Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 13: Şikayet

A+ A-

BÖLÜM 13:  ŞİKAYET


“Kahretsin!”

“Bay Miller, ne yaptınız?!”

Chase’e bakan herkes şok içinde çığlık attı, gördüklerine inanamadıkları belliydi. Josh gözlerini kocaman açtı ve hızla aşağıya doğru baktı. Ancak, Henry çoktan toplanan kalabalığın arasına gömülmüştü ve hiçbir yerde görünmüyordu.

Chase “Ne yapıyorsun? Hareket et,” diye bağırdı. Josh şaşkınlık içinde Chase’e döndü. Ancak Chase yüzsüzce devam etti. “Kapıyı kapat ve uçağı uçur.”

Seçme şansı yoktu. Üstelik Chase, en ufak bir tereddüt belirtisi dahi göstermemişti.

“Pekala,” dedi Chase, sigarası hâlâ dudaklarının arasındaydı. “Ben iniyorum.”

“Ne?” Sekreterin yanı sıra herkes şok içinde ona döndü.

Ama Chase’in şakasının olmadığı ortadaydı. “Onu bekleyin ve helikoptere bindirin. Ben iniyorum.”

Josh kendini tutamadan, “Bu nasıl bir saçmalık-” diye bağırdı. Chase sigarasından bir duman çekti ve izmariti açık helikopter kapısından dışarı fırlattı. Kalabalık, uçan sigara izmaritini yakalamak için yaygara koparmıştı.

“Görüşürüz,” dedi Chase.

“Bay Miller!” Helikopterden atlamak için pozisyon almasını izleyen herkes şaşkına dönmüştü. Hayranlar yüksek sesle çığlıklar atarken helikopterdeki herkes onu durdurmak için koştu.

En sonunda Mark bağırdı, “Kalkışa geç Josh! Şimdi!” Josh aceleyle helikopteri uçuşa geçirdi. Arkasındaki ekip kapıyı kapatıp Chase’i sakinleştirmekle meşguldü. Kargaşa biraz dindiğinde, herkes harap olmuş haldeydi.

“Hahh…” Seth’in sesli bir şekilde iç çekmesi çok nadir bir olaydı. Herkes aynı şekilde hissediyordu ama kimse bir şey demeye cesaret edememişti.

Josh, pilot koltuğunda, uzaktan batan güneşi izlerken gerçekten merak ediyordu. ‘Dünyada ondan daha b*ktan kişiliğe sahip biri daha var mıydı acaba? ‘

***

“İstifa ediyorum.”

Saatler sonra gece yarısına doğru, geride bırakılan arabayla döndükten sonra Henry’nin söylediği ilk şey buydu. Bunu söylemesini herkes bekliyordu, o yüzden kimse şaşırmamıştı.

Mesai saati bitmiş olmasına rağmen Henry’i bekleyen sekreter, Henry’nin bunu söyleyeceğini biliyormuş gibi hemen yeni bir iş teklif etmişti. “Bugün olanlar için çok üzgünüm Henry. Ben… böyle bir şeyin bir daha olmayacağını garanti edemem, ama kesinlikle tüm çalışmanın karşılığını vereceğiz. Ek bir sözleşme imzalayabiliriz-“

“İstifa ediyorum.” diye bağırdı Henry. “Sana dilenci gibi mi görünüyorum? Paranın her şeyi halledeceğini mi sanıyorsun? O or*spu çocuğu yüzünden bugün yaşadığım onca şeyi düşününce, Amerika Birleşik Devletleri’nin tamamını bile verseniz yetmez. Ve ne demiştin, karşılığını verecek misiniz? Ne kadarını verebilirsiniz ki? Siz s*rtükler delirmiş olmalısınız-“

“Sakinleş Henry,” Isaac ayağa kalktı ve duyguları kontrolden çıkınca küfürler savurmaya başlayan Henry’yi durdurdu.

Her halükarda sekreter masumdu; o sadece Chase’in yerine buradaydı.

Yine de, Henry’nin öfkesi herkes tarafından anlaşılabilirdi. Bakımlı yüzünün her yeri çizilmişti, irili ufaklı morluklar tüm vücudunu kırmızıya boyamıştı, saçları dağılmıştı ve her yöne çekilmiş gibi görünüyordu. Sadece kravatı değil, ceketi de ortalıkta yoktu ve perişan haldeki gömleği parçalara ayrılmıştı. Ayakkabıları bile -şükürler olsun ki kaybolmamışlardı- çiğnenmiş ve buruş buruştu; muhtemelen kısa süre sonra atılacaklardı.

Doğrusu berbat haldeydi.

Fırtınaya yakalanmış sahildeki bir adam bile ondan daha az acınası görünürdü. Hiçbiri Henry’ye duyduğu sempatiyi gizleyemedi. Afallayan sekreter Mark’a döndü, ama Mark’ın da bir şey yapabileceği söylenemezdi.

O kadar kişi arasında geride bırakılan Henry olmuştu.

Tüm ekip üyeleri arasında en korkunç öfke onundu, bu yüzden ekip üyelerinden hiçbiri karşısına çıkmaya cesaret edememişti. Sürekli küfür etmesi bir yana, biraz bile dürtüldüğünde köpek gibi ısırırıp saldırabilirdi. Birlikte çalıştıkları birkaç yıl boyunca, herkes mümkün olduğu kadar ruh haline aykırı hareket etmekten kaçınmıştı. Chase gerçekten bir mayına basmıştı.

“Lütfen gün sonuna kadar maaşımı hesaplayın. Yarın Boston’a döneceğim. Eğer uçak biletimi birinci sınıf almazsanız, size dava açacağım.” Henry öfkeyle dişlerini sıkıp, arkasını döndü ve hızla oturma odasından dışarı fırladı. Sekreter garip bir şekilde herkese tek tek baktı.

“Bu böyle olmayacak.” İlk konuşan Isaac olmuştu. “Bay Miller’ın bizi pek düşünmediğini biliyoruz ama elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Birkaç saniye bile bekleyemediği için Henry’yi orada bıraktı. Ne olacağını bilmiyor değildi. Dahası, Henry’yi helikoptere alabilirdik ancak Bay Miller onu aşağı doğru tekmeledi. Henry’nin bu kadar sinirlenmesi şaşırtıcı değil.”

Isaac’in sakin şikayeti tamamen mantıklıydı. Sekreter kızardı ve gözlerini başka yöne çevirdi. “Anlıyorum tabi ki ama o anda elimizden bir şey gelmezdi. Sen de biliyorsun. Oradan ayrılmasaydık, Bay Miller helikopterden atlayacaktı.”

İşleri Chase’i korumak olduğundan, yapmaları gereken tek şey buna engel olmaktı. Nihayetinde orada Chase onları tehdit ediyordu. Bu tehditin işe yaradığı gerçeği ve Henry’yi terk etmek zorunda kalmış olmaları onları en çok üzen şeydi.

Şimdiye kadar sessiz kalan Seth, “Dürüst olmak gerekirse, onu görmezden gelmeliydim ve hayranlar tarafından yakalanıp ezilmesi umrumda olmamalıydı” dedi.

Açık konuşmak gerekirse, Henry sadece şanssızdı. Ekip üyelerinden herhangi birinin sonu Henry’ninki gibi olabilirdi ve ilerde bu olasılığın gerçekleşme ihtimali yüksekti. Tüm mesele, bir sonraki piyangoyu kimin çekeceğiydi.

Sekreter Laura, ne yapacağını bilemeden mahçup şekilde öylece oturuyordu. Bulmakta çok zorlandığı güvenlik ekibini durdurması gerekiyordu. Ancak Laura, kızgınlıklarının o kadar kolay geçmeyeceğini de biliyordu. Panik haldeydi ve ekip üyelerini teselli etmek için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu, öyle ki neredeyse onun için üzüleceklerdi.

Biraz önce izlemekte olan Josh yumuşak bir sesle konuşmaya başladı. “Bunun kendi başına çözebileceğin bir şey olduğunu sanmıyorum Laura.” Sekreter şaşkınlık içinde ona baktı. Josh konuşmasına devam etti, “Ne söz verirsen ver, Chase Miller bunları görmezden gelebilir ve vazgeçmemizi söyleyebilir. Bir sonuca varmak için doğrudan kendisiyle görüşmeliyiz.”

“Ama…” diye mırıldandı Laura, gözle görülür şekilde telaşlı görünüyordu.

Isaac araya girdi, “Josh haklı. Bu olay, sadece vaatleriniz veya maddi tazminatınızla göz ardı edilemez. Hepimiz Bay Miller’ın bencil biri olduğunu biliyoruz ama sınırı aşmamalıydı.

Laura öfkeyle bağırdı, “O halde, ne demeye çalışıyorsun? Şimdi gidip her şeyi çözene kadar Bay Miller’la tartışmayı planlıyorsun?” O da bütün gün rahatsız olmuştu ve bu durum onu epeyce strese sokmuş olmalıydı.

Josh umursamaz şekilde, “Neden olmasın?” diye sordu.

Laura şok içinde gözlerini kırpıştırdı ve Mark da şaşkınlıkla Josh’a baktı. Biraz tereddüt ettikten sonra Laura pes edip gitti.

Ancak o gittikten sonra, Mark Josh’a sorabildi, “C ile tartışacak mısın? Gerçekten mi?”

“Edemez miyiz?”

“Sanırım edebiliriz, evet. Ama…” Mark son derece isteksiz görünüyordu.

Josh, düz bir suratla konuştu, “Merak etme. Onunla konuşacağım.”

“Sen mi?”

Isaac ve Seth şaşkınlıkla sordular, “Ciddi misin?” Bunu yapmanın kendi işi olduğunu düşünen Mark, Josh’un beklenmedik sözleri karşısında yavaşça gözlerini kırpıştırdı. “Neden sen?”

Josh kayıtsızca yanıtladı, “Helikopteri uçuran ve Henry’i geride bırakan benim.”

“Başka seçeneğin yoktu.”

“Hala bunun için kötü hissediyorum. Dahası, kendi isteğim dışında yaptığım bir seçim yüzünden böylesine tiksinti duymaktan gerçekten nefret ediyorum.”

Josh’un nadir duyulan kaba sözleri karşısında herkes sustu. Bir süre sonra geri dönen Laura, içlerinden sadece birinin Chase ile konuşması için sıkıntılı bir şekilde ısrar etti. Mark hem rahatlamış, hem suçlu hem de sinirli görünüyordu.

Mark karışık duygularla Josh’u gönderdi.

Isaac, Josh’un arkasından, belki de Chase’in Josh’u neredeyse boğduğu zamanı hatırlayarak, “Her ihtimale karşı kameradan izliyor olacağız,” dedi. Josh hafifçe gülümsedi ve oturma odasından çıkarak Chase’in odasına doğru gitti.

*

*

Saçları duştan yeni çıkmış gibi hala ıslaktı. Her zaman etrafında hafifçe dolaşan tatlı koku, çamaşır deterjanı kokusuyla karışarak Josh’un garip bir şekilde sersemlemesine neden oldu. Josh, Chase’in kokusuyla sarhoş olmamak için kasıtlı olarak ağzındaki şekeri ezdi ve parçalara ayırdı.

Chase sinirli bir halde, “Ne hakkında konuşmak istiyordun?” diye sordu. Yanakları duştan yeni çıktığı için hafif kızarmıştı.

‘Keşke onun kahrolası yüzünü görmeseydim, dövüş gücüm en az 100.000 puan daha fazla olurdu,’ diye düşündü Josh.

Daha sonra onu görünce içinden otomatikmen geçirdiği küfürleri yuttu ve Chase’in yüzüne bakmaktan kaçınarak mümkün olduğunca sakin şekilde bakışlarını yere sabitledi. Josh’un gözlerine bu kez de Chase’in bir iki düğmesi açık gömleği arasındaki ince boynu ve şekilli köprücük kemikleri takıldı. Gözleri farkında olmadan Chase’in yağsız kaslarına ve kumaşın içinden görünen sıcaktan kızarmış meme uçlarına kaydı. Tamamen çıplak bir vücuttan bile daha açık hissettiriyordu.

En sonunda Josh’un Chase’in yüzüne bakmaktan başka şansı kalmamıştı. Tam o anda kör olmayı diledi.

Josh, “Bugün olanlar için bir özür ve gelecekte olacaklar için de bir önlem istiyorum” diye söze başladı. Chase’in tepki olarak yaptığı tek şey kaşlarını çatmak oldu.

Josh devam etti, “Konunun ekip üyelerimizden birini geride bırakmak olduğunu biliyorsun. Bundan dolayı çok ciddi hasar aldı. Böyle bir şeyin gelecekte bir daha olmayacağının garantisi yok. Benzer bir durum olması halinde kişisel güvenliğimizi de sağlamalıyız-“

“Bu neden sorun olsun ki?” Chase, Josh’a bakarken gerçekten anlamamış gibi görünüyordu.

Kendi iyiliği için başka birini feda etmenin çok basit olduğu bir hayat yaşayan birinin bariz bir tepkisiydi.

Sabrını koruyabilmek için elinden gelenin en iyisini yapan Josh, “Bizi bu şekilde kullanmaya devam ederseniz, bundan sonra sizinle çalışmaya devam edemeyiz.”

“Ama sizin işiniz bu, değil mi?”

Josh, “Bizim işimiz sizi korumak, dayak yemek ya da kaprisleriniz yüzünden hırpalanmak değil,” dedi. Sözleri istemsizce sertleşmişti.

Chase umursamazca saçlarını arkaya attı ve Josh’a baktı. “Benim için hayatınızdan vazgeçmeniz sözleşmenin bir parçası, değil mi?”

“Bugün hayatınızın tehlikede olduğunu hiç sanmıyorum, Bay Miller.”

“O halde bakış açılarımızda bir farklılık olmalı. Korkmuştum, anlıyor musun?”

‘Güldürme beni, or*spu çocuğu!’ diye düşündü Josh. Taşan duygularına engel olamayıp duvara sert bir yumruk attı. Pattt! Boğuk bir ses, odanın içinde ürpertici bir şekilde çınladı. Josh, Chase’e baktığında çarpmanın yankısını uzaktan duyabildiğini hissetti. Ancak yapabilecekleri bu kadardı. Josh öfkesini bastırdı ve elinden geldiğince sakince konuşmaya devam etmeye çalıştı. Ne de olsa, karşısındaki adam tarafından neredeyse birkaç kez öldürülüyordu.

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 13: Şikayet, novel Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 13: Şikayet, online Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 13: Şikayet oku, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 13: Şikayet bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 13: Şikayet yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 13: Şikayet light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X