Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 15: Tedavi

BÖLÜM 15: TEDAVİ
“Beni istediğinizi duydum.”
Chase “Neden gelmedin?” diye bağırdı.
Josh, Chase’in ani tepkisine aptalca gözlerini kırptı. “Nereye gelmedim?”
Chase dişlerini sıkarak, “Odama.” dedi. “Sabah olduğunda koşarak bana gelmen gerekmez miydi, seni or*spu çocuğu? Neredeydin ve ne yapıyordun? Nerede oyalanıyordun?”
Chase’in beklenmedik tepkisi karşısında Josh’un ağzı açık kaldı.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra, “Beni mi bekliyordun? Neden?” diye sordu.
Chase sıktığı dişlerinin arasından sordu, “Bakarak söyleyemez misin?” ama Josh hala anlayamamıştı. Josh gözlerini kırpıştırıp zorlukla gülümsediğinde, Chase yumruğunu yatağa indirdi. “Tedavim için!”
Ancak o zaman Josh, Chase’in patlamış dudağını ve her yerindeki lekeli morluklarını fark etti. Ancak hala durumu tam olarak anlamamıştı.
Josh yarı şüpheyle sordu, “…Merhem sürmemi ister misin?”
Chase’in yüzü somurtkan bir hal aldı. “Bunun yerine avukatı arayayım mı? Yoksa parasını mı ödemek istersin? Ya da vücudunu mu feda etmeye istekli misin?”
‘Sana vurabileceğimi söyleyen sendin,’ dedi Josh içinden. Yüksek sesle söylemekten kendini zorlukla alıkoyabilmişti. Bu huysuz ve küçük ama son derece güzel p*ç, Josh’un başını belaya sokmak için can atıyordu.
Josh ellerini yumruk yaptı, tavana baktı, derin derin nefes aldı, soğukkanlılığını geri kazandıktan sonra hızla Chase’in vücuduna göz gezdirdi.
Gerçekçi konuşmak gerekirse, çürüklerin herhangi bir şeyle tedavi edilmesine gerek yoktu; zamanla yok olacaklardı. Kanlı dudaklar ve ufak tefek kesikler, dezenfekte edici solüsyonlar ve yara bantlarıyla kolayca tedavi edilebilirdi.
Chase’in arada bir göğüs bölgesinin bir tarafına bastırma şekline bakılırsa, kaburgalarından biri kırılmış ya da hafif bir travma geçirmiş olabilirdi ama hiçbir kemiği kırılmış gibi görünmüyordu. Aslında Josh ona o kadar sert vurmamıştı.
Ancak, Chase özellikle yaralarını tedavi etmesini istediğinde Josh bunları öylece söyleyip, ayrılamazdı. Bunu yapsaydı, Josh’un hayatı bu sefer temelli sona erecekti.
Josh sonunda teslim oldu. “İlk yardım çantasını getireceğim.”
Tam arkasını dönmek üzereyken, Chase’in kolunun yan tarafında uzun bir yarık fark etti. Kırılan bazı mobilyaların köşesi çizmiş gibi görünüyordu. Dikişe gerek yok gibiydi ama bandajlamak iyi bir fikir gibi görünüyordu. Josh ilk yardım çantasını getirmek için hemen odadan çıktı.
Josh banyo dolabını açtı ve bu işi başkasına yaptırıp yaptıramayacağını merak etti. Ancak cevap açıktı. İkisinin yalnız olduğu odada, yaralarını tedavi etmek için Chase Miller’la oturmak isteyecek başka kimse olmayacaktı. Josh, Chase’in odasına dönmeden önce ilk yardım çantasının içindekileri kontrol ederken iç çekti.
Chase hâlâ yatağının kenarında oturuyordu. Josh yeniden görünür görünmez, sinir bozucu bir şekilde Josh’a baktı.
Josh tek kelime etmeden odanın bir tarafına yerleştirilmiş sandalyeyi Chase’in oturduğu yere getirdi ve yaralarını tedavi etmeye başladı.
Josh’un dokunduğu ilk şey Chase’in kolundaki en derin yaraydı. Düşündüğünden daha derindi ama daha fazla kanayacak gibi görünmüyordu. Dezenfektanı sürdü, birkaç saniye kurumasını bekledi ve üzerine biraz yara izi önleyici merhem sürdü. Son olarak kolunun etrafına bandajı sardı.
Bandajı sararken dudaklarını kapalı tutan Josh, bilinçsizce başını kaldırdı. O anda gözleri Chase’in gözleriyle buluştu. Josh olduğu yerde donup kaldı.
Görünüşe göre Chase bunca zamandır Josh’u izliyordu. Josh da onun bakışlarını hissetmişti ve basitçe görmezden gelmeyi seçmişti. Ancak bir anlık dikkatsizlik sonucu durum rahatsız edici bir hal almıştı.
Josh’un gözlerini hiçbir şey olmamış gibi başka yöne çevirmesi gerekiyordu ama yapmamıştı. Chase’in yüzü tarafından esir alınmıştı.
‘Yüzünde morluk oluşturmaya nasıl cüret edebildim?’ diye pişman oldu Josh.
Tam o anda, Chase gözlerini kıstı. Josh irkildi ve Chase’in dudakları, Josh’un düşüncelerini okumuşçasına alayla kıvrıldı. Josh utanarak gözlerini devirdi. Josh’un bakışlarını kaçırdığını gören Chase’in yüzü düştü.
“O da neydi? Beni görmezden gelebileceğini mi sanıyorsun?” diye homurdandı.
Hayır, öyle bir şey-” diye karşılık verdi Josh.
“Öyleyse neydi, or*spu çocuğu?”
Josh cevap vermeseydi, bu kez de bir yumrukla karşılaşabileceği için hızla cevap verdi, “Sessiz kalmayı seçiyorum. Bir daha yumruk yememeyi tercih ederim.”
Chase bir süre sessizleşti. Tam Josh gerilmeye başlamışken, Chase beklenmedik bir şey söyledi. “Yüzümü her gördüğünde hayallere dalıp gittiğini biliyorum.”
Josh, bir an için Chase’in ne demeye çalıştığını anlamadı. Ancak birkaç saniye sonra utançtan kızararak “B-Biliyor musun?”
“Evet. Anlamamamı mı umuyordun? Sence ben senin gibi lanet olası aptalın teki miyim?” Chase’in sözleri her zamanki kadar sert olmasına rağmen, yüzü gururla doluydu.
Josh yüzünü ekşiterek kabul etti, “Yüzünü beğeniyorum.”
Chase’in yüz ifadesi, Çok belli, der gibiydi. Ancak Josh, başını yana yatırırken kaşlarını çattı.
“Bundan memnun musun?” diye sordu.
“Ne?” Bu sefer Josh’un söylediklerini hemen anlamayan Chase olmuştu. Josh’a dik dik bakmadan önce uzun, altın rengi kirpiklerini yukarı aşağı indirip kaldırdı. “Ne saçmalıyorsun or*spu çocuğu?”
Küfürlerinin arkasından bir yumruğun geleceğinden korkan Josh hızla geri adım attı. “Eh, sanırım senin kişiliğinden hoşlanan sapıklar da olmalı.”
“Sapıklar mı?”
‘Ah.’ Josh ateşe benzin dökmüştü. Şu anda duyduğu sesin Chase’in dişlerini gıcırdatması olmamasını içtenlikle umuyordu.
Sırtını ıslatmaya başlayan soğuk terlere karşın Josh zorla gülümsedi. “Belki de, garip tatlar.”
Söylediği şeyi yumuşatmak için en iyi yol bu olmasa da, Josh elinden geleni yapmıştı. Ancak ağırlaşan feromon kokusundan Chase’in sinirlendiği belli oluyordu. Kasıtlı olarak feromonlarını yaymadığı için gizlice minnettar olan Josh, çabucak yaptığı şeye geri döndü.
Felaket habercisi diş gıcırdatma sesi kesildikten sonra Chase’in dudakları aralandı, “Kişiliğim de yüzüm de bana ait.”
“Ah evet. Elbette ikisi de sana ait” diye onayladı, Josh.
Ancak, Chase’in Josh’un bu yanıtından memnun olmuşa benzemiyordu. Chase, fikrini söylemesi için ısrar edercesine Josh’a inatla ve güçlü bir şekilde baktığında, Josh pes etti ve dürüstçe devam etti.
“Ama insanlar yaşlanır ve güzellik geçip gider.” Chase irkildi. Josh sonradan aklına gelmiş gibi ekledi, “Dışarıda seni sadece kişiliğin için sevecek birileri var mı acaba?”
Bunu buz gibi bir sessizlik izledi. Chase’in hiçbir şey söylememesi Josh’u tedirgin etti. Hala yumruk yememiş olması bir mucizeydi.
Elinden ya da ayağından gelebilecek olası bir saldırıya kendini hazırlayan Josh, merhemin geri kalanını mümkün olduğu kadar çabuk sürdü. Son yara bandını Chase’in elinin arkasına yapıştırıp aceleyle ayağa kalktığında, kaçındığı bakışlarla karşılaşmaktan başka seçeneği yoktu.
Chase’e gitmesi gerektiğini söylemek için “O halde, şimdi-” diye söze başladı.
Ancak Chase sözünü kesti. “Sen de yaşlanacaksın.”
Chase, su götürmez gerçeği gözlerinin önündeki, genç ve güzel adama doğru itti. Başından beri Josh’u aynı düzeyde şok ve hayal kırıklığına nasıl uğratabileceğini düşünüyor olmalıydı.
Ne yazık ki, Josh, beklentilerinin aksine fazla tepki göstermedi. “Ah, elbette. Gerçekten umursamıyorum.”
Chase, umursamıyormuş gibi yaptığı için Josh’la dalga geçebilmeyi diledi, ama Josh gerçekten rol yapmıyordu. Doğruyu söylemek gerekirse, hiç de hayal kırıklığına uğramış görünmüyordu. Chase, eskisinden daha fazla hüsrana uğradı, dişlerini gıcırdattı.
“Harika bir kişiliğin olduğu için insanların böyle bir yüzün olmasa bile seni sevmeye devam edeceğini mi düşünüyorsun?”
Chase acımasızca Josh’a bakarken, Josh küçük bir “Hm” dedi ve yüzüne düşen saçlarını geriye attı. Yapabileceğim başka bir şey yok der gibi gülümsedi ve “Bu, benim için sizden daha olası olmaz mıydı, Bay Miller?”
Chase ilk kez söyleyecek söz bulamıyordu. O kadar sinirliydi ki, aklına hiçbir şey gelmiyordu. Sonu gelmeyen şekilde hüsrana uğramıştı.
En azından Josh’a küfretmek istemişti ama bunun onu bu yenilgi duygusundan kurtaramayacağını biliyordu. Hiç değilse fiziksel yollar kullanmayı istemişti ama o zamana kadar Josh uzun bacaklarını kullanıp sadece birkaç adımda kapıya kadar yürümüştü.
Josh çabucak “Tedavi bittiğine göre artık gitmeliyim” dedi, bir an önce odadan gitmeye kararlıydı. Chase, Josh kapıdan çıktıktan sonra bile ne diyeceğini bilmiyordu.
‘İyi bir kişiliği olduğunu mu düşünüyor? Nasıl peki?’ Chase öfkeyle düşündü ama Josh’un vereceği cevabı zaten biliyordu: ‘En azından sizinkinden daha iyi Bay Miller.’
Sonrasında, Chase yüksek sesle küfretti ve yatağını defalarca yumrukladı.
Kendi kendine, ‘Bir gün o kahrolası p*çi öldüreceğim,’ dedi. Dişlerini sıktı ve gözlerinin etrafının gerildiğini hissetti. Kaşlarını çattı ve Josh’un uzun süre önce çıktığı kapıya kızgınlıkla baktı.
***
Gün sona erdi ve güneş çoktan batmak üzereydi. Josh zamanında izleme odasına indiğinde, Seth ciddi bir ifadeyle monitöre bakıyordu.
“Sorun ne?” Josh, monitörü kontrol etmek için öne eğildi ve kafa karışıklığı içinde başını eğdi. Ön kapının güvenlik kameralarında tanıdık olmayan bir araba görülüyordu.
“Git onlara yardım et. Aracının aküsü bitmiş gibi görünüyor,” dedi Seth.
Josh, açık araba kaportasının önünde yüzünü kaşıyan monitördeki uzun boylu yakışıklı adama bakarak merakla sordu. “Kim bu?”
“Görünüşe göre C’nin misafiri. Hazır oradayken kimlik kontrolü de yap. Şüpheli görünüyorsa, arabasını tamir etmesine yardım edip gitmesini sağla.”
“Anlaşıldı.”
Josh hemen malikaneden ayrıldı ve arabaya bindi. Ayrıca Isaac ile iletişime geçmeyi ve malikanenin etrafında devriye gezmesini istemeyi de unutmadı.
Josh, her zaman bagajda çeşitli aletler bulundurduğundan, basit tamir işlerini yerinde yapabilirdi. Seth’in sesi her zamanki gibi sakin geliyordu, bu yüzden hiçbir şekilde gelenlerin büyük bir tehdit olduğunu hissetmiyordu. Aşırı hevesli hayranların ara sıra Chase’in evinin yakınlarına gelmesi olağan bir şeydi ve bu sıra dışı bir şey değildi. Josh fazla düşünmedi ve arabayı bahçenin öbür tarafına sürdü.
Sıkıca kapatılmış demir kapının öbür tarafında parlak siyah bir Jaguar duruyordu. Arabanın sahibi gibi görünen adam arabanın kapısına yaslanmış, birini arıyordu.
Josh arabasını kapının önüne park etti ve dışarı çıktı. Başka birinin varlığını hisseden adam arkasını döndü. Siyah bir güneş gözlüğü takıyordu ve bu adamla daha önce hiç tanışmadığından emin olmasına rağmen adam garip bir şekilde Josh’a tanıdık geliyordu.
Parlak sarı saçları olan uzun boylu bir adamdı. Yüzünün bir kısmı kapalı olmasına rağmen, ne kadar göz kamaştırıcı biri olduğu kolayca tahmin edilebilirdi. Korkunç bir benzerlikleri vardı. Adam yavaşça güneş gözlüğünü çıkardı. Josh gözlüklerin altındaki mor gözleri görür görmez adamın kim olduğunu hemen anladı.
Adam yavaşça dudaklarının kenarına bir gülümseme yerleştirdi.
“Vay canına, seni burada daha önce hiç görmemiştim. Yeni güvenlik görevlilerinden biri misin?” Kendisini tanıtmasına gerek olmamasına rağmen, yine de kendini tanıttı. “Tanıştığımıza memnun oldum. Ben Grayson. Chase’in abisiyim”
Adam kapının demir parmaklıklarının arasından elini uzattı. Josh ona boş gözlerle baktı ve garip bir şekilde el sıkıştılar. Kendisini acıma dolu bir görgü tanığıyla karşılaşan bir mahkum gibi hissetti.
Grayson gözlerini kıstı. Gevşek bir şekilde, “Geldiğin için minnettarım” diye fısıldadı.
***10. Kısım***
Uğursuz bir hava konağı doldurdu. Seth’e göre Chase, Grayson’ın burada olduğunu duyar duymaz kriz geçirerek sandalyesini fırlatmıştı. Neyse ki, sandalyeyi Seth’e fırlatmamıştı.
Yorum