı ve kadının ne istediğini anlamaya çalıştı. Muhtemelen nadir bir yaratıkla yüz yüze gelme merakıydı ya da bir numaralı aktörün popülaritesini kullanarak çevresiyle bağlantı kurmaya çalışıyordu- belki de her ikisi.
“Bu filmde rol alacağını duyduktan sonra, yönetmene ne olursa olsun bana da bir şans vermesi için yalvardım. Seninle çalışmayı denemek istedim. Büyük bir hayranınım, Chase. Gerçekten!” coşkulu bir şekilde yankılanan sesi hevesli bir hayranınkinden farklı değildi. Yanından geçen bir garsonun taşıdığı tepsiden iki bardak şampanya aldı ve bir kadeh şampanya ısmarlamak ister gibi Chase’e uzattı.
Chase bardağı ondan aldı ve bu konuşmaya bir son vermeyi umarak hemen içti. Ancak, Chase yürümeye başlar başlamaz, kadın çabucak onu takip etti.
“Bir süreliğine seri hakkında konuşabilir miyiz? Senin olduğu kadar Dr. Flame’in de büyük hayranıyım. Senin de Dr. Flame hakkındaki fikirlerini duymak isterim.” Vicky, Chase’in koluna girerek ısrar etti. Aralarındaki mesafe bir anda kapandı ve Chase’in burnunun ucuna az önceye kadar farkında olmadığı bir koku geldi.
Omega kokusuydu.
Chase yürümeyi kesti ve Vicky’e doğru baktı. Vicky Chase’in tepkisini bekledi, yüzü kızarmıştı ve gözleri titriyordu.
Chase ilk kez konuştu, “Omega mısın?”
“Evet.” diye utangaç bir şekilde cevap verdi. Yanakları pembenin daha koyu bir tonuna büründü ve feromon kokusu daha da güçlendi. Vicky, bariz bir şekilde Chase’i baştan çıkarmaya çalışıyordu.
Ancak, bu son değildi. Chase arkasından başka bir Omega’nın daha kokusunu alabiliyordu. Partiye geldiğinden beri Chase ilk kez paniğe kapıldı. Bu partide bu kadar çok Omega var mıydı? Keith bundan hiç bahsetmemişti.
‘Ah.’ O anda sebebini anladı. Pittman diğer feromonların kokusunu hiç alamıyordu.
Bu aynı zamanda üzerinde izini bırakmış olan Omega’nın dışında asla başka bir Omega tarafından baştan çıkarılamayacağı anlamına geliyordu.
‘Öte yandan ben-‘ Chase dudağını ısırdı, sırtından soğuk terler akmaya başladığını fark etti.
Vicky ona daha da yaklaşıp koluna yapıştı. “Chase-“
Aniden “Benden uzak dur!” diye bağırdı ve kolunu çekti. Herkes bir anda şaşkın gözlerle onlara baktı. Ancak Chase’in tek yapabildiği kanlı gözlerle Vicky’e bakmak ve gerginlikle nefes vermekti. “Kaybol! Hayranım ya da her ne olduğun umrumda değil. İğrençsin. Omegalar beni hasta ediyor!”
Vicky’nin yüzü pancar rengine döndü. Anlamsız sohbetler eden insanlar onları izliyordu. Ancak, Chase ona bir bakış daha attı ve başka bir şey söylemeden gitti.
Her yerde onu takip ediyormuş gibi görünen ve bitmek bilmeyen fısıltıları geride bırakıp uzaklaşırken dişlerini sıktı ‘Bundan bıktım.’ diye düşündü. ‘Bundan bıktım. Her şeyden bıktım.’
***
Chase dışarı çıkmanın bir yolunu bulmuş olsa da, hâlâ kafası dumanlı hissediyordu. Geç de olsa yanlış seçim yaptığını fark etmişti.
Doğruca eve gitmesi gerekirdi.
Pişman olmak için çok geçti. Bunun yerine ikinci en iyi seçeneği seçti; çılgınca sigara ararken mide bulantısına dayanmaya çalıştı. Burnunun ucunda kalan feromonların kokusu başını döndürüyordu.
‘Lanet olsun, hepsi o Omega’nın suçu.’ Chase duyulur bir şekilde dişlerini gıcırdattı, ama tek yapabildiği nefesini tutmak ve aceleyle sigarasını yakmaktı. Feromonun etkilerini nikotinle yok etmeyi planlıyordu.
“Hahh…” iç çekti. Sigara dumanını hızlı ve derin bir şekilde içine çektikten sonra nefesini tuttu. Ardından yavaşça nefes verdi. Dumanı içine çekti, durdu, nefes verdi ve bunu iki ya da daha fazla tekrarladı. Sonunda feromon kokusu azaldı.
Belki de sadece koku alma duyusu körelmişti. Dumanı çok hızlı soluduğu için zihni baş dönmesiyle birlikte karmakarışık olmuştu. Olabilecek en kötü durumdaydı.
Sonunda, Chase küfretti “…Ah, kahretsin!” ve agresif bir şekilde bileğiyle gözlerini ovuşturdu. O kadar kızgındı ki, dayanamıyordu. Eğer şu anda birisi yanından geçecek olursa, onu öldüresiye dövmek için çok hevesliydi.
Hışırt!
Tam o sırada, kulaklarına rüzgarda hışırdayan yapraklardan bir ses geldi- birinin çıkardığı ses.
Chase’in rüyasındaki adam orada duruyordu.
Joshua Bailey.
Chase, şaşkınlıkla kendisine bakan adamın adını söyledi.
<1.CİLDİN SONU>
Yorum