Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 11: Kaçış Planı

A+ A-


BÖLÜM 11: KAÇIŞ PLANI


Isaac, “Binaya giren herkesi dikkatlice kontrol ettiklerini duydum. Bugün buraya dışarıdan gelen herkes kimlik taramasından geçirilmiş. Kadrolu personeller bile. Herkesi tek tek kontrol etmemize gerek yok değil mi?” diye sordu.

Josh şekerleri ağzının içinde yuvarlarken dalgın bir şekilde, “Sanırım gerek yok,” diye cevapladı. Isaac’in Alfa feromonlarının kokusunu belli belirsiz alabiliyordu. Ve bu konuda bu kadar kayıtsız kalabilmesi sadece ağzındaki şeker sayesinde değildi; O günden beri onu cezbeden tek kokunun, o adamın feromonları olmasıydı. En büyük sorun, Josh o adamdan ne kadar bıkmış olursa olsun, kokusunun Josh’a işkence edecek kadar tatlı olmasıydı.

“…?” Birden Josh garip bir şey hissetti ve başını kaldırdı. Isaac ona yukarıdan bakıyordu. Ancak daha sonra Josh, Isaac’in parmağının saçlarına değdiğini fark etti.

Isaac’in yaptığı hareket karşısında şaşkına dönen Josh “Ne oldu?” diye sordu.

Isaac çok daha fazla şaşkınlık içinde gözlerini kırpıştırdı ve aceleyle, “Saçında bir şey vardı” diye yanıtladı.

“Öyle mi?” Josh fazla düşünmeden parmaklarını kabaca saçlarına değdirdi.

Isaac tekrar konuşmadan önce bir süre daha Josh’a baktıktan sonra, “Pitt nasıl?”

“Hm? Oldukça iyi.” Josh için günün en mutlu saati Pitt’i aramak ve yatmadan önce sesini duymaktı. Çocuğunun bir önceki gece duyduğu sesini hatırlamak bile otomatik olarak dudaklarının kıvrılmasını sağlamıştı.

Josh’u takip eden Isaac, “Onu özlemiyor musun?” diye sordu.

Acil çıkış kapısını açıp tekrar kapatmadan önce etrafa bakınan Josh, “Tabi ki de özlüyorum ama başka şansım” yok diye cevap verdi.

Yürümeye devam ederken Isaac başka bir soru daha sordu, “Bu iş bittiğinde… Kanada’ya mı yoksa Alaska’ya mı gideceksin?”

Josh sonunda Isaac’a baktıktan sonra “Kim bilir… Neden sordun?” diye yanıtladı.

Isaac bakışlarını kaçırdı ve mırıldandı, “Umm… Pitt’in annesi ne zaman dönecek? Bütün ailen taşınacak mı?”

O kısa anda, Josh’un beynini çok çalıştırması gerekmişti. Yalan söylese miydi? Ne yalan söylemeliydi? Bahane mi uydurmalıydı? Anlamamış gibi mi yapmalıydı?

Kayıtsız bir şekilde cevap verdiğinde yalnızca birkaç saniye geçmişti, “Bu, zamanı geldiğinde düşünülmesi gereken bir şey. Hala çok uzak bir hikaye.”

“Evet…” Isaac tereddütle sesini alçalttı.

İş bittikten sonra ekibin dağılacağından mı endişeleniyordu? Josh hafifçe sırtına vurdu ve devam etti, “Sadece umut dolu boş bir laftı. Geleceğin neler getireceğini kim bilebilir? Bunun için şimdiden endişelenmeye gerek yok.”

Acil durum merdivenlerinin karşısındaki kapıyı açtıkları anda Josh’un kulaklığından bir ses geldi. Konuşan Mark’tı.

“Neredesin? Daha çok var mı?” diye sordu.

Josh kulaklığının çevresine takılan kulak koruyucuyu yeniden ayarladı ve yanıtladı, “Neredeyse bitti. Bitirdiğimde stüdyoya gideceğim.”

“Peki ya Isaac?”

Bu sefer, Mark’a cevap veren Isaac oldu “Josh’la birlikteyim.”

“…Birlikte mi? Her neyse. Bir sorun var mı?”

Josh Isaac’in de aynı cevaba sahip olduğunu bakışıyla onayladıktan sonra “Hayır, bir sorun yok.” dedi.

Mark cevaplarını teyit ettikten sonra, “Planlar değişti. İkinizde izleme odasına gelin” dedi.

Binanın içindeki ve dışındaki güvenlik kameralarının izlendiği güvenlik ofisinden bahsediyordu. Josh ve Isaac kafa karışıklığı içinde bakıştılar.

Isaac, Josh’un arkasından yürürken kendi kendine mırıldandı “Bu biraz…”

Josh başını salladı. “Bununla ilgili içimde kötü bir his var.”

*

*

Kapıyı açıp içeri girdiklerinde, Mark’ın ciddi bir ifadeyle monitöre baktığını gördüler. Josh, izleme odası boyunca yürüdü ve bakışlarını monitörü izleyen Mark’a çevirdi.

“Neler oluyor?” diye sordu.

Mark hemen cevap vermedi. Bunun yerine soru sordu. “Bir sorun yoktu, değil mi? Çıkış güzergahı nasıl? Her şey yolunda mıydı?”

“Evet. Şüpheli bir nesne veya kişi yoktu….” Josh, Mark’ın başını salladığını gördü ve kontrol ettiği güzergahı açıklamak üzereydi ki, Mark elini kaldırarak Josh’u durdurdu.

Çattığı alnını ovuşturdu ve açıkladı, “C ile işleri neredeyse bitti, ama… dışarıda kalabalık deli gibi toplanmaya devam ediyor. Birkaç kişinin itilip kakılmaktan yaralandığını ve bir süre önce birinin ambulansla götürüldüğünü duydum. Bununla ilgili önlem almamız gerekiyor.”

“Gidemeyeceğimiz kadar kötü mü?” Isaac endişeyle sordu.

Mark tek kelime etmeden başıyla ekranı gösterdi. Monitörlerden binanın dışını gösteren ekranı gören herkes, bir an için konuşmayı unuttu. Dışarıda toplanmış büyük bir kalabalık vardı.

Josh, “Yılbaşındaki Times Meydanı bunun yanında bir hiç,” diye fısıldarken yüzünün rengi atmıştı.”

—————

ÇN: New York Times Meydanı, Amerika’da yılbaşı kutlamalarına ev sahipliği yapan yerdir. Kutlamaya yüzbinlerce kişi katılır, dünyaca ünlü sanatçılar gelir. Yeni yıla girildiğinde havai fişek patlatılır. Dünyaca ünlü büyük bir kutlamadır.

—————

Mark sızlandı, “Birkaç yıl öncesine kıyasla çok daha kötü. Şimdi daha da çılgın hayranlar var.”

Herkes iç çekti. Isaac hızla sordu, “Buradaki güvenlik personelinin bu gibi durumlar için bir protokolü veya bir önlemi var mı? Bu gidişle daha çok kişi yaralanırsa, işler ciddileşebilir.”

Mark başını salladı ve ciddi bir ses tonuyla cevap verdi. “Polise çoktan haber verdik, kendi güvenlik ekiplerini göndereceklerini söylediler. Şu an için sadece diğer iki giriş için endişelenmemiz gerekiyor.”

Bir personel aceleyle araya girerek, “Batıdaki acil çıkış kapısı kapatılabilir,” dedikten hemen sonra Josh, Mark ve Isaac bakışlarını aynı anda ekrana çevirdiler.

Gördükleri karşısında şaşkına dönmüş başka bir personel lafı ağzından kaçırdı. “Bu da ne böyle, zombilerden oluşan bir duvar mı?” Tıpkı söylediği gibiydi. Monitör onlara, her tarafında duvara tırmanan sayısız zombinin olduğu bir filmi hatırlattı.

Isaac, binaya daha önce girmek için çığlık atan insanlara bakarak “Polis yerine SWAT’ı aramamız gerekmez mi?” diye mırıldandı. Yarı şaka yapıyordu ama aynı zaman da yarı ciddiydi. Bu sırada güvenlik görevlileri kalabalığı bir kez daha engellemişti.

——-

ÇN: SWAT, Amerikan eyaletlerinde teşkilatlanan seçkin bir polis taktik birimidir. Düzenli bir eğitim ile yüksek riskli işlemleri gerçekleştirmek için eğitilmiştir. Görevleri rehine kurtarmak ve yüksek riskli tutuklama, arama ve terörle mücadele operasyonlarıdır.

——-

Çalışanlar, yangınlarda kullanılan kalın barikat panjurunu var güçleriyle aşağı çekiyorlardı. Ancak kalabalık zaten binayı kalın katmanlar halinde sarmıştı.

Mark endişeyle, “Her halükarda, ne yapmamız gerektiğini konuşsak iyi olur. Herkesi dağıtmamız mümkün görünmüyor” dedikten sonra Josh’a döndü ve talimat verdi, “Geri dön. Ben burada kalıp durumun biraz daha gelişmesini izleyeceğim.”

Josh, hızla ilerlemeden önce, “Anlaşıldı,” diye yanıtladı. Bulundukları odada, binanın dışından gelen daha çok ulumaya benzeyen insanların tezahüratları hafifçe duyabiliyordu.

***8.Kısım***

Toplantı odası sessizdi. Kimse ağzını açmaya cesaret edemiyordu. Kendi tarafında her şey yapıldıktan sonra toplantı odasına getirilen Chase, mevcut durum hakkında bilgi verilirken tek kelime etmemişti. İfadesiz bir yüzle koltuğunda oturmaya devam ediyordu.

“Kısaca böyle” menajeri ona her şeyi anlatmayı bitirdikten ve uzun ve ağır bir sessizlik oluştuktan sonra, Chase sonunda ağzını açtı “Geri dönemeyecek miyiz?”

“Hayır,” menajer ortamın havasını okumak istercesine temkinli bir şekilde konuştu. “Güvenlik ekibinin başı şu anda bir yol arıyor. Görünüşe göre geldiğimiz gibi arabaya binip geri dönmek çok zor. Binanın etrafı tamamen çevrilmiş…”

Menajerin sesi yavaşça alçaldı. Chase hiçbir şey söylemedi. Yüzü bir oyuncak bebek kadar ifadesizdi. Daha sonra birden elini kaldırdı.

Chase’in ani hareketinden sonra herkes endişeyle birbirine bakıyordu. Tek yaptığı menajere elini uzatmaktı ama o anda onu izleyen herkes çoktan nefesini tutmuştu. Menajerine vuracak mıydı? Akıllarda aynı düşünceyle herkes gerilmişti. Tam o sırada menajeri aceleyle cebinden siyah metal bir kutu çıkardı.

Sigara kutusuydu.

Gerginliğin azalmasıyla birlikte odadakiler rahat bir nefes aldı. Chase sessizce sigarayı dudaklarının arasına yerleştirdi ve ateşe verdi. İçine çektiği dumanı üflerken herkes gergin bir şekilde Mark’ın gelmesini bekledi. O ana kadar ona bakan sekreter “Bay Miller, içecek bir şey ister misiniz?” sordu.

Ancak, geri dönen cevap Chase’in alay dolu küçümsemesiydi. “Bana ne tür bir pislik içirmeyi planlıyorsun?”

“…Özür dilerim.” Sekreter hızla yerine döndü. Odaya tekrar sessizlik hakim oldu.

O sırada Josh gerçekten boğuluyormuş gibi hissediyordu. Chase Miller’la böyle küçük, kapalı bir yerde olmak- sürekli yaydığı feromonların kokusu Josh’u delirtiyordu ve üstüne eklenen gerilim onu öldürüyordu.

Josh, dikkatle Chase’e bakarak, ‘Lavaboya gitmem gerektiğini söylesem mi?’ diye düşünürken, birdenbire göz göze geldiler. Josh olduğu yerde donakaldı.

Chase’in bunca zaman boyunca ona bakıyor olabileceğini fark etti. Elbette bu bir yanılsama olmalıydı. Ancak tuhaf bir şekilde, Chase gözlerini kaçırmadı.

Josh, üzerinde sabit kalmaya devam eden bu ısrarlı bakışlar konusunda ne yapacağını bilmiyordu. Chase’in inatçı bakışları sanki gözlerinin buluşmasını bekliyormuş gibi hissettirdi.

Josh yutkundu. Boğazından aşağı inen tükürüğünün sesi normalden daha yüksek çıkmıştı. Chase hala ona bakıyordu ve Adem elması sert şekilde aşağı yukarı hareket ediyordu.

O anda Josh baştan ayağa vücudundaki tüm sinirlerin gerginleştiğini hissetti. Daha sonra teninde bir karıncalanma hissetti sanki Chase bakışlarıyla Josh’u delip geçmek istiyordu.

Tam o sırada kapı çaldı ve Mark içeri girdi. Şükür ki Josh, sinirlerinde hissettiği gerginliğin gevşediğini hissetti. Rahatlamış bir şekilde nefes aldı ama Mark’ın yüz ifadesi pek iyi görünmüyordu.

Mark “Barikat yıkıldı,” diye duyurdu.

Henry acı dolu bir inilti çıkardı. Chase sonunda gözlerini Josh’tan ayırdı ama yine de tepkisiz kaldı. Mark devam etti, “Şu anda hareket etmemiz imkansız görünüyor. Polis kalabalığı dağıtma sürecinde, yani biraz beklersek-“

Chase’in duygusuz sesi Mark’ın cümlesini kesti, “Ne kadar süre?” Mark tereddüt etti. Chase birkaç saniye bekledi ve ardından tekrar “Daha ne kadar beklemem gerekiyor?” diye sordu.

“Emin değilim,” diyerek gözlerini kırpıştırdı Mark, tedirgin görünüyordu. “En az üç dört saat-“

“Hahh,” Chase kısa bir iç çekti. Aynı zamanda, herkes çenesini kapatmıştı. Tek kelime etmeden kaşlarını çattı. Feromonlarının hafif kokusu yavaş yavaş güçlendi. Sinirlenmişti. Josh için katlanması çok güç olmaya başlamıştı.

Josh’tan daha hızlı davranan Seth ağzını açtı “Um…” Josh konuşma sırasını kaçırmıştı.

Isaac “Bir fikrin mi var mı?” diye sorarak Seth’i konuşması için teşvik etti.

“Planladığımız rotada bir sorun yok, değil mi? Sadece oraya ulaşmanın bir yolunu bulmamız gerekiyor.”

Henry, sanki bunu bekliyormuş gibi “Sorun oraya varmak, aptal,” dedi.

Isaac sinirle Henry’e baktı -sinirlenmesi çok nadir görülen bir şeydi- ama çok geçmeden bakışlarını başka yöne çevirdi.

Bu her zaman olurdu, bu yüzden Josh gelişigüzel bir şekilde Isaac’in sırtına vurdu ve araya girdi, “Sen ne diyorsun… Mark?”

Herkes yerine oturduktan sonra Mark devam etti, “Polis kalabalığı dağıtmaya çalışıyor ama kolay değil. Bir an önce buradan çıkmamızın bizim için en iyisi olacağını düşünüyorlar.”

“Ama dışarı çıkmamızın bir yolu var mı?” diye sordu Seth.

Mark kapıya doğru baktı ve yürüdü, ekip üyeleri de onu dışarıya doğru takip ettiler. Josh sonunda rahat bir şekilde nefes alabilmişti.

Koridorda bir çember oluşturacak şekilde toplandıktan sonra Mark ciddi bir şekilde devam etti, “Birimizin yem olmasına ne dersiniz?”

“Ugh, hayır–” Henry bu fikri hemen reddetmek üzereydi, ancak herkes aynı anda ona baktığında, hemen çenesini kapattı.

Mark, “Klişe olabilir ama işe yaradığı için klişe. Bunun yanında bir aldatmaca daha planlayalım. İlk dalgada yemimiz olacak, hemen sonrasında ikinci dalgayı da göndereceğiz.”

“Ama gerçek olan- “

“Üçüncü dalgada olacak, evet.” Mark başını salladı. “Birinci ve ikinci dalgalar farklı yönlere gidecek. Ardından hayran kalabalığı ikiye bölünecek. İkisinden birinin yem olacağını zannedecekler ama ikisinin de yem olduğunu tahmin edemezler. Ortalık biraz sakinleşince C’yi alıp buradan çıkıyoruz. Anlaşıldı mı?”

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 11: Kaçış Planı, novel Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 11: Kaçış Planı, online Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 11: Kaçış Planı oku, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 11: Kaçış Planı bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 11: Kaçış Planı yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 11: Kaçış Planı light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X